Muhterem okuyucu, Karadenizin Dedekorkutu Trabzon Lisesinden sınıf arkadaşım, usta kalem, Orhan Kılıçoğlu’nun bu yazısını okuyun, eğitim çağındaki çocuklarınız için yazının bir çıktısını alın, lütfen.
*
Önce bir hatırlatma;
Dün Osmanlıyı çökerten dönme ve devşirmelerin torunları son yıllarda ''Osmanlıcılık'' kisvesine bürünerek bu sefer de Türkiye Cumhuriyeti Devletini yıkmanın peşindeler!
Bunların gerçekten samimi birer Osmanlıcı olduğuna inanmamız için, o mel'un dedelerinin mezarları başına giderek ''Ey dede, sen ne aşağılık bir şerefsizmişsin ki, sizi yedirip barından koca Osmanlı'ya puştluk yaparak içeriden çökerttiniz'' demelerini bekliyoruz.
Derler mi?
Asla demezler!
Çünkü yeni Osmanlıcılar da en az dedeleri kadar puşt ve alçaktırlar
638 YILLIK OSMANLI DÖNEMİNE BAKILDIĞINDA;
215 Sadrazamdan;
78 i Türk,
137 si Ermeni- Rum- Sırp vesaire.
161 Kaptan-ı Deryadan;
48 i Türk,
118 i dönme ve devşirme.
166 Baş Defterdardan (Maliye Bakanı)
24 ü Türk,
142 si Ermeni- Rum vesaire.
NE BÜYÜK BİR GAFLETTİR Kİ;
1453 den sonra ki 469 yıl dönmelerin devridir.
TÜRK KELİMESİ AŞAĞILIK SIFATI İDİ.
Atatürk'ün ''Ne Mutlu Türk'üm Diyene'' sözünü söylemesine kadar ki geçen zaman süresince, Osmanlıyı kuran milletin adı olan Türk kelimesi, imparatorluğa sızan dönme- devşirmeler ve şımaran azınlıklarca ''AŞAĞILIK SIFATI'' olarak kabul ediliyordu.
TÜRKLERE REVA GÖRÜLEN AŞAĞILIK SIFATLARI;
Pis Türk- Kokar Türk- Hırsız Türk- Namussuz Türk- Beyinsiz Türk- Akılsız Türk.
Şimdi anladınız mı ''Ne Mutlu Türk'üm Diyene'' sözünü dağlardan taşlardan, kitaplardan silmeye kalkanların soylarını cibilliyet ve ne denli hain olduklarını?
ELİN GAVURU VE İÇİMİZDE Kİ HAİNLER!
Sözlerime önce, ünlü bir Alman Düşünürünün şu sözleriyle başlamak istiyorum;
‘’Şu Türkler keşke Almanya’yı da alsalardı, ancak bu sayede insanca bir hayat yaşayabilirdik’’
Bugün üzerinde yaşamış olduğumuz Anadolu coğrafyasından gelip geçmiş olan irili ufaklı kavimlerin hayatlarını en ince teferruatlarına kadar anlatan ‘’ANADOLU KAVİMLER TARİHİ’’ yazılarak bir kitap hâlinde okumamız için elimize verilseydi; inanıyorum ki daha kapağını açar açmaz etrafa yayılacak olan iğrenç ve ağır ceset kokularından burnumuzun direği kırılır, şiddetli mide bulantısından mütevellit kusabilmek için en yakınımızda bulunan lavaboya koşar, kitabı da kazdığımız derince bir çukura gömüp üzerini kapatmayla da kalmayıp, bolca da kireç dökerdik….
Çünkü okumak için elimize aldığımız bu kitap; sayfa araları irili ufaklı onlarca millet, devlet ve kabile cesetleriyle dolu olan bir milletler kabristanlığından farksızdır….
İrili ufaklı bir ‘’KAVİMLER KABRİSTANLIĞINDAN’’ ibaret olan Anadolu coğrafyasında huzura hasret bir şekilde yaşayan, çeşitli dilleri konuşan ve farklı soylara mensup olan halk tabakaları, Türklerin Selçuklular olarak Anadolu’ya gelmelerine kadar geçen çok uzun seneler içerisinde; kan, gözyaşı ve tarifi imkânsız acılarla kıvranarak çok büyük işkencelere katlanmışlardır…
Önce Selçuklu, daha sonraları Osmanlı Türkü’nün hâkimiyet sahasına dâhil olan Anadolu toprakları asırlar süren Türk hâkimiyetinin sonucunda, daha önceleri büyük acılar içinde kıvranan gayr-i Müslim kavimler için bile sulh ve sükûn içinde, MAL, CAN ve NAMUS EMNİYETİ SAĞLANMIŞ OLARAK insan haysiyet ve onuruna yakışır bir hayat sürmeye müsait ve müstesna bir ortama dönüştürülmüştür…
Böylesine âdil ve merhamet ehli bir millete, bu milletin devletine, kimliğine, tarihi ve kültürüne düşman olabilmenin tek bir sebebi vardır ki bu sebep de iman fukaralığı, alçaklık ve soysuzluktur!
Hiç kimseden;
Nimetini,
Şefkatini,
Merhametini
Ve de adaletini esirgememiş böylesine asil ve soylu bir milletin kurmuş olduğu, Selçukluyu da içine alan Osmanlı'nın devamı niteliğindeki Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve bu devleti kuran başta Atatürk ve bütün Komutanlarına düşman olan, kin ve husumet besleyen kişilerin damarlarında mutlaka başka bir milletin necis kanı, gönlünde ise İslâm'dan başka bir dine iman vardır.
