Biliyorsunuz “Günah”, kişinin dinî emir ve yasaklara aykırı fiil ve davranışlarda bulunması olarak açıklanır. Okuyanlarınız hatırlayacaktır, 24 Şubat 2014’te “Büyük Günahlar” başlıklı bir yazı yazmıştım. Bu yazıda hocalarımızın ısrarla üzerinde durdukları namaz konusunda, “Namaz kılmamanın büyük günahlar arasında olup olmadığına” değinmiş; neden iman, itikat ve ahlâk konuları üzerinde yeterince durulmadığını eleştirmiştim.
Maalesef! Vaaz ve hutbelerde İslâmın ahlâk kurallarına fazla yer verilmiyor. Bugün yaşananları biraz da bu açıdan değerlendirmemiz gerekiyor. Bugün namaz ve diğer ibadetler, bir kısım insan tarafından bir gösteriş ve işlenecek büyük günahları örtmek için kamufle olarak kullanılmaktadır. Diğer bir ifadeyle “İslâm özde değil sözde yaşanmaktadır.”
Bazı insanlar bir an önce köşeyi dönmenin peşine düşmüşlerdir. Bu tutumlarını saklayabilmek için de dinin ibadet ritüellerini kullanmakta; herkese görünebilmek için camiden, mescitten çıkmamaktadırlar. Hatta hacdan, umreden beri gelmemekte, oralardan fotoğraflar paylaşarak kendinin “çok müslüman olduğunu” göstermeye çalışmaktadır. Herhalde namazla, hacla, umreyle günahlarını affettirebileceklerini ve temize çıkabileceklerini sanmaktadırlar.
Bence burada da yine hocaların kabahatleri var, çünkü vaazlarında hacca gidenlerin dönüşte “analarından doğmuş gibi günahlarından arınacaklarını” söyleyebilmektedirler. Oysa her şeyden önce İslâm, samimi bir iman ve samimi bir iyi niyet ve dürüstlük aramaktadır.
Esas konumuza gelince; önce şunu belirteyim, “günah” sözcüğü Farsça’dır. En çok kullandığımız bir de Arapça “haram” sözcüğü vardır. Her ikisi de hemen hemen aynı anlama gelmektedir. Biz Türkler ibadetle ilgili dinî sözcükleri Farsça’dan almış olmamıza, yani Farsça’dan Türkçe’ye girmiş olmasına rağmen, Arapça’dan geçen sözcükler de bulunmaktadır.
Birçok âlim, büyük günahları sayarken başa “Tanrı’ya şirk koşma”yı alır ve ikinci sıraya bazıları “insan öldürme”yi, bazıları da “zina”yı ilave eder. Anlayacağınız baştaki büyük günahlardan biri de “zina etmek”tir.
1926 yılından beri Türk Ceza Kanunu’na göre zina suç kabul edilirken, 1996-1999 yıllarında Anayasa Mahkemesi’nin Türk Medeni Kanunu’nun ilgili maddelerinin iptali ile suç olmaktan çıkarılmış ve 2004 yılında Avrupa Birliği’ne üyelik müzakereleri sürecinde tamamen kaldırılmıştır. Ancak Türk Medeni Kanunu’na göre zina, hâlâ boşanma sebebi olarak görülmektedir.
Zina konusu 2004 yılında da büyük tartışmalara, kadın derneklerinin tepkisine ve eylemlerine sebep olmuştur.
Arşivimi gözden geçirirken, bu tartışmalara ilişkin 2004 yılında rahmetli PULUR’un Milliyet Gazetesi’ndeki “Zina için ‘mil ü mikale’ gerek!” başlıklı köşe yazısının kupürü elime geçti. Tekrar okudum ve ilginç geldiği için -affınıza sığınarak- sizinle paylaşmayı düşündüm. Tabii yazının konusu zina olsa da giriş cümlelerini okuyunca 22 yıl önce de aynı şikayetlerin olduğu ve hiçbir şeyin değişmediği anlaşılıyor.
Köşe yazısı şöyle; “100 milyon insan işsiz, şu kadar insan açlık sınırında, bir o kadar milyon insan bu sınırın altında, enflasyon düştü lafına kimse inanmıyor. Çarşı Pazar ortada, her kazadan, her doğal afetten sonra ‘Asacağız, keseceğiz’ palavralarına milletin karnı tok, yemiyor. Ne tren kazasından ne de Alibeyköy’deki su baskınından bir şey çıkmayacağı belli. 40 milyar dolara yakın parayı bankalardan hortumlayanlar, afiyetle tıkınıyor…
***
Ee, ne olacak?.. Bir şeyler yapmak lâzım, topluma öyle bir oyuncak vermeli ki, oynasın dursun…
O halde buyurun: ZİNA!
