Hatırlarsınız, Ozan Arif’in bir şiiri vardır:
"Osman Dayı bu işte senin de vebalin var, Bu namussuz gidişte senin de vebalin var..."
Neyse, bu şiir bugünlerde dilime dolandı. Gündemde olan MHP’deki olaylar, Sayın Bahçeli’nin tutumu... MHP’nin; ülkücülükle alakası olmayanların eline geçmesinde, mafya ile anılmasında, Sinan Ateş cinayetinin faillerinin camia içinde yer bulmasında, uyuşturucu işleriyle adının geçmesinde bizim hiç vebalimiz yok mu? Bir düşünelim.
Başbuğ’un Uyarısı ve Geçmişin Hataları
Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş, Bahçeli’nin durumunu tespit ediyor ve bunu başta Namık Kemal Zeybek olmak üzere yakın çevresine söylüyor: "Dikkat edin, bunu aramızdan uzaklaştırırsak başka birini sokarlar ve onu tespit edemeyiz," diyerek Bahçeli’nin partide kalmasına müsaade ediyor. Ancak bu durumun o dönem taban tarafından bilinmemesi bence büyük bir hata oldu. Eğer o gün o uzaklaştırma yapılsaydı, bugün yaşanan bu bölünmüşlük belki de hiç yaşanmayacaktı.
Rahmetli Başbuğ’dan sonra bir çeşit operasyonla başa gelen Bahçeli döneminde, o zamanki parti yönetiminin, özellikle de şu anda Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı olan Azmi Karamahmutoğlu’nun hiç günahı yok mu? Kürsüyü devirerek, "İllegaliteyi başlatıyorum!" diyerek olay çıkaran Azmi Başkan, o olayı neden çıkarttı, bilen var mı? Üstü kapatıldı, yıllarca konuşulmadı. Şimdi Zafer Partisi’nde boy gösteriyor; peki, geçmişi sorgulanıyor mu?
"Sarı Öküzü" Verdik: Ali Güngör
Bahçeli başa geçince Ocakları kapattı. 12 Eylül sonrası baskılar nedeniyle Avrupa’ya kaçan ülkücüleri partiye ve ocaklara aldırmadı. Arkadaşlarımız aç, sefil ve sahipsiz kaldı; bunları duyduk ama yeterince dile getiremedik. Ocakların emperyalizmle ve PKK ile mücadele gücünü bitirdi; okullardaki üstünlüğümüzü kaybettik, seminerler bitti, disiplin azaldı. Ocaklar başsız ve sahipsiz kaldı.
DSP-MHP-ANAP koalisyonunda CHP zihniyetiyle (Rahşan Ecevit) ortak olduk. Rahşan Hanım, bizlere "Eli kanlı terör örgütü" diyerek rencide edici sözler söyledi, yuttuk. Rahmetli Ali Güngör yutmadı; kalktı, itiraz edip kürsüden cevap verdi. Vay efendim, sen misin lidere karşı gelen? Partiden ihraç edildi. Ali Güngör bizim "sarı öküzümüzdü"; onu verince arkası geldi. Baş kaldıranın başı ezildi, hain ilan edildi, partiden atıldı. Büyük çoğunluğumuz sustuk, sorgulamadık.
Lider Doktrin ve İtaat Çıkmazı
Zira "Lider Sultası" vardı. "Lider, Doktrin, Teşkilat" derdik; itaat etmemiz gerektiğini, liderin bizden iyi bildiğini düşünürdük. Çünkü biz Başbuğ’u öyle görmüştük. O bize "Evlatlarım" derdi; hata yapmazdı, bize ihanet etmezdi. Etmedi de...
Bahçeli’nin adına baktık "Devlet", soyuna baktık "Yörük"... "Devlet’in başına Devlet gelecek" diye kendimizi kandırdık. Daha sonra anladık ki tek gerçek olan ismiymiş. Kendisine Başbakanlık teklif edildiğinde "Hayır, benim haddime mi?" dedi. "Vardır Bilge Lider’in bir bildiği" dedik. Yani hep kendimizi kandırdık. Seçimlerde parti politikasından ziyade, Bahçeli’nin ne demek istediğini —aslında hiç anlamadığımız halde— anlamış gibi yapıp millete anlattık. Çünkü bize "davadan dönülmez" öğretilmişti. Evde karı-koca eleştiriyorduk ama dışarıda parti zarar görmesin diye ses etmiyorduk.
Uyanışın Gecikmesi ve Bölünmeler
Kayseri ve Beyşehir kurultayları bir bir iptal edildi; ülkücülerin toplanmasına izin verilmedi. Ozan Arif yazıyor, söylüyor, itiraz ediyordu: "Adam sanmıştık, adam değilmiş" diye... Ona bile hain dediler, yine uyanmadık. İçimiz içimizi yiyordu ama "lider eleştirilmez" zihniyeti karakterimize işlemişti. Halbuki Rabbim Kur’an-ı Kerim’de, "Akıl etmez misiniz?" buyuruyordu. O dönemde tepki verseydik, tüm ülkücüler olarak bu menfaat çetesini bitirseydik, bugün bu bölünme yaşanmaz, hareket iktidar olurdu.
Düşmanlarımız ve emperyalist güçler; sorgulayan, fikirlerini açıkça söyleyen demokratik bir yönetim istemiyorlar. Aklımız başımıza 60 yaşından sonra geldi. İYİ Parti’yi kurduk; tüm ülkücüler oraya hücum etti, büyük umutlarla bağlandık. Ama orada da kopmalar başladı. Halbuki içeride kalıp mücadele edilmesi gerekirdi. Yine bölünmeler, yine moral bozukluğu... Tam toparlandık derken Akşener’in yarattığı sıkıntılar baş gösterdi.
Sonuç: Milli Direniş ve Sorumluluk
Bir siyasi partide her türlü şahsiyet olacaktır ancak asıl olan kadroyu iyi seçmektir. Yöneticiler sağlam, davasından taviz vermeyen, "akçeli" işlere tenezzül etmeyen kişiler olmalıdır. Bizlerin de bu kadroları sorgulama hakkı olmalıdır. Hak etmeyenleri yüksek sesle dile getirmeliyiz. Partinin önünde engel olanlar, dedikodu üretenler hakkında hemen gereken yapılmalıdır.
Zira Türkiye üzerinde büyük oyunlar oynanıyor. Adeta bir Kurtuluş Savaşı durumundayız; ordularımız dağıtılmış, tersanelerimiz işgal edilmiş gibi bir manzara var. Terör örgütü imtiyaz sahibi olmuş, terörist başının çıkarılma planları yapılıyor. Bu devleti kurtaracak olan milli direnişin teşkilatlanmasıdır. Tüm milli ve ulusalcı güçler birleşmelidir.
Hz. Ömer bir hutbesinde, "Ben hata yapsam ne yaparsınız?" diye sorduğunda, sahabe kılıçlarını çekip, "Seni bununla düzeltiriz ya Ömer!" demiştir. İslam’ın ve Türk töresinin hükmü budur. Başkan görevini layığıyla yapacak, bizler de meseleleri akıl süzgecinden geçirip sorgulayacağız. İçimize sinmeyen bir mesele varsa yönetime bildirmeliyiz ki ömrümüzün son deminde bari yeni veballer yüklenmeyelim.
Tanrı Türk'ü korusun ve yüceltsin. Saygılarımla...











