Milli Eğitim Bakanlığının son on dört yılda eğitim çalışanına yaşattığı mağduriyet mızrak çuvala sığmaz dedirtmektedir. Efendim geçmişte de şunlar oluyordu bunlar oluyordu diyerek sorumluluktan kimse kurtulamaz. Devlet sistem demektir kural ve kaideli yönetim demektir. Süreklilik devletin esasıdır. Bunları umursamaz keyfi yönetim sergilerseniz sıkıntılar artarak devam eder.
Özellikle sınavla idareci atamalarıyla başlayan süreç tam oturdu derken bir de baktık ki önce yetmiş altıncı madde ile atamalar yapıldı. Hukukun iptal etmesinden sonra tekrar sınavlar yapılmaya başlandı. İki dönem sınavla atama yapıldıktan sonra karar değiştirildi.
Galiba istediklerini alamadılar ki bu sefer de idarecilere rotasyon getirildi. Bununla da tatmin olunmayınca kanunla görevden almalar ve hemen akabinde mülakat denilen keyfilik getirildi. Okulların durumu da herkesin malumudur.
Bir dönem Anadolu liselerine öğretmen olabilmek için mülakatla öğretmen alınıyordu. Sonra bundan vazgeçildi, bu okullar tüm öğretmenler alınmaya başlandı. Bu sefer de sınavla gelen öğretmenler norm fazlasına düşmeye başladılar. Öğretmen öğretmene düşman edilmeye başlandı.
Bununla yetinmeyen bakanlık sürekli ders saatleriyle oynayarak bir okulda 30 saat ders giren öğretmenin bir anda maaş karşılığı okutacak dersi kalmamaya başladı. Bu seferde farklı branşlar arasında yok benim dersim daha önemli seninki daha az önemli diye bir kavga başlatıldı.
Bu uygulamaları seçmeli dersler getirilmeye başlandı başta Bilişim, Görsel Sanatlar, Müzik, Beden Eğitim gibi derslerde kırpmalara gidildi. Birçok okulda Bilişim Teknolojileri dersi tamamen kaldırıldı bu öğretmenlere koordinatörlük görevi verilmeye başlandı. Görsel sanatlar seçmeli hale getirildi. Yine birçok öğretmen mağdur edildi.
Milli Eğitimin çokbilmiş yöneticileri hiç boş dururlar mı, rotasyon var diye bir yaygara koparttılar. Yok il içi olacak iller arası olacak, bölge sistemi gelecek, sekiz yıl olacak, on yıl olacak derken öğretmen camiası bir sağa bir sola savruldu durdu. Aman ben okulumda şu kadar yıl çalıştım yılım doldurdum. Bari rotasyona yakalanmayayım diye onlarcası tayin istedi sonra da rotasyon yapılmadı.
Bakanlık çok kurnaz ya; Proje okullar adı altında Türkiye nin en gözde okullarına idareci atama yetkisini kendi uhdesine aldı. Bununla da yetinmeyip bu idarecilere öğretmen teklif etme yetkisi verdi. Yani bu zeki çocukları ben istediğim gibi yetiştireceğim geleceğin yöneticileri benim tornamda geçecek diyor. Bu yöneticileri seçerken hangi liyakat esas alındı, idareciler öğretmenleri seçerken hangi liyakati esas alıyor buna bakan yoktur. Özellikle sekiz yılı dolan öğretmenleri kapının önüne koyup yerlerine adeta kimi Anadolu liselerinin içi boşaltıldı. Hem okullar mağdur edildi hem de görev yeri değiştirilen öğretmenler mağdur edildi.
Bu yıl norm güncellemeleri yapılmadan bütün itirazlara rağmen norm fazlası atama takvimi başlatıldı. Nitekim ataması yapılan yüzlerce öğretmen gittiği okulda da norm fazlasına düştü. Yani yeniden bavul sırtında nereye gideceğini merakla beklemektedir. Bununla yetinmeyen Milli Eğitimimizin çok bilmiş yöneticileri yıllardır uygulanmayan resen atamayı gerçekleştirdiler. Bu resen atamaların çoğu gerçekten kıtalar arası bir atamaya dönüştü.
Adeta öğretmene insan gözüyle bakmayan bir anlayışla ya bunun bir evi vardır, okula giden çocukları vardır düşünmeden Avrupa ve Asya kıtaları arasında bu öğretmenleri idmana tabi tutma yoluna girdiler.
Sonuç olarak; Milli Eğitim mağdur etmeyi seviyor. Devlet olmadan ciddiyet olmaz, ciddiyet olmadan da devlet olmaz.











