Adı: Ergenekon İlk Okuluydu daha sonra İlköğretim Okulu oldu. Ata Özer İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü iken Eyüpteki bu okulun adı sözde Ergenekon davaları ilişkili görülmüştü. Okul önce ilk okul orta okul olarak ikiye ayrıldı, daha sonra bir bahane ile adı değişti. Çünkü 6.-7. yüzyıllarda yaşanmış Ergenekon kelimesi güya bugün darbecilerin simgesiydi. H.Temiz aprtmanın adını Ergenekon koymuştu. Daire sahipleri bu isim için başımıza çok iş gelir diyorlardı ve bu isim değişmeli diye baskı yapıyorlardı, o baskılara direniyordu. Nihayet Yargıtay böyle bir örgüt yoktur dedikten sonra rahat bir nefes aldı.
Müzakere konusunda da nasıl aldandıkları hepinizin malumudur. Gelen dört yüz yetmiş şehidin kanından kimler sorumludur bunu mutlaka bir gün tarih yazacaktır. Cemaatle iş birliği, liberal yazar ve çizerlerle iş ortaklığı, HDP ile Cumhuriyet kazanımları ve Atatürk düşmanlığı konusunda iş birliği, çeşitli sol kalemlerle ortaklık bütün bunları yakın tarihimizde yaşayarak gördük. Ben yaptım ve üstüne de bir bardak sıcak su içtim demek, ne kadar geçerli olacak bunuda zaman gösterecektir.
Kişisel anlamda hatadan dönmek erdemdir, denilir. Bu durum etkisi az olan veya telafi edile bilen haller için geçerli olabilir. Ancak telafisi imkansız haller için aynı ifadeyi kullanmak imkansızdır. Söz gelimi karşınızda duran insana silahınızı yönlendirip tetiğe bastınız ve hemen pişman oldunuz. O kurşunu geri çağırıp yerine koyma şansınız var mıdır? Ya da köprüden aşağı veya beş on katlı binadan kendinizi attınız. Filmlerde olduğu gibi başa sarmak mümkün müdür? Atı alan Üsküdar’ı geçmiş ve böyle bir pişmanlığın karşılığı hak ettiğiniz cezadır. Bir başka örnek verelim. Adam boynuna ilmeği geçirdi, ya da ilaç ile intihar etti. Şansı varsa birileri yetişir ve kurtarır, kurtaran o kişinin hatasından dönmesi ya da pişmanlığı değildir. Çünkü bunun da pişmanlığı hiçbir anlam ifade edemez. Fertler arasında ya da kişisel dediğimiz pişmanlıkların bu kadar ağır bedelleri varken, toplum ile ilgili yapılan hataların bedeli ne kadar ağır olur artık varın siz düşünün.
Kişi bireye karşı hata yaptığı zaman bunun ağırlığına göre mutlaka bir karşılığı vardır. Ya yazısız kurallara göre, ya da yazılı kurallara göre bedelini öder. Ancak topluma karşı ağır hatalar yapılarak bütün topluma bu bedel ödetilmişse işte o zaman ödenecek bedel çok daha ağır olmalıdır. Dinimizde kul hakkı çok önemlidir, hakkı gasp edilmiş kul af etmedikçe ahrette bunun hesabı sorulur diyor. Muhatabınız bir kişi ise gider belki de gönlünü alırsınız, ancak milyonlarsa o zaman bunu nasıl başarabilirsiniz ki? Bu durum içi tüy dolu bir yastığı yırtıp rüzgarlı bir havada yüksek bir uçurumda bu tüyleri uçurmak ve sonra gidip toplamaya çalışmağa benzer. Mümkün olan bir şey olmadığına göre milyonlarla tek tek kucaklaşıp helalleşmekte mümkün görünmez.
O halde toplum ile ilgili karar verirken bin düşünüp bir karar vermek gerekir. İşte buna kolektif akıl ya da devlet aklı denir. Böyle bir akla gerek yok ben de akıl çoook! Hem size hem de dünya ya yeter diyenlerin hatasını bir toplum sürekli ödediği halde ve her seferinde aldatmışlar beni diyerek toplumu istediği istikamette yönlendiriyorsa burada gerçekten sosyolojik olarak üzerinde düşünmek lazımdır. Eğer sen benim adıma hareket ediyor ve benim adıma karar veriyorsan zincirleme olarak başkası seni sen de beni aldatıyorsun.
Sonuç olarak; açıkça görünen manzara toplum olarak aldatanları alkışlayabilecek bir noktadayız.











