Sivil Toplum Kuruluşları toplumun vicdani ve insani sesi olduğu kadar adı üzerinde siyasetten bağımsız “sivil” bir şekilde insanlığın her yönden önünü açan, gelişmesini sağlayan faaliyetlerin yürütüldüğü merkezlerdir.
Ülkemizdeki STK anlayışının temeli Osmanlı Devletindeki vakıf kültürüne dayandırılsa da onun da altında İslam inancının yattığı görülmektedir. Osmanlı’da akla gelen gelmeyen her konuda hayır yapmak üzere vakıflar kurulmuştur, sadece insanlar değil bu dünyada birlikte yaşadığımız canlılar da unutulmamıştır. Temelini “hayır yapmak”tan alan bu çalışmaların zeminini oluşturacak birçok dini esas dile getirilebilir. Peygamber Efendimizin “Kıyametin kopacağını bilseniz bile elinizdeki fidanı dikin" hadis-i şerifi, “Allah’ım! Beni, iyilik yaptıkları zaman sevinç duyan, kötülük yaptıkları zaman da bağışlanma dileyen kullarından eyle” duası, büyük bir ordu ile Mekke’nin fethine giderken yolda yavrularını emziren köpeğin başına zarar görmemesi için nöbetçi dikmesi bizim feyz almamız gereken sadece birkaç örnek olmuştur.
STK çalışmalarında öncü rol üstlenen, yurt içi ve yurt dışında hayırda yarışan Milli Görüşçüler için Necmettin Erbakan Hocamızın telkin ve teşvikleri de yol gösterici niteliktedir. Erbakan Hocamız iyiye, doğruya, güzele, adil olana ulaşmamız için bizim sadece siyasetin içinde olmamızı değil; malımızla, emeğimizle kısacası tüm varlığımızla bunların tesisi için her alanda çalışmamızı istemiştir. “Milli Görüş” neferleri de siyasette olduğu kadar STK çalışmalarında da yer alarak tüm insanlığın saadete ulaşmasını sağlamak gayesiyle şefkat elini sonuna kadar açmıştır. Birçoğumuz STK kurucuları içinde yer almış, yönetimlerinde görev almış, başkanlıklarını yürütmüşüzdür. Bunun temeli de yine inancımızın bize nakşettiği şefkat ve iyilik duygusunda yatmaktadır.
Son günlerde özellikle bir şarkıcının başkanlığını yürüttüğü AHBAP Derneği ile ilgili şaibeler konuşuluyor. Kişilerin hayatları, iyi ya da kötü alışkanlıkları, kendi malvarlıkları ile ilgili tasarrufları kendisini bağlar. Ancak kötü alışkanlıklarının sonucunun, yöneticisi hele ki başkanı olduğu bir insani yardım derneğine sirayet etmesi fecaat bir durumdur. Bunun farklı bir benzerini deprem zamanında Kızılay’da yaşamıştık. Ne tesadüftür ki Kızılay’ın güvenilirliğini sarsan çadır satma olayı da yine AHBAP ile ilgiliydi. Bu şarkıcı 90’lı yılların sonlarında büromuzun olduğu kattaki üstadımıza birkaç kez gelerek işini vermek istemiş üstat bu konulardaki eğilimini anladığı için işini almamıştı. Konu yine yurt dışındaki bir kadından alınan borç, evlenme vaadi ve senetlerdi.
İnsanların güveninin sarsılması kolay, tamir edilmesi ise zor değil çok zordur. Güven gittiğinde yerine hangi duyguyu koyarsanız koyun kimseye iyilik yaptıramazsınız çünkü hep bir şüphe içerisinde olurlar. STK yöneticilerinin toplum vicdanını sarsan bu tür suistimalleri hayırların önünü kesmekte, azaltmaktadır. Artık “Kime, nereye güvenelim?” serzenişi dillerden düşmemektedir.
Bizim “rakam” olarak baktığımız bu yardımlar, birçok insanımızın sofrasının ekmeği-aşı, hastalığının tedavisi, eğitim masrafı ve birçok projenin finansmanı olmaktadır. Bunlar kesildiğinde yaşanan mağduriyetlerin kimi zaman telafisi mümkün değildir.
Ülkemizdeki fakirliğin boyutları her geçen gün artmaktadır. Muhit farkı gözetmeksizin, zengin diye bildiğimiz muhitler de dahil olmak üzere pazar kurulan yerlerde akşam saatlerinde sebze-meyve artıkları toplanmakta, marketlerden çürümüş sebze-meyveler alınmakta, tarihi geçmiş ürünlere talep olmaktadır. Birkaç gün önce bir marketin önünde market görevlisinin son kullanma tarihi geçen yoğurtları atarken iki kadının gelip çöpten onları aldığını gördüm. Yardım derneklerine güven sarsılıp bağışlar kesildiğinde nice insanımızın bu tür mağduriyetleri artacaktır.
Bizlerin, yaptıkları kötülüklerle suç işleyenleri en ağır şekilde cezalandırmamız, “Kötü misal emsal olmaz” diyerek de iyilik yolundaki yolculuğumuza devam etmemiz gerekiyor.











