Şehidimiz Ömer Halisdemir 20 Şubat 1974 tarihinde, Niğde’nin Bor ilçesine bağlı Çukurkuyu köyünde Hasan Hüseyin-Fadimeana çiftinin üçüncü çocukları olarak dünyaya gelir. Avşarların Betik (Bekdik) ve Yabanlı obaları ile az sayıda Beydili Yörüğünün iskân edildiği çevre halkı Dulkadirli Avşarlarından olup; -muhtemelen- "Fırka-i Islahiye" adı verilen bir dizi düzenleme kapsamında Avşarların kışlak yurdu Çukurova'yı tarıma açan ve ana geçim kaynağı hayvancılık olan Avşarlara ait yaylaları da Rus zulmünden kaçıp gelen Çerkezlere vermeye kalkıp, Avşarları zorunlu iskâna/göçe tabi tutan Osmanlı'nın bu hatası yüzünden 1750’li yıllarda Çukurova’da başlayıp 1860’ların sonuna kadar süren dahası Niğde’den, Halep’e kadar çok geniş bir alana yayılan Avşar başkaldırısı (ayaklanma) sırasında Kahramanmaraş’tan alınarak Bor’un Çukurkuyu köyüne yerleştirilen Yörük Türkmenlerin torunlarıdır. Kalkışma boyunca ve sonrasında Adana-Diyarbakır hattındaki -büyük çoğunluğu Avşar olan- Yörük Türkmenler, Anadolu ve Suriye içlerine sürülür. Ömer Halisdemir'in -köye sonradan gelip yerleşen ve geçmişte devecilik işiyle uğraşmış olan- ailesi ise Avşarların Cerit oymağından olup; Kahramanmaraş'ın Çağlayancerit ilçesinden gelmedir. Çağlayancerit, kendisi de Avşarların Kızılaliler oymağından/obasından olan rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'nun son seçim mitingine ev sahipliği yapan yerdir aynı zamanda. Kısacası (vel’hâsıl) Ömer Halisdemir “Aslı kurttur, kurt yavrusu kurt olur.” diyen Dadaloğlu’yla, Osmanlı’nın haksız iskân siyasetine boyun eğmeyen Kozanoğlu’yla aynı genleri taşımaktadır.
Ömer Halisdemir’in eğitim-öğretim hayatı köylerindeki Fatih İlkokulunda başlar. İlkokulun ardından, köyün dışında bulunan Çukurkuyu İsmail Erol Ortaokuluna devam eder. Yörüklük yaşantısından ötürü yöredeki diğer çocuklar gibi okuldan arta kalan zamanlarda çobanlık yaparak büyür. Ortaokulun ardından Niğde’de bulunan Endüstri Meslek Lisesi Makine Bölümüne kayıt yaptırır. Maddî sıkıntılar ve okula gidiş-gelişlerdeki ulaşım zorluklarına rağmen liseden mezun olmayı başarır. Okul 50 km uzakta olmasına ve çoğu zaman 4-5 saati yollarda geçmesine rağmen bir gün olsun bu durumdan yakınmaz.
1993 yılında vatanî görevine başlayan Avşar cıvanı (civan) Ömer Halisdemir zorunlu askerlik görevi sonrasında çavuş olarak kışlada kalmayı tercih eder. 1996 yılında Özel Kuvvetlere katılır. 1999 yılında astsubaylığa terfi eder. Halk arasında "Bordo Bereliler" olarak anılan Özel Kuvvetler bünyesinde Güneydoğu Anadolu, Doğu Türkmeneli (Irak'ın kuzeybatısı), Soranî Kürt Bölgesi (Irak'ın kuzeydoğusu), Güney Türkistan (Afganistan'ın kuzeyi)... diye uzayıp giden yerlerde görev yapar. Özel Kuvvetler bünyesinde -üstelik de sahada 20 yıl gibi oldukça uzun bir süre görev yapmak suretiyle- askerî yeteneğini kanıtlayan Piyade Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir kışlada subay ve astsubaylara askerî eğitimler vermek suretiyle de bu başarısını taçlandırır. Karamanoğullarının Kızıl (Kızıllar) oymağından olması hasebiyle kendisi gibi Avşar olan ve yine kendisi gibi piyade sınıfından olan “Gâzi” Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı yolda yine onun gösterdiği hedefe yürürken “Şehit” Ömer Halisdemir olur bildiğiniz gibi.
Ömer Halisdemir 24 yaşına geldiğinde Hatice Hanımla evlenir. Bu evlilikten Elifnur ve Doğan Ertuğrul adlarında iki çocukları olur. Onu tanıyanlar, onunla ilgili hep olumlu cümleler kurmaktadır: Hayırlı bir evlattı. İyi bir koca, iyi bir baba oldu. Büyükleri sayar, küçükleri severdi. Uzlaşmacı, uzlaştırıcı bir yanı vardı. Bir sorun olsa “Olan olmuş.” der, ileriye bakmayı salık verirdi. Az konuşur, çok iş yapardı. Ağırbaşlı, vakur bir insandı. Tartışmayı, sürtüşmeyi uzatmak istemezdi… diye giden övgü dolu sözler Niğdeli Ömer Başçavuşu anlatmak için söylenmiş sözlerdir.
