Laik cumhuriyetimize karşı yapılan bu ihanetin içyüzünü kavrayabilmek için sorulan bir kısım soruların, belirsizliklerin açıklığa kavuşması gerekiyor.
Ne var ki kudretini Mete Han’ın geleneğinden alan TSK'nın vatansever komutanları darbeye geçit vermedi de rahat bir nefes aldık! Bu cemaatin ve diğer cemaatlerin siyasi iktidarın arka bahçesini oluşturduklarını, iktidara destek verdiklerini önceden biliyoruz.
Ve maalesef, 15 Temmuz gecesi olanlar cuma hutbelerinde —hâşâ— Bedir ve Uhud ile, Çanakkale ve İstiklal Savaşı ile bir tutularak aynıymış gibi anlatıldı. Hani sizler, Çanakkale için "Bedr'in arslanları ancak bu kadar şanlı idi" dedi diye Mehmet Âkif’i dinsizlikle suçlamadınız mı?
Bugünü görürcesine, bağımsız ülkemizin kurucu kadrosunun lideri Atatürk’ün sözlerinden biri de şudur:
"Efendiler, sırası gelmişken, aziz milletime şunu tavsiye ederim ki, bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz cevheri çok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an geri kalmasın!"
"Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi! Senin uğrunda ölen ordu budur yâ Rabbi! Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın! Galip et çünkü bu son ordusudur İslam’ın."
Yahya Kemal Beyatlı’nın yukarıda anlattığı bu mübarek ordunun, 15 Temmuz bahanesiyle aşağılanmasını birileri zafer ve bayram olarak kabul edip kutlayabilirler ve hatta bunu ileride resmi bayram da ilan edebilirler.
Ancak 15 Temmuz; kendi içinden ve dışından Türk ordusunu tasfiye etme, cumhuriyeti yok etme ve Anadolu’da Türk’ün varlığına son verme hareketinin başarıyla yürütülebilmesi için ustaca hazırlanmış bir askeri darbe senaryosundan, sinsi bir kılıftan öte bir şey değildir.
15 Temmuz gecesi, Türk askerinden; 1071 Malazgirt’in, 1453 İstanbul’un, 1915 Çanakkale’nin, 1921 Sakarya’nın ve dahası 9 Eylül 1922’de İzmir’e girişin intikamının alındığı kirli, bir o kadar da meçhullüklerle dolu bir intikam gecesidir. 15 Temmuz gecesi, Türk’e karşı kin, nefret, intikam, linç, katliam ve birçok düşmanlığın acımasızca sergilendiği uğursuz gecedir!
15 Temmuz gecesi; cübbe, sarık ve sakal üçlüsüyle gizlenmiş Müslüman kılıklı Lawrence'ların, Türk’ün asker evlatlarına alçakça saldırdığı ve kinlerin lağım olup aktığı gecenin adıdır!
Bakın bir binbaşı ne diyor:
"Günahsız ve masum erleri tekme tokat döven şeytani sakallı adileri, don-atlet bırakılmış savunmasız erlerin sırtlarına yumrukla vuran sivil polisleri, başı kesilerek hunharca öldürülen Mehmetçiği seyrettim gün boyunca. Türk milletine bu günleri yaşatan tüm FETÖ'cülere, onlarla yıllar boyu ortaklık edip her istediklerini veren tüm siyasilere, bu zamana kadar toplumun ayrıştırılmasına, anayasal kurumların ele geçirilmesine, Atatürk’e, cumhuriyete ve Türklüğe karşı yapılan hıyanetleri görmezden gelen topluma yazıklar olsun. Eğer bu cennet vatana hizmet ettiğimden dolayı bir hakkım varsa sizlere haram ediyorum!"
