Siyaset; millî menfaatler ve çıkarlar doğrultusunda devleti yönetmek, yönetmek için mücadele etmektir.
Türk kadını maalesef günümüzde; farklı kültürel etkilerin evlere hâkim olması, maddi imkânsızlıklar içine itilmesi, vakit bulamaması, erkek hegemonyası veya kültürel birikimin zayıf kalması gibi pek çok nedenden dolayı siyasetten uzaklaşmış ve ilgisiz bırakılmıştır.
Hâlbuki bugün dünyada; ailede ve çocuklarda bir kültürel yozlaşma varsa; hukuksuzluk, adaletsizlik ve zulüm hüküm sürüyorsa; boşanmalar gün geçtikçe artıyor, çocuklar ve gençler arkadaşlarına ya da öğretmenlerine zarar verecek noktaya geliyorsa, işte orada bizim de mücadeleye dâhil olmamız gerekir.
Bu meselelere dört elle sarılmalı; bilgimiz ve düşüncemiz dâhilinde çözüm ortağı olmalıyız. Bunun yolu da problemlerin kaynağına inmek, meselelere dâhil olmak ve aktif siyaset yapmaktır. Aklımız ve değerlerimiz doğrultusunda çözümler üretmeli, bu toplumsal yıkıma “dur” diyebilmeliyiz. Bunun için kendimizi yetiştirmeli, okumalı ve siyasi gündemi yakından takip etmeliyiz.
Bugün Türk milletinin problemlerine; ekonomik çöküşe, aile yapısındaki bozulmaya ve çocuk yetiştirme süreçlerine ya Batı gözlüğüyle ya da yabancı kültürlerin bakış açısıyla bakılmaktadır. Haliyle bu bakış açısı, bize giydirilmiş bir elbise gibi ya dar gelmekte ya da bol kalmaktadır; özümüze uymadığı için de dertlere çare olamamaktadır.
Oysa biz Türk milletiyiz. Görüşlerimiz ve kültürümüz kendine özgüdür. Çare de bu özgünlüğe göre hazırlanmalı; zihniyetimiz ve hayat anlayışımız bu doğrultuda şekillendirilmelidir.
Tarihimize ve inandığımız değerlere baktığımızda Türk kadınının yeri gayet açıktır. İslamiyet öncesinde de Türk kadını baş tacıydı; Han’ın yanında oturur, devlet işlerini idare eder ve yabancı elçileri kabul ederdi. Resmî yazışmalarda “Hakan ve Hatun emrediyor ki...” ifadesi yer alırdı.
O dönemde evde işler ortaktı; kız ve erkek çocuklar birlikte yetiştirilir, evlilikler kızın rızasıyla yapılırdı. Beyler savaşa çıktığında çadırı, çocukları, devleti ve sınırları korumak kadına kalırdı. Çalışmayan, sorumluluk almayan bir erkek toplumda kabul görmezdi. Ahlaki düzen güçlüydü ve kurallar herkes için geçerliydi. Yasalar titizlikle uygulanır, yöneticiler de bu kurallara tabi olurdu.
Tarihimiz, devleti idare eden kudretli kadınlarla doludur. Tomris Hatun, yaşadığı büyük acılara rağmen devletinin başına geçmiş ve ordusunu güçlendirerek düşmanı ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Süyüm Bike direnişiyle, Hayme Ana ise devletin temellerindeki bilgeliğiyle hafızalarda yer etmiştir.
Yakın tarihimizde ise Nene Hatun vatanı için cepheye koşmuş; Gördesli Makbule Milli Mücadele'ye katılmış; Kara Fatma düşmana karşı amansız bir direniş göstermiştir. Halide Edip Adıvar ise hem kalemiyle hem de mücadelesiyle tarihe tanıklık etmiştir.
İşte bu kadınlar nasıl devletine, vatanına ve evladına sahip çıktıysa, biz de aynı bilinçle hareket etmeliyiz.
Bugün ülkemizde; ekonomik sıkıntılar, toplumsal çözülmeler ve eğitim sorunları gibi pek çok mesele gündemdedir. Bu sorunlara karşı bilinçli olmak, sorgulamak ve çözüm üretmek hepimizin sorumluluğudur. Aile içinde başlayan bilinç, topluma yansır. Bu nedenle çocuklarımızı değerlerini bilen, sorgulayan ve güçlü bireyler olarak yetiştirmeliyiz.
Gelenek ve göreneklerimize sahip çıkmalı, aynı zamanda çağın gerekliliklerini de göz ardı etmemeliyiz. Farklı kültürleri tanımak önemli olsa da kendi kimliğimizi korumak esastır. Bu nedenle toplumsal ve siyasal alan boş bırakılmamalıdır. Kadınlar olarak bilgi ve birikimimizle hayatın her alanında yer almalıyız; aksi hâlde karar mekanizmalarında söz sahibi olamayız.
Yüzyıllar öncesinden bize seslenen Bilge Kağan’ın dediği gibi:
“Üste mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir?”