Bundan daha eğlenceli, çekici, gıcıklayıcı oyuncak olur mu?
Zaten hangi konuda bu toplum, önce ikiye, sonra dörde, sonra sekize, on altıya, otuz ikiye ayrılmaz ki!
***
ZİNA ne demek?
Belden aşağı bir iş demek…
Belden aşağı işlere kim bayılmaz?
O halde buyurun!
***
ZİNA yapan kadın cezalandırılmalı…
Haklı olarak kadın dernekleri ayakta…
Zina yapan erkek de cezalandırılmalı!
Hop, hop, ağır olun! İmam nikahlı ikinci, hatta üçüncü karılı tosunlar ne olacak?
Kim bilir Meclis’te bile iki eşli kaç milletvekili vardır?..
Eski kanun erkeğin zinasını şartlara bağlamıştı, öyle bir kere yatmak suç sayılmazdı; ev tutacak ya da eve kuma getirecek, yani süreklilik esastı.
Şimdi o da kalktı, zina suç değil!
***
DİYELİM zina suç. Bunun suç olduğu nasıl ispatlanacak?..
Kolay mı? Evi bastın, kadınla erkeği yatakta dahi bulsan, zina suçu işlenmiş olur mu?
Tartışılır!
‘Kitap okuyorduk, şarkı meşk ediyorduk!’ deseler ne olacak?
Zina nasıl saptanacak?
***
Fıkha göre ‘mil ü mikale’ durumunun tespiti gerek.
Nasıl bir durum bu?
Şöyle bir durum…
***
ÖNCE ‘mikale’yi anlatmak gerek. ‘Mikale’ nedir?
Bilirsiniz kadınlar kirpik diplerine, gözlerine siyah bir boya çekerler, sürme denir. Bu bir sıvıdır, deriden bir kabın içindedir, işte bu kaba ‘mikale’ denir.
‘Mil’ ise, sürmeyi mikaleden alan, kirpikleri boyayan bir çeşit fırçadır.
‘Mil’i alıp ‘mikale’nin içine soktuğunuz an ‘mil ü mikale’ durumu meydana gelir.
İşte ‘zina’nın suçüstü olması için ‘mil ü mikale’ durumunda yakalamak gerekir, üstelik bu tanıklar tarafından söylenecektir, onlar da ‘Evet, bu kadınla bu erkeği mil ü mikale durumunda gördük!’ derlerse zina suçu teşekkül etmiş olur.
Bizden söylemesi, eğer zina mutlaka cezalandırılacaksa, şeriata uygun olmalı…
***
NASILDI o şarkı, ‘Türkiyem, Türkiyem, benim cennet vatanım!’ diye başlardı değil mi?
2004 yılının sonuna doğru cennet vatanda nelerle uğraşıyoruz, döndük dolaştık, yine ‘uçkur davası’na düştük.
Diyeceksiniz ki, hiç aklımızdan çıkmadı ki!
Bu da doğru!
***
NEYSE, biz yine de, konu zina bile olsa tatlıya bağlayalım…
Bektaşi’yi Ramazan günü yakalamışlar; suçu içki içmek, delil de koynundaki rakı şişesi: ‘İşte suç aleti!’ demişler.
Bektaşi gülmüş: ‘Rakı şişesi suç aletiyse, ben de zina aleti de var, görmek isteyen buyursun!”
Rahmetli PULUR’un yazısından, konuya şeriatın getirdiği çözümün bu olduğu anlaşılıyor. "Bu şekilde çözüm mümkün mü? Çözülmüş mü oluyor, yoksa zinayı kolaylaştırıyor mu? Yapanları, özellikle erkekleri koruyor mu?" gibi sorular akla gelmez mi?..
Zaten bu işi yapan erkek ve kadının her ikisinin de rızası varsa tabii ki şahitlik veya tanıklık yapacaklara fırsat vermezler. Ancak çok gizli bir takip veya çekim yapılacak ki ispat edilebilsin. Ayrıca bu işi ücret karşılığı yapıyorlarsa ve erkek veya kadının birinin diğerine karşı bir husumeti de yoksa yine sonuç almak mümkün değildir.
O zaman bu iş bir ahlâk ve vicdan meselesi olmaktadır. Bu da yoksa zaten yapacak bir şey yoktur.