Kültür genlerini Türk milletinin sağlam inanç sistemiyle, gelenekleriyle, töreleriyle ve tarihi şuuruyla beslemiş bir Türk genci; ordusunun aşağılanmasına, Mehmetçiğinin linç edilmesine, cumhuriyetinin tasfiyesine sevinip bayram edemez! Böylesi iğrenç olayların tezahür ettiği geceleri kutlayamaz!
15 Temmuz gecesi menfur darbe girişiminde bulunan FETÖ'cüler, görünürde bu saldırıyı İslam’a karşı yapmamışlardır. Tam tersi, 12 Eylül darbesinden sonra iş başına gelen tüm iktidarlar sayesinde İslam’ı kullanarak semirmelerine, büyümelerine, uluslararası holdingleşmelerine ve devlete karşı bir güç haline gelmelerine, devlet içinde yapılanmalarına fırsat verilmiştir. Bu iktidarlar sayesinde melanet yuvası bir terör örgütü haline gelmiş, milletimizin başına bela olmuşlardır.
Sonra da bir iç hesaplaşmayla veya "aile içi" anlaşmazlıkla, kendilerine göre "...İslami yoldan uzaklaştıklarına..." inandıkları iktidara karşı darbe gerçekleştirme teşebbüsünde bulunmuşlardır. Yapılan sorgulamalarda FETÖ alçaklarının ifadelerinde de bu hususlar sabittir. ABD güdümlü, güya "Ilımlı İslamcı" FETÖ alçakları başarılı olup darbe gerçekleşseydi, kendi kayıplarına "şehit", iktidar yanlılarına ise "vatan haini" diyeceklerinden kimsenin şüphesi yoktur.
15 Temmuz’dan sonraki basın organlarına baktığımızda, hiçbir zaman unutamayacağımız, kanımızı donduran müessif hadiseler yaşandığını görüyoruz. Kan emici, IŞİD kafalı ve asker düşmanı alçaklarca daha bıyıkları bile terlememiş masum ve emir eri askeri okul öğrencilerine, teslim olan Türk askerlerine yapılanlar ve kafası kesilen askerlerimizle ilgili yayın organlarının attığı başlıklar kan dondurucu ve içler acısıdır.
Ey Türk gençliği! Aklını başına, imanı gönlüne kuşan ve düşün! Dinini yaşa, Kur'an'ı anlamaya çalış, tarihinden yüz çevirme! Münafık, menfaatperest olup hakkı bırakıp midenin ve makamın peşinden koşma!
Hz. Peygamber’in kendi ilkel toplumunda verdiği önemli kavgayı; zamanında yaşanan putperestliği şirk olarak nitelediği "bezirgân dini" ile Kur’an’ın getirdiği gerçek dini birbirine karıştırma. Araştır, oku ve öğren!
Döneminde putperestliği önceleyen bezirgân dininin öncülerinin, Hz. Peygamber’i "dinsizlikle" suçladıklarını ve onu öldürmeye karar verdiklerini unutma!
Ümmetçi geçinenlerin ümmeti parçaladıklarını ve Ümmet-i Muhammed’e karşı düzenlenen BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) ve "Arap Baharı" gibi Haçlı seferlerinde ümmetin yanında değil, emperyalist güçlerin yanında oldukları gözünden kaçmasın!
Televizyonlara çıkartılan Vatikan bağlantılı din ajanı sahte ilahiyatçıları dinleme ve onların itikatlarınızı bozup imanlarınızı çalmalarına fırsat verme!
Hadis, sünnet ve mezhep kavramlarını netleştirerek kavra ki aldatılma! Çağdaşlığa sırtını dönersen Kur’an’ın dininden uzaklaşırsın. Cehaletin verdiği körlükten kendini kurtaramadığın sürece de bilesin ki sonun karanlık!
Olur ki bir zaman sonra değişik FETÖ'cülerin ihanetleriyle karşılaşabilirsin! Eşinin, evdeşinin, evladının çığlıklarıyla kahrolmaya aday olabilirsin!
Allah yaşatmasın!











