İhtiyar Abdal Karabağ Gazisi subay

İhtiyar Abdal Karabağ Gazisi subay

ihtiyarabdalpolatturk@kamudannethaber.com

Tarihde Türk Hanımlarına verilen Deyer.

31 Ekim 2015 - 09:53

Türkler, Tanrıya, Yaratana inancından ve algıladığı kültürlerden çok sonralar dinler yaranmıştır. Tüm dini kitaplar Türkün kültüründen kaynaklanmış, baş örtüsü denilen din uydurmaları da mehz Türklere benzemeleri ve Türk gibi yaşamalarını anlatmakdadır.

Avrupa ve Arap kaynaklarının ortaya çıkardıkları tarihi gerçəkliklərdən biri İslamiyet'i kabul edene kadar Türklerde kadın hak ve özgürlüklerinin yüksek düzeyde olması idi. Şeriat batağına girdikten sonra Türklerde kadına saygı değeri giderek kayboldu.

7-8 yüzyıllarda Orta Asya'da Türk ülkelerinin bir bölümü kadınlar tarafından idare edilmekteydi. Eski Türklerde, özellikle şamanistlərdə kadınlı erkekli dini toplantılar yapıldığı, toplantıya katılanların bir daire halinde yere oturdukları, kadın ve erkeklerin mevki ve yaşlarına göre sıralandıqları anlaşılmaktadır.

Buharanın Arap orduları tarafından işgalini nakleden Arap kaynaklarından biliyoruz ki, 8. yüzyılda bu şehri Toksan adında kadın rehber yönetiyordu. 720 yılında Kültigin için dikilen Tonyukuk ve 734 yılında Bilge Han adına dikilen Orhan kitabelerinde anlaşılıyor ki, eski Türklerde kadınların siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda özgürlükleri olup. Kültigin Han iktidarı kendi eşi Qutlulu Sultan ile birlikte yönetmiştir.

Arap tarihçisi Bəlazurinin Fütuh ul Buldan eserinde Buhara'ya edilen Arap ordularının atağında Buhara Melikesi Kınıq Sultan'ın yaptığı direnci gösterir ve onun nasıl deyanetli biri olduğunu bildirir. Onuncu yüzyılın ünlü coğrafyacısı el Belhî Kitabül bozuk vet Tarih əsərininin bir bölümünde Türk ülkelerinde kadınların özgürlüğü ile ilgili görüşlerini yazıyor ve Muaviye'nin oğlu Yezid döneminde Buhara'yı yöneten Hatun Sultan'dan söz ediyor. Hatun Sultan Yezid'in Horasan'a belirlediği Zeyyad bin Əbihinin oğlunun Buhara'ya saldırısını öğrenince diğer bir Türk ülkesi rehberi Tərkandan yardım istemiş ve bu vesile ile de evlenme teklif etmişti.

Selçuklu Sultanı Tuğrul 11 yüzyılda Bağdat'ı işgal ettikten sonra halifelerin sarayında Halife El Kasım Biəmrillahın kızı ile evlenir, evlendiği kadını büyük saygıyla tahta oturtur. Arap tarihçisi İbni Hallikan şöyle bahsetmektedir: Sefer ayının 15. günü prens altın parçalarla süslü tahta çıktı ve kocasını bekledi. Tuğrul Bey eşinin karşısına diz çökerek geldi, ona eşsiz hediyeler vererek yeri öptü ve büyük saygı göstererek odasına çekildi. Her ne kadar çevredeki insanlar beyin bu evliliğini hoş karşılamasalar da eşine gösterdiği saygı karşısında hayranlıklarını gizleye bilmemişdiler.

12. yüzyılın tanınmış tarihçilerinden İbn Cübeyir 1183-1184 yılları arasında Mısır, Irak, Suriye ve Ortadoğu ülkelerine yaptığı gezilerini anlatırken Türk kadınının toplumda önemli yerini ve değerini açıklar. Horasan Valisi Tukuş şah ile Kâbe'yi ziyarete giden Ebul Mükrim Təştikinin türk şahzadələrdən sohbet ederken şöyle diyor: Irak'taki Abbasi Halifelerine ziyaret ettim, Selahettinin imparatorluğunu gezdim ancak hiçbir yerde Türklerdeki gibi kadına değer verildiğini görmedim.