TÜRK'ÜN EN BÜYÜK HATASI;
Türk'ün halen daha devam eden en büyük hatası ki bu aynı zamanda Türk'ün kendi kendine de ihanetidir; gayri millileri ve gayri Müslimleri devletin içine sokmalarıydı. Gayri milli ve gayri İslâmi olanlara adaletinin, merhametinin, nimetinin dışında devlet içinde en küçük bir görevi dahi vermemeliydi.
Osmanlı Türk İmparatorluğu’nu işte bu hatası yıkmıştır.
Osmanlıyı çökerten bu hata Atatürk ile son bulmasına rağmen, Atatürk'ten sonra Osmanlının bu hatasını işlemeye devam ettik.
Yusuf Halaçoğlu'nun tespitleri bunun en güzel delilidir.
Halaçoğlu, zamanın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün makamına çıkarak kendisine ''Bakanlar Kurulunda TÜRK OLAN sadece iki kişi mevcut'' demişti.
Daha söylenecek söz mü kaldı ki?
Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Osmanlıcılık gibi bahanelerle tasfiye etmek isteyenlerin her biri, dün koca Osmanlıyı çökerten gayri milli çetelerin gayri mili ve gayri insani torunlarındır.
Ey Allah'ın dini İslâm'a iman edenler!
Ey haysiyet ve şeref sahibi olduğunu söyleyenler!
Ey vatanını sevip, karısının- kızının ırzını ve namusunu düşünenler!
Türkiye Cumhuriyeti Devlet’inin de, Osmanlı Türk İmparatorluğu gibi gayr i milli hainler tarafından çökertilmesine dur demek için tek çaren var!
O çare;
Mili birlik ve beraberlik şuuru ile kenetlenerek, başına geçireceğin insanların kanlarının Türk kanı olmasına dikkat etmek üzerine vacip olan ana görevindir.
"1908 yılında Osmanlı genel nüfusu 32.101.384 kişi idi. Bu nüfusun 26.625.993'ü Müslüman Türkler, Araplar, bir kısım Arnavut, Boşnak ve Kürtlerdi. Geriye kalan 5.475.391 kişi de çeşitli millet ve mezheplerden Hristiyanlardı.
1911-1912 Trablusgarp Savaşı nedeni ile 1.310.000 kişi, 1912-1913 Balkan Savaşı ile de 3.490.656 kişi elden çıktı. 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı'na 27.300.278 genel nüfusu ile girildi. Nüfusun yüzde 41'i Türk, yüzde 28'i Arap ve yüzde 5'i Kürt, geri kalanı ise Müslüman olmayan diğer unsurlardı.
1919 yılında İstanbul Hükümeti barış konferansında verdiği muhtırada savaş sonrası nüfusu şöyle açıklamıştı:
Anadolu ve vilayetlerinde kalan 11.750.000 nüfusun yüzde 78'i yani 9.291.346'sı Müslüman Türkler ve Kürtler, yüzde 9'u yani 1.014.612'si Rumlar, yüzde 5'i yani 542 bin 572'si Ermeni, yüzde 8'i ise Musevi ve diğer yabancı unsurlar...
Anadolu'nun kontrolü dışında İstanbul'da 823.482 (580.482'si Türk ve 242.550'i Rum ve Ermeni olmak üzere 823.482 kişi yaşamaktaydı.) Doğu Trakya'da 631.094 nüfus bulunmaktaydı. Yabancılar ile iş birliği içindeki yaklaşık 1.5 milyon Rum ve Ermeni nüfustan çıkarıldığında İstiklal Savaşı'na giren Türk nüfusunun 9.441.894 olduğu anlaşılır.
Bu durumda Osmanlı Devleti 1908'den 1920 yılına kadar 12 yıl zarfında 22.659.490 insanını kaybetmiştir.
1911 yılında 22.5 milyon olan Türk nüfusu ise 1923 yılına gelindiğinde 9.5 milyona inmiştir.
Yani 12 yılda 13 milyon Türk katledilmiştir."
*
Peki ABD'nin o zamanki hedefi neydi? ABD Kongresi, 1896 yılında Türkiye'nin Hristiyanlaştırılması için yapılacakları karara bağlamıştı. 100 yıl geçtikten sonra açıklanan belgeyi emekli amiral İlker Güven 2007'de bulup yayınlamıştı. Ben de o tarihten beri zaman zaman bu belgeye atıf yaparım.
Gizli kararın c ve d paragrafları şöyleydi:
* "Uluslararası Hıristiyan Komitesince geçici bir Hıristiyan yöneticinin Türkiye'nin başkanı olarak seçilmesini müteakip, Osmanlı İmparatorluğu'nun mevcut bölgelerinin sınırlarla ayrılması, bu bölgelerin Hıristiyan eyaletleri kabul edilip, Hıristiyan gücünün Türkiye Birleşik Devletleri adında toplanması sağlanacaktır.
* Geçici hükümet Türkiye Birleşik Devletlerinin sınırlarının içerisindeki etnik özelliklerine uygun olarak oluşacak Ermeni devleti müttefikimize, tüm Hıristiyan devletlerinin askerî destek sağlamaları istenecektir."
*
Kısacası, Türkiye topraklarını işgal etmek için "Ermeni soykırımı" iddialarını uydurdular. Türk Milleti, milyonlarca evladını şehit verdikten sonra Atatürk dehası ile bu tehdidi savuşturdu.
Son dönemde bu yalanları yeniden pişirdiler. Maksat bugün de aynıdır. Nüfusu 83 milyonu aşan Türk kimlikli Türkiye işlerine gelmiyor.
İçeride kim ki Atatürk'e düşmanlık ediyor; biliniz ki ABD Kongresi'nin bu kararına hizmet etmektedir!..











