Adana Portakal Çiçeği Festivali için 4 Nisan 2026 Cuma gecesi saat 01.00’de Kocaçınar ile yola çıktık. Seydişehir’den 2 otobüs, 2 rehber ve 4 yönetici eşliğindeki yolculuğumuzun ardından sabah saat 07.00 sularında Adana’ya giriş yaptık.
Tarih ve Doğanın Kucağında Bir Sabah
Program dahilinde ilk durağımız Seyhan Baraj Gölü oldu. Rahmetli Süleyman Demirel’in de mühendis olarak emeğinin geçtiği bu barajda fotoğraflar çektirdik. "Su hayattır" sözüne orada bir kez daha şahit olduk; zümrüt yeşillikleri arasında devasa bir göl... İnsan bakmaya doyamıyor.
Ardından sırasıyla Osmanlı’dan günümüze miras kalan ata yadigarlarımızı ziyaret ettik:
Taş Köprü
Ulu Cami
Saat Kulesi
Kervansaray
Ancak yollarda yürümek, grubu bir arada tutmak ve izdihamdan rehberi takip edebilmek bir hayli zordu. Caddeden caddeye geçerken adeta ezilme tehlikesi atlatarak Sabancı Merkez Camii’ne ulaştık. Festival alanına doğru akan devasa bir insan seli vardı.
Sabancı Camii, Cumhuriyet tarihinde Sultanahmet’ten sonra yapılan en büyük cami. Rehberimiz, kapasite olarak Sultanahmet’ten bile büyük olduğunu ifade etti. Mimarisiyle ecdada saygısını duruşuyla gösteren bu muazzam eseri yaptıran Sabancı ailesine Rabbim rahmet eylesin, mekanları cennet olsun.
Portakal Çiçekleri ve Mahşeri Kalabalık
Sıkı bir kontrolden geçerek festival alanına girdik ancak kalabalıktan sadece küçük gruplar halinde hareket edebiliyorduk. Burnumuza o nefis çiçek kokusu gelince başımızı bir kaldırdık ki; sıra sıra portakal ağaçları! Üzerinde hem meyvesi var hem de taptaze çiçekleri... Arkadaşlarıma, "Bakın, bu Rabbimin bir mucizesi değil mi?" dedim. Geçen sene çiçekleri don vurduğu için ağaçlar kararmıştı ve bu kokuyu alamamıştık. Bu yıl ise her şey muazzamdı.
Festival alanı tam bir panayır yeri gibiydi. Yiyecek-içecek çadırları, hediyelik eşyalar... İnsan bu atmosferde kendini kaybediyor. Gece yolculuğunun yorgunluğuyla sersemlemiş bir halde gezerken tanıdık simalarla da karşılaştık.
Siyasetin Nabzı Festivalde
Ocak Başkanlarımızdan, rahmetli Başbuğ’un yakından ilgilenip Kıbrıs’ta okuttuğu Azmi Karamahmutoğlu ile karşılaştık. Kendisiyle ayaküstü sohbet ettik. Ümit Özdağ’ın da alanda olduğunu öğrendim ancak kalabalıktan göremedim. Ayrıca CHP’den Veli Ağbaba ile de görüşme şansım oldu. "Olaylar hakkında ne düşünüyorsunuz?" diye sorduğunda, "Haksızlık yapılıyor, yanınızdayız," dedim. Sağ olsun teşekkür etti ancak kendisini biraz yorgun ve moralsiz gördüm. Gönül isterdi ki Zeydan Karalar’ı da göreyim ve geçmiş olsun dileklerimi ileteyim ama nasip olmadı.
Organizasyon Eksikleri ve Hayal Kırıklıkları
İnsan olmanın gereği başkasının derdiyle dertlenmektir ama bu sene festivalde ciddi eksikler vardı. Geçen seneyle kıyasladığımda şunları söyleyebilirim:
Kortej Sorunu: Korteji festival alanının dışına, uzak bir caddeye taşımışlar. Saat 15.00’te başlayacak dedikleri yürüyüş için insanlar dakikalarca yol yürüdü. Vali Bey geç gelince binlerce insan bekletildi. Bizim dönüş saatimiz 18.00 olduğu için grubumuz korteji göremeden dönmek zorunda kaldı. Halkın bu şekilde bekletilmesi büyük bir saygısızlık; nitekim Vali Bey de yuhalanarak protesto edildi.
Hijyen ve Altyapı: Tuvalet yetersizliği tam bir rezaletti. Boydan boya kuyruklar vardı; seyyar tuvaletler neden düşünülmedi? Ayrıca zemin çok kötüydü; bir gün önceki yağmur nedeniyle her yer çamur içindeydi.
Ulaşım ve Park: Yüzlerce tur otobüsü için indirme-bindirme alanı ve park yeri ayarlanmamış. Birçok araca ceza kesildi.
"Umurumda mı Dünya?"
Tüm bu aksaklıklara rağmen insanların heyecanı ve yaşama sevinci görülmeye değerdi. Kafalarında festival çiçekleri, rengarenk giysileriyle kadınlarımız ve gençlerimiz... Hani derler ya; "Bir elinde cımbız, bir elinde ayna; umurumda mı dünya?" tam o hesap. Savaş, ekonomi, siyasi tutuklamalar... Sanki o an hiçbirini duymuyorlardı. Termosunu alan, azığını koyan sofrasını kurmuş; "Bana ne sizin balınızdan, etinizden" dercesine anın tadını çıkarıyordu.
Dönüş Yolu
Rehberin verdiği saatte toplanıp kendimizi zorla otobüse attık. Rehberimizin değerlendirmeleri ve tatlı bir yorgunlukla gece saat 01.30’da Seydişehir’e ulaştık. Ayaklarımız yere zor basarak eve doğru yürüdük.
Bu organizasyonun arkasındaki isimlere teşekkür borçluyuz. Kocaçınar’ın sahibi Osman Bey’in koşturması, Özlem Hanım’ın gayreti, Raziye Hanım’ın çalışkanlığı ve şoförlerimizin ustalığı... Bir başarı varsa bu kesinlikle bir ekip işidir. İnsanı memnun etmek zordur ama Kocaçınar bunu başarıyor. Başarılarınız daim olsun. İnşallah bir dahaki seferde görüşmek üzere!











