Şuayip ÖZCAN MEB Eski Bürokratı, TES Eski Gn Bşk

Şuayip ÖZCAN MEB Eski Bürokratı, TES Eski Gn Bşk

suayipozcan@kamudannethaber.com

NE DEMOKRASİ AMA

20 Aralık 2020 - 16:51

 

                Bazılarını dinliyorum da; bu güzel ülkede demokrasinin olmadığını, varsa da "bunun bir tek adam demokrasisi olduğu" iddialarını hep gündemde tutmaya çalıştıklarına şahit oluyoruz. Hatta demokrasi yürüyüşleri yaparak, olan demokrasinin yanlış olduğunu dile getirdiklerini duyuyoruz. Tabi ki demokrasinin tanımı tek olsa da, demokrasideki uygulamaların uygulayıcıların anlayışına göre değiştiğini bilememekten kaynaklandığına inanıyorum. Örneğin benim ülkemde uygulanan demokrasi anlayışı iktidara, muhalefete ve halka göre farklılık arz etmektedir. Bazıları ise bu anlayışın demokrasinin bir çoğunluk anlayışı olduğunu söyleyerek insanlarla dalga geçtiklerini görüyoruz.  Hatta ülkemizdeki demokrasi anlayışı öyle ki yabancılar ve elitler için adeta hiç bir ülkede olmayan bulunmadık bir nimet olarak sergilenmektedir.

                İktidarımız bunu yeterli bulmamış olacak ki, hakkı olmayanların hak olarak gördükleri hukuklarını genişletmek için bilekleri sıvamış durumdadır. Kimileri bu nasıl bir demokrasi ki methiyeler dizersin diye sitayiş de bulunanlar. Bakın nasıl bir demokraside yaşadığımızı gelin örnekleriyle sizinle paylaşalım. Hani demiştim ya bizdeki demokrasi çeşitlilik göstermekte diye; işte bu kısımda iktidarı eleştirirsen mutlaka bir kulp bulunup cezalandırılırsın. Değil iktidarı "Küçük ortağı" bile eleştirsen en azından dayak veya kurşunu yersin. İktidar ve ortağı herkese her türlü hakareti ederler kimse sesini çıkaramaz, bunlara başka birileri bir şey diyecek olursalar yargı ve tazminat davaları hemen çalıştırılır ve kazanırlarda. İktidar ve yandaşları zevki sefa içinde yaşarken halk açlığa mahkum edilebilir. Kendi halkı açlık ve yoksuzluğa dayanamazken, başka ülkelerin halklarına yardımlarında sınır tanınmazlar.

                Yandaşlar bir çok yerden ballı maaş alırken, halk kesimi iş bulamayıp eve ekmek götüremediği için bunalıma girebilir. Bir elin parmağını geçmeyecek kadar müteahhit gurubu ülkeyi sömürürken diğerleri iflas edebilir. Memur on gün işe gitmeyince müstafi sayılırken, iktidarın vekilleri meclisten habersiz bedelli askerlik yapıp maaşlarını ve sigorta paralarını devletten alabilirler. Kendi yandaşlarına kurdurulan vakıflar vasıtasıyla yurt dışına para aktarılıp bunların yurtlarında çocuklar taciz edilirken bir seferden bir şey olmaz denilebilir. Kamu kurum ve kuruluşlarına iş bilmeyen yandaşlar atanarak ülke zarara uğratılabilir. Hazine boşaltılırken doldurduk deyip, faiz belimizi büktü diyerek faiz lobilerine milyarlarca dolar ödenerek konulan vergilerle halk sırtına giyecek hırka karnını doyuracak kuru ekmeğe muhtaç edilebilir.

                Muhalefetin demokrasisine gelince, bunların görevi ise iktidardan hatta iktidarın atanmışlarından hakaret yemektir. Gördüğü yanlışı anlatırsa başına geleceklerden kimse mesul tutulamaz. İktidarın yandaşları tarafından dayak, kurşun yer veya tehdit edilir ama yinede yaşamaya çalışırlar. Yandaşlardan dayak yiyip çok şükür ölmeden kurtuldum diyerek şükrederler. Muhalefet ise tüm bu olanlar karşısında bir yere varamayınca ya bir biriyle uğraşır veya teröristlerle dostluğu güçlendirmeyi yeğlerler. Tek yaptıkları demokratik hakları maliyeden maaş ve yolluk alıp gününe gün katarak şükretmektir. Bir taraftan da kendilerine oy verilmediği için halktan intikam alırcasına içten içe sevinirler. 

                Halk ise öncelikle kendi aralarında yerli ve yabancı diye ikiye ayrılmaktadır. Yabancıların tüm giderleri devletçe karşılanıp, bayramlarda memleketlerine giderken yol masrafları bile yerli halkın sırtından toplanan vergilerden ödenir. Kamu kurum ve kuruluşlarında görülecek işleri için öncelikleri olup sıra dahi bekletilmezler. Bunlardan kuralları hiçe sayanlar yasaları çiğneyenler cezai takibata bile uğramazlar. Ülkeye giriş çıkışlarda hiç bir işleme tabi tutulmayıp rahatlıkla girip her türlü yasaların suç saydığı eylemleri yaptıktan sonra ellerini kollarını sallayarak çıkıp gidebilirler. Diyeceksiniz ki bunları önlemek için ülke sınırlarını duvarlarla çevirdik ya , doğrudur da o duvarlar birer aksesuar olarak görev görmekte yoksa bu kadar yabancı nasıl nereden gelirler. Yasalar uygulansaydı hırsızlığı, gaspı, kavgayı, darbı, ajanlığı, terörü bu kadar rahat yapabilirler miydi?

                Yerli halka gelince; onlarda kendi aralarında yandaşlar ve olmayanlar olarak sınıflandırılır. Yandaş olanlar, rahat iş bulan, bir kaç yerden ballı maaş alanlar ve inek hırsızı gibi parti liderini darp edenler, gazeteci dövenler, adam kurşunlayan veya yasaların suç saydığı fiilleri işleyip de cezai müeyyide uygulanmayanlardır. Onlar için yasalar değil, çıkarları ve kendi bildikleri yöntemler geçerlidir. Yaptıkları çirkinlikleri kara yapamadıklarını zarar sayanlardır. Gözünüzün göre bildiği veya duyabildiğiniz her yerde onlar vardır. Diğerleri ise ağzını açınca bantlanan, açım deyince halkı tahrikten suçlanan, iş deyince terörist ilan edilen, eyleme kalkınca dayak yiyenlerdir. Bir işte çalışıyor ise yandaş olmadığı için işten çıkarılan, kömür ocağı patlamalarında, demir yolu kazalarında ölen ve öldükleri için suçlu ilan edilenlerdir. Tek hürriyetleri intihar edebilmeleridir. İşte benim ülkemin demokrasi anlayışı! Birde bunları genişletirsek ki yakın muhalif olanların tek çaresi ülkeyi terk etmek ama gidebilecek yerleri olmadığı için ne yaparlar bilmem. Beğendiniz mi? Ne demokrasi ama.