Geçtiğimiz perşembe günü Selçuk Üniversitesi kampüsü içindeki müzede, ruhumu serinleten bir pınar başına uğramış gibi hissettim kendimi. Ressam Ayşe Türkmen’in "Saklı Kalan Fırçam" isimli ilk kişisel sergisinin açılışındaydım. Ancak bu sadece bir resim sergisi değil; bir kadının var olma mücadelesinin, renklerle ilan edilen hürriyetinin ve bir hocanın emeğinin hikayesiydi.
Bir Hoca, Bir Ekol: Orhan Cebrailoğlu
Serginin içinde düzenlenen söyleşinin moderatörlüğünü, Ayşe Hanım’ın hocası Prof. Dr. Orhan Cebrailoğlu yaptı. Cebrailoğlu’nu tanıyanlar bilir; o, alışılmışın dışında bir sanatçıdır. Pipolu, poşulu, ağırbaşlı hoca imajının aksine; karayağız, her an gülen, esprili ve halkla iç içe bir "gönül adamı"dır. Azeri kökenli sanatçımız, dev boyutlardaki tuvallerle adeta oyun oynarcasına resim yapan, dünya çapında bir isim.
Onu izlerken şunu fark ettim: Sizinle konuşurken bile gözlerinde yeni dünyalar kuran, yerinde duramayan bu heyecanlı hoca, tüm enerjisini talebelerini en üst noktaya taşımak için harcıyor. Üniversite öğrencisine sanat öğretmek belki bir müfredat meselesidir ama bir ev hanımını alıp, içindeki cevheri çıkarıp onu toplum önünde duygularını anlatan bir sanatçıya dönüştürmek... İşte bu, ancak kendini milletinin sanatla kalkınmasına adamış bir "halk sanatçısının" harcıdır.
Fırçanın Ucundaki Hürriyet
Sergi sahibi Ayşe Hanım, aslında bir öğretmen okulu mezunu. Ancak hayatın getirdikleriyle uzun yıllar ev hanımlığı yapmış, samimi ve duygulu bir yürek. Özellikle güneşin doğuşu ve batışındaki o eşsiz renk oyunlarından etkilenerek başlamış resme.
Söyleşi sırasında kendisine, "Neden soyut resim? İnsan ilk bakışta neden bir şeyleri hemen hatırlayamıyor?" diye sordum. Verdiği cevap, sanatın asıl tanımı gibiydi:
"Her fırça vuruşumda boyaların efsunlu hali beni özgür kılıyor, kendimi hür hissediyorum."
Bu cümle üzerine uzun uzun düşündüm. Demek ki insanoğlu, ayağındaki prangalardan kurtulduğu an hür olduğu gibi, fırçanın tuvalle buluştuğu o "an"da da kendi hürriyetini ilan edebiliyormuş.
Konya’da Kadın ve Sanat Üzerine
Hepimiz biliyoruz ki, özellikle Konya gibi geleneksel yapısı güçlü şehirlerde kadın sanatçı olmak zordur. Osmanlı’nın gerileme döneminden miras kalan, figüre ve heykele "günah" gözüyle bakan o bağnaz bakış açısı, ne yazık ki sanatın önüne set çekmiştir. Oysa Yüce Yaradan’ın bahşettiği bu yetenekleri sergilemenin, güzelliği ortaya çıkarmanın inancımızla bir çelişkisi yoktur.
Ayşe Hanım’ın ve atölyedeki diğer kadınların —ki kardeşim Ümran Ok da o atölyenin başarılı bir öğrencisidir— elde ettiği bu itibar, aslında tüm toplumsal tabulara karşı asil bir meydan okumadır. Sanat yoluyla bir ev hanımının kendine güven kazanması, "ben de varım" demesi, hepimiz için bir gurur vesilesidir.
Son Söz
Şu çalkantılı, gürültülü dünyada; "Saklı Kalan Fırçam" sergisi bana buz gibi bir pınar suyu içmişim gibi huzur verdi. Başta azmiyle örnek olan Ayşe Türkmen’i, ona babacan bir tavırla yol açan Orhan Cebrailoğlu’nu ve atölyedeki tüm sanat dostlarını yürekten kutluyorum.
Hanımların; eşlerinin ve ailelerinin desteğini alarak bu yolda yürümeleri, sadece onları değil tüm cemiyeti iyileştirecektir.
Sanat yolunda gayret edenlerin yolu açık olsun...











