Atatürk, “Kadınları geride bırakan toplumlar, geride kalmaya mahkûmdur” derken sadece bir tespitte bulunmuyor, bir medeniyet rotası çiziyordu. Tevfik Fikret ise o meşhur dizesiyle mühürlüyordu bu gerçeği: “Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer.”
Toplumları ayakta tutan, milletleri medeniyet ufkuna taşıyan asıl güç kadının irfanı, eğitimi ve milli şuurudur. İYİ Parti olarak bizler, bu gerçeğin bilinciyle; kadının ve çocuğun uğradığı her türlü haksızlığa karşı saf tutuyoruz. Kadın Kolları Genel Başkanımız, asker kökenli Sayın Kevser Ofluoğlu’nun siperlerdeki o kararlı duruşu, bugün teşkilatlarımızın her kademesinde bir mücadele azmine dönüşmüş durumda.
"Kapı Çal, Selam İlet, Dert Dinle"
Geçtiğimiz günlerde bu mücadelenin Seydişehir ayağında, Konya Kadın Kolları Başkanımız Leyla Sarıtepe, yönetimden Zehra Aksu, İl Başkan Danışmanı Remzi Ari ve kıymetli dava arkadaşlarımızla birlikte sahadaydık. Bozkır yolu üzerinde, Saman Pazarı’nın alt kısımlarında kapıları çaldık. Elimizde Ramazan pidelerimiz, dilimizde Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun selamı vardı. Ama gördüklerimiz, yüreğimizi buz gibi kesen o havadan daha soğuktu.
Manzara: Derin Yoksulluk ve Çaresizlik
Daha önce de gittiğim o mahalleleri hiç bu kadar bitkin görmemişim diyebilirim. Sokaklardaki perişanlık, sanki bizi bir savaş sonrası coğrafyasına, adeta Afganistan’ın o mahzun hallerine götürdü.
Bir kapıyı çaldık; karşımıza halsiz, mecalsiz bir kadın çıktı. Kanser hastası... Eşinden şiddet görmüş, çocuklarını alıp kaçmış. Tutunacak bir dal arıyor. Leyla Başkanımız hemen notlarını aldı, gerekli yerlerle irtibata geçildi. Bir başka evde ise evladını bir bunalım sonucu kaybetmiş, fakirlikle evlat acısının arasında sıkışmış bir ailenin feryadına şahit olduk.
İnsanın canı yanıyor. Halk perişanken, bizleri yönetenlerin saraylardaki şatafatını, birkaç yerden maaş alan vekilleri ve televizyonlarda "fakirlik edebiyatı" yapıp Mercedes’lerinden inmeyen o sözde hocaları düşünmeden edemiyorsunuz. Eğer bir din adamı halkın yoksulluğuyla dertlenmiyorsa, orada samimiyet bitmiş demektir.
Buzlar Çözülürken Milli Meseleler
Saha çalışmamızın ardından, fedakarlığıyla örnek olan Nursel Hanım’ın evine misafir olduk. Dışarıdaki o keskin soğuktan sonra evin sıcaklığı, bana "Buzlar Çözülünce" filmini hatırlattı. Herkesin evinden bir azık getirdiği o samimi iftar sofrasında, sadece yemek yemedik; memleketin ve dünyanın geleceğini de yoğurduk.
Gündemimiz sadece yerel sıkıntılar değildi; Orta Doğu’da oynanan oyunları, Büyük Orta Doğu Projesi’nin (BOP) sinsi adımlarını ve Türkiye’nin bu kuşatmadaki yerini konuştuk. İlimden, sanattan ve teknolojiden kopuk yönetimlerin, halklarını nasıl bir felakete sürüklediğini İran örneğiyle irdeledik.
Biriz, Beraberiz
Günün en kıymetli anlarından biri de ailemize yeni katılan iki yoldaşımızdı. Sevim ve Ayşe Hanımların yakasına partimizin rozetini taktık. Artık gönül birlikteliğimiz resmileşti. Mehmet Akif Ersoy’un dediği gibi: “Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez / Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”
Biz dert dinlemeye, not almaya ve bu feryadı genel merkezimize, Ankara’ya taşımaya devam edeceğiz. Bu vesileyle emeği geçen tüm başkanlarıma ve bizlere gönlünü açan Seydişehirli hemşehrilerime şükranlarımı sunarım.











