Geriye dönüp baktığımızda ömür dediğimiz akıp giden nehir, en çok da kalbimizde bıraktığı izlerle anlam kazanıyor. Kimi zaman bir hatıra, kimi zaman yarım asırlık bir vefa rüzgârı insanı alıp hem gençlik pınarına hem de o çileli ama gururlu yıllara götürüveriyor.
1980 öncesinin o fırtınalı, sancılı ama bir o kadar da iman ve inanç dolu ikliminde; Türk eğitim sistemine binlerce fedakâr eğitimci, vatan evladı ve fikir adamı kazandıran İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsünün manevi çınarlarıyla, Afyon’un Sandıklı ilçesinde bir araya geldik. O günlerin namlu ucunda, ölümle burun buruna yaşayarak kurulan can kardeşliği, yarım asır sonra bugün bir kez daha göğsümüzü kabartan en mukaddes miras olarak karşımızdaydı.
50 Yılın Ardından: Gözlerde Yaş, Yürekte Yarım Asırlık Hasret
Bu geleneksel buluşmaya, okulumuzun unutulmaz efsane müdürü Namık Özer Erdoğan Bey ve birçok arkadaşlarımız katılıyordu. Fakat ben ve müdür yardımcımız Recep Ali Küçük hocam birlikte ilk defa iştirak etmenin derin heyecanını yaşadık. Cuma öğlen sonrası Sandıklı Hüdai Termal Otele vardık. Orada mevcut arkadaşlarla hal hatır sormaları sonrası akşam yemeğinden sonra otelin alt katındaki salonda toplandık. Açış konuşmasını buluşmayı organize eden okul arkadaşımız Mehmet Başer yaptı. Daha sonra okul müdürümüz Namık Özer Erdoğan buluşmadan çok memnun olduğunu ve bir baba hükmüyle bütün öğrencilerini çok sevdiğini ifade eden konuşma yaptı. Akabinde Recep Ali Küçük ilk defa katıldığı toplantıya katılmaktan büyük mutluluk duyduğunu ifade etti. Ben ve birkaç arkadaş daha çeşitli konuları kapsayan konuşmalar yaptık. Sonra üst katta o akşam müzikli eğlencenin olduğu salona çıkıldı. Müzik ve çeşitli oyunlara pistte iştirak eden arkadaşlar ve hocalarımız oldu. Bir yandan da Recep Ali Küçük Hocamızın, geliri aziz şehitlerimize, kahraman gazilerimize ve onların mukaddes emanetleri olan dul ve yetimlere bağışlanmak üzere büyük bir soylulukla kaleme aldığı "Düşlerim" adlı kitabını imzalayıp arkadaşlarımıza sunması, o an oradaki herkesin yüreğini ısıttı, gözlerini buğulandırdı.
Hayat gerçekten de bambaşka bir mucize... Dün, milliyetçi Türkiye davası uğruna omuz omuza yürürken, namlunun ucunda hayatta kalma mücadelesi verirken birbirimizin gözüne bakıp yarınımızdan emin olamadığımız o acı ve tatlı günlerde, aradan geçen 50 yılın insan yüzünde ne kadar iz bırakacağını bilemezdik. O zamanlar biri bize çıkıp da, "Öyle bir zaman gelecek ki, yıllar sonra bir araya geldiğinizde birbirinizi tanımakta zorlanacaksınız" deseydi, belki de gülüp geçer, "Yok canım, olur mu öyle şey, can kardeşler birbirini tanınmaz mı?" derdik.
Ama, Sandıklı topraklarında gördük ki zaman sadece saçlarımıza akları, yüzümüze çizgileri düşürmemiş; hafızalarımıza 50 yıl önceki taze fidan hallerini kazıdığımız o güzel insanları adeta yeniden tanımak zorunda bırakmış bize. Birbirimizin yüzüne dalgın dalgın bakarken, ses tonunda, gülüşünün kıvrımında o eski dostu aradık. Ve bulduğumuz anda aradan geçen yarım asırlık zaman silindi gidiverdi; sanki dün okul koridorlarında koşturan gençlerdik yine. İlk akşamın müzikli eğlencesi, cumartesi günü yapılan o huzurlu Sandıklı gezisi, bu tarifsiz kucaklaşmanın tatlı birer hatırası olarak işlendi ruhumuza.
Anıyı Ebedileştiren Vefa
Ziyaretimizin ikinci gününde, okulumuzun efsane müdürü, kıymetli bürokrat Namık Özer Erdoğan Bey hocamıza; genel yayın sorumluluğunu yürüttüğüm kamudannethaber sitemizin değerli yazarlarından, Uluslararası Avrasya Eğitimciler Federasyonu Genel Başkanı, Türk Eğitim-Sen eski genel sekreteri ve MEB emekli bürokratı Yaşar Yeniçerioğlu’nun kaleme aldığı "Yaşarken" isimli kitabını takdim ettim. Geçmişin o devasa çınarlarına bugünün vefasıyla uzanan o el sıkışması, ömrümüz boyunca unutamayacağımız en kıymetli anlardan biri olarak tarihe düştü.
Pazar günü, ayrılığın o buruk sessizliği çöktü üzerimize. Hayatın koşturmacası, işlerin yoğunluğu yine çağırmıştı. Arkadaşlarımızla gözleri nemli, yüreği minnet dolu vedalaşarak değerli hocamız Recep Ali Bey’le yola revan olduk. Çok şükür, kazasız belasız evimize, ocağımıza ulaştık; lakin aklımız ve ruhumuz o masada, o kadim dostların arasında kaldı.
Vefa ve Candaşlıkla Atan Bir Ömür
Hakikatlerin ve adaletin her daim uygulama safhasında olmasını, bu yalan dünyada en büyük tesellimiz bilerek yaşadık. Doğru bilgiyi arayan, samimiyete sımsıkı sarılan, dostluğun ve ülküdaşlığın kıymetini o namlu ucundaki günlerden beri bilen güzel insanlarla aynı yolda yürümüş olmak ne büyük bir şeref!
Bu buluşmanın gerçekleşmesinde emeğini esirgemeyen sınıf arkadaşım Mehmet Başer’e, Lütfi kardeşimize ve teşrifleriyle bizi onurlandıran aziz hocalarımız Namık Bey’e ve Recep Ali Bey’e sonsuz şükranlarımı sunuyorum.
Başta değerli hocalarımız olmak üzere, bu davanın ve bu ömrün yoldaşı bütün okul arkadaşlarımıza sağlık, sıhhat, huzur ve vefa dolu ömürler diliyorum. İyi ki vardınız, iyi ki bu yolda yollarımız kesişti!













