Toplumu ayakta tutan en temel direk, devlete ve adalete olan inançtır. Bu inanç zedelendiğinde, kurumlar çöker, değerler yozlaşır ve nihayetinde toplum çürür.
Kimse başını kuma sokmaya çalışmasın, kulağına pamuk tıkamasın, gözlerine mil çekmiş gibi "görmedim" demesin.
Eğer biraz olsun hâlâ vatanseverliğimiz kaldıysa, biraz olsun kendi evladımızın geleceğine yönelik kaygılarımız varsa, kalbimizde millet ve bayrak aşkı sürüyorsa; kimden ve nereden gelirse gelsin devletimizin yönetim, adalet ve hukuk anlayışına güven kaybettiren işleri yapanlara, garip gurabanın hakkına el uzatanlara karşı tepki göstermek vatanseverliğimizin asgari gereğidir.
Suskunluğumuz ise vazgeçmektir.
Soruyorum size: Devlete güveni tesis etmek için vatanseverler çaba göstermeyecekse, acaba kimin çaba göstermesini bekliyoruz? Vatansever önce "devletim ve milletim" demeyecek ve bunu icraatıyla kanıtlamayacaksa, bunu kimden bekleyeceğiz? Var mı bildiğiniz başka bir adres?
Yoksa; o halde ne vatanımızdan ne milletimizden ne de devletimizden vazgeçmeyeceğiz! Ona güven kaybettiren her kim olursa olsun, hainlik derecesinde muamele görmesini sağlayacağız. Hiçbir şekilde günlük ikbal hesaplarının peşinde koşmadan, devletimize olan güvenin artması için elimizden geleni yapacağız.
Devlet çürütülüyor... Liyakatte ehil olanlar değil; hırsızlıkta, arsızlıkta ehil olanlar önemli görevlere getiriliyor. İtiraz edeceğiz!
Son yaşananlarda olduğu gibi, etkisi oldukça büyük olan, hatta 86 milyon insanın ve henüz doğmamış çocukların bile zarar gördüğü bir vurgunda, hırsızlara karşılıklı koruma zırhı giydirilmeye çalışılıyor. Giydirmeyeceğiz!
Hesap verebilirlikten kaçılıyor. Kaçmaması için sonuna kadar çaba göstereceğiz.
Tüm bunlar olup biterken Türk halkının hafızasındaki o köklü "devlet" algısı tamamen değişiyor. Yerine kişilerin, zümrelerin tahakkümünde olan güvensiz bir devlet anlayışı gelip oturuyor. Buna teslim olmayacak, itiraz edeceğiz!
Düşünsenize; Cumhurbaşkanı Yardımcısı çıkıp bütçeyi anlatıyor, güya ekonomi ile ilgili güzel mesajlar veriyor ama borsa sert düşüyor. Küçük yatırımcı her gün kaybediyor. "Bugün seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?" diye sorulduğunda, "Oy vermem" diyenlerin oranı %35 ile zirveye çıkıyor. Demokrasiye güven bitiyor, hukuka güven anketlerde yerlerde sürünüyor. Yönetenlerin anlattıkları halka artık birer masal gibi geliyor.
Elbette fon yolsuzluğu değerleri çürütür; ama Ahbap çürütmez mi? Belediyelerdeki usulsüzlük çürütmez mi? MHK’de yaşananlar çürütmez mi?
Buna rağmen "Onlar da yapmıştı" ya da "Onlar daha kirlidir" demek kimseyi aklamaz, temizlemez. Herkes üzerindeki kir kadar kirlidir. Bir farkla: Temizlemekle görevli olanın kirli olması, artık o temizlik görevini yapamayacağını gösterir. Çünkü kuzu kurda emanet edilmiş, ciğer kediye bırakılmıştır. Kokmasın diye tuz basacaksınız ama tuzun kendisi de kokmuştur!
Muhammed Hamidullah, eserinde şöyle bir rivayeti aktarır:
Şam’a vali tayin edilen kişi, toplanan ganimet ve vergileri Hz. Peygamber’e getirir ve "Bunlar kamuya ait olanlar, şunlar da bana verilen hediyelerdir" der. Hz. Peygamber sorar: "Sen vali olmasaydın, ananın babanın evinde otursaydın bu hediyeler yine sana gelir miydi?" Vali "Hayır" deyince, Hz. Peygamber "O halde onları da hazineye vereceksin!" sözleriyle bize ebedî bir ilkeler bütünü bırakır.
Bırakın hediye almamayı; bugün ülkeyi talan etmekle meşgul olan bir yöneten enflasyonu yaşanıyor ve bu yüzden güvensizlik her geçen gün daha da tırmanıyor.
Netice itibarıyla güvensizlik; önce kutuplaşmaya, ayrışmaya ve bölünmeye neden olur. Doğrular yanlış, yanlışlar doğru bilinmeye başlar. Bu güvensizlik virüsü önce kurumları, sonra ahlaki değerleri, en nihayetinde de toplumun tamamını çürütür.
Ve unutmayalım ki; çürüyen bir toplum ne kadar zengin olursa olsun, ne inanç ruhunu ne de birlikte yaşama arzusunu (asabiyetini) diri tutabilir.
Bunlar diri değilse, o toplum zaten ruhen ölmüştür. Bize de arkasından Fatiha okumaktan başka yapacak bir şey kalmaz.