Ömer Halisdemir saz çalıp, türkü söylemeyi çok seven biridir. Sazını yanından ayırmaz, mümkün olduğunca görev yaptığı yerlere de götürür. Everek, Ya beni de götür ya sen de gitme, Zahidem türkülerinin onun gönlünde ayrı bir yeri vardır. Neşet Ertaş hayranıdır. Vatanına, milletine, doğup-büyüdüğü topraklara; o toprakların değerlerine aşkla bağlı olan Ömer Halisdemir tarhanayı da bir başka sever. Özellikle de anası yapmışsa!.. Ve bir husus daha... Avşarların Karahacılı oymağının Hocalı obasından olan çerağımız (çıra, ışık) Dadaloğlu'yu anmadan geçmeyelim. Ardında Neşet Ertaş gibi bir oğul bırakmış olan büyük usta Muharrem Ertaş’ın ağzından; sözleri Dadaloğlu’ya ait olan “Avşar elleri/Ferman padişahın, dağlar bizimdir” bozlağını mutlaka dinlemelisiniz.
15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen uğursuz (meşum) cunta girişimi sırasında, kendisi de aslen Azerbaycan Türklerinden olan Genelkurmay Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Zekai Aksakallı'dan aldığı "Vur!" emri üzerine, isyancılarca -sözde- Özel Kuvvetler Komutanı olarak atanan ve Ankara/Gölbaşı’nda bulunan Özel Kuvvetler Komutanlığını ele geçirmeye gelen cuntacı General Semih Terzi'yi şakağından vurarak öldürür. Semih Terzi ile birlikte hareket edenleri de öldürme imkânı olmasına rağmen masum insanların kanını dökmeme gayesiyle hızla olay yerinden uzaklaşmayı tercih eder. İsyancı generale eşlik edenlerin açtığı yaylım ateş sonucu yaralanıp düşer. Yerde yaralı olarak yatarken, olay yerine gelen sağlık görevlilerinin tıbbî müdahalede bulunması engellenir. Sonrasında bir isyancı subay tarafından göğsüne iki el ateş edilmek suretiyle şehit edilir. Cinayete tanık olan bir isyancının, dimağlara kazınan "Komutanım keşke yapmasaydınız. Ömer iyi biriydi!." şeklindeki sözleri ise içinde Allah sevgisi, Allah korkusu olan her bir yüreği sonsuza kadar (ilelebet) dağlayacaktır kuşkusuz. Semih Terzi'nin Ermeni kökenli olduğu ile ilgili savlara (iddia), söylentilere gelince... Sözü bir Avşar ebemizin (nene) yaktığı ağıttan esinlenerek bağlayalım: "Ben ne deyim de ne söyleyim ölü benim olmayıncak. Birem birem hain mi tükenir kırkı birden ölmeyincek..."
Ömer Halisdemir'in cuntacılara karşı gösterdiği dik duruş (dirayet), yaptığı fedakârlık daha şimdiden milletimizin ortak belleği (hafıza) olan şanlı tarihimize kazınmış durumdadır. Şehidimizin adı, -başta memleketindeki Ömer Halisdemir Üniversitesi olmak üzere- birçok yerde, özellikle (bilhassa) de Türk halkının gönlünde yaşayacaktır. Onun yiğitliğinin sınırlarını hayal dahi edemeyen cuntacı askerler ise kıyamete kadar lanetle anılacaklardır. Ama yine de bizim yetkililerden dileğimiz, beklentimiz (temenni) bizzat Gâzi Mustafa Kemal Atatürk'ün önerisi ile “ilk millî şehidimiz” kabul edilen Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey gibi, Niğdeli Ömer Çavuş’un da millî şehit ilân edilmesidir.
Emekliliğine birkaç yıl kalmışken; köyüne yerleşip, koyunculukla uğraşma hayalleri kurduğu bir sırada babasının “Şerefinle yaşa.” öğüdüne uyup, kutsal bildiği değerler uğruna bu hayallerinden vazgeçen Avşaroğlu Ömer Halisdemir'i saygıyla anıyoruz. Hüseyin Nihal Atsız’ın “Kahramanlık” şiirinde de anlatıldığı üzere “Yırtıcılar az yaşar…” ilkesine (düstur) bağlı kalarak saldıran ve bir daha dönmeyen şah kartalının ruhu şad; ruhu, Nadir Şah’a yoldaş olsun!.