13. yüzyılda Türk beldelerine seyahat eden Marco Polo Amuderya nehrinin yuxarılarındakı toprakları gezerken Türk hükümdarlarının kızlarından bahseder: Prens öyle güçlüdür ki, ülkede ona galip gelecek genc kişi çok zordur, kim karşısına çıkarsa kolaylıkla kaybolur. Babası onu evlendirmek istese de O buna razı olmuyor ve kendi beğendiği birini bulana kadar evlenmeyeceğini açıkça bildiriyor. Buna göre de prenses hanım ülkenin dört bir yanına haber salarak genç delikanlıları beraberinde güç denemesine çağırmış ve ona galip gelecek delikanlıyla evleneceğine söz vermiştir.

Diğer İtalyan gezgin Rikkoldo da Montekroçe türk ülkelerinde, özellikle Selçuklular hakim olan geleneklerin Arap ülkelerinden çok farklı olmasını ve bu farklılığın özellikle toplumda türk kadının üstün değeri ile bağlı olduğunu anlatıyor.

Cüveyni yazıyor: Elxanilərin İslam'ı kabul etmesinden sonra Türk geleneklerinde özellikle kadına saygı değerlerinde gerileme başlamıştır. Özellikle Delhi Sultanı olan Raziye Sultan buna örnektir. 1236-1240 yıllarında Raziye Sultan Delhi Sultanı olmuştur. Babası Eltutmuş tüm vezirlerinin itirazına rağmen onu Delhi sultanlığının varisi belirlemiştir. İltutmuşun ölümünden sonra saray devletin 1 kadın tarafından idare edilmesini istememiş ve onun yerine İltutmuşun oğlu Rükneddin Firuz'u getirdiler. Fakat bu hükümdarın kötü yönetimi yüzünden ayaklanma oldu ve halk, ordu ile birlikte Raziye sultanı tahta çıkardı. Raziye sultanın döneminde Delhi gelişmeye başladı, son derece akıllı ve geniş görüşlü olan Raziye Sultan türban ve başörtüsünü iptal etti, kendisi de erkek kıyafetleri giyip dolaşıyordu. Böylece gerici çevrelere insan varlığının geleneklere köle olmaması gerektiği dersini vermiştir. Her ne kadar bu cesur ve özgür davranışı onun tahttan inmesi ile sonuçlanırsa de yüzyıllar sonra kadınlara etkili bir örnek rolünü oynadı.

Onun babası Şemseddin Eltutmuş halife El Müstənsir Billah tarafından Hindistan'ın ilk Müslüman hükümdarı olarak kabul edilmiştir.

Kısacası belirtelim ki, Türk dünyasında kadınlar bu durumu tutarken Arap ülkelerinde ve Avrupa'da er yemek yerken kadın ayakta durur, ona hizmet eder, her vesileyle kocasının ayaklarını öper ancak onurunu alçaldacaq muamelelere uğramaktan kurtulamazdı. Indinin özünde de Arap ülkelerinde kadına gayri insani muameler kalmaktadır.

Tac Mahal, Babür İmparatorluğu 5. hükümdarı Şah Cihan (Şah-ı Cihan:Dünyanın Şahı) (1593-1666) tarafından, o zamanki imparatorluğun başkenti olan Hindistan'ın Agra şehrinde, Jumna (Yamuna) Nehri'nin kıyısında yaptırılmıştır. (Babür Şah'ın Hindistan'da kurduğu Türk İmparatorluğu, Hindistan'da 332 yıl (1526-1858) egemen oldu.)

Bir isyanı bastırmak için ordularıyla Burhanpur'a giden Şah Cihan'a, dokuz aylık hamile olmasına rağmen her zamanki gibi eşi Mümtaz Mahal (Ercümend Banu Begüm) de eşlik etmişti. Mümtaz Mahal, 14. çocuklarını doğurduktan sonra kanama sebebiyle öldü.(1631) Şah Cihan, eşinin ölümünden sonra 2 yıl yas tuttu. Artık devlet işlerine ilgisini kaybeden hükümdar, teselliyi sanat ve mimaride buldu. Eşinin ölümünün ertesi yılı 1632'de Tac Mahal'in temeli atıldı.[1]