Geçenlerde evrenkent (univercity) mezunu bir kişinin (zat) konuşmasına tanık oldum. Bu kişi, Türk milletinin girişimci ruha sahip olmadığından, uyuşukluğundan falan dem vuruyordu. Önyargılarının kemikleştiğini, olaylara at gözlüğü ile baktığını anlayınca söylediklerini önemsemedim. Bununla birlikte, bireyi olmaktan gurur duyduğum Türk milletinin girişimciliğin kitabını yani tarihi yazdığını bildiğim için, içimde bu aymaza (gafil) karşı bir acıma duygusu belirdi.
Damarlarına boca edilen bayıltıcının (narkoz) etkisiyle kolunu bacağını oynatamayan; oynatmak ne kelime, kolu bacağı kesilse bile farkına varamayan bir hastanın durumunu düşünün. Takdir edersiniz ki milletimizin içinde bulunduğu durum da bu hastanın durumuna benzer. Osmanlı’dan başlayıp, günümüze kadar sürdürülegelen sinsi oyunlarla milletimiz uyuşturulmakta, uyutulmakta; değerlerinden, benliğinden uzaklaştırılmaktadır. Öyle ki Moğolistan'dan Macaristan'a kadar uzanan büyük Türk ülkesi irili ufaklı parçalara ayrılmış ve bizim de elde kala kala bugünkü millî sınırlarımız kalmıştır. Üstelik İtil’i (İdil; Rusların, adını değiştirerek Volga yaptığı; Atilla’ya adını veren nehir) Tuna’yı, Nil’i kurutan ağdala sürüleri bu kez de Anadolu'ya musallat olmuştur. Zira Türkiye'nin dal budak salması an meselesidir. Dal budak salmış Türkiye'ye güç yetiremeyeceklerini de iyi bilmektedirler.
Şu yeryüzünde, Türklerin özellikle de Türkiye Türklerinin dal budak salmasını kimse istemez. Peki, niye? İstemez, çünkü bu milletin silkinip ayağa kalkmasının anlamını dünya (âlem) iyi bilmektedir. Dünya; Mete’yi, Atilla’yı, Mustafa Kemal’i iyi bilmektedir. Dünya; Tatung Fu’yu, Preveze'yi, Çanakkale’yi hatırlayınca ürpermektedir. Çünkü bu anlam Türk’ün önüne geçilemeyen girişimcilik ruhudur.
Bir kere bu milletin ödediği vergilerle gidip, bu ülkenin evrenkentlerinden birinde okuyacaksın. Milletin geleceğini kurma (inşa) görevi ellerine verilecek. Sen de ruhuna sinmiş aşağılık kuruntusuyla (kompleks) bunu başaracaksın. Umutsuz olay (vaka) dedikleri budur herhalde.
Efendiler, uyuşuk denen bu millet çölün altından Karız su kanalını geçirip, Turfan'ı sulamıştır. Eski adı Goguryeo/Goryo olan Kore'den Norveç'e, Kamçatka'dan Kartaca'ya kadar buyruk yürütmüştür. İbn-i Sina’sı ile ilk kalp ve göz ameliyatını gerçekleştirmiştir. Kopernik’ten, Macellan’dan beş yüz yıl önce yaşamış Birunî’si ile dünyanın yuvarlaklığını, eğikliğini, on beş kilometre yanılma payıyla çapını bulmuştur. 15 bin Peçenek süvarisi ile İstanbul Boğazı’nı at sırtında yüzerek geçmiştir. Yirmi bir yaşındaki Fatih Sultan Mehmet ile gemileri karadan yüzdürmüştür. Karamanlı Pîri Reis’i ile Batılıların adını bile duymadıkları Amerika’yı haritaya dökmüştür. İlk denizatlıyı, ilk uzay mekiğini denemiştir. Yine tarihte ilk defa deniz suyunu arıtarak, bununla Hicaz’ı sulamıştır. Dahası Çinlilere duvar örmeyi, Slavlara tarla sürmeyi, Araplara devlet kurmayı, Batılılara adam olmayı öğreten de bu millettir. Büyük önder Gâzi Mustafa Kemal Atatürk'ün deyimiyle “Dünyayı aydınlatan güneştir.”
Sorarım size üç kıtada da devlet kurabilmiş, uygarlık ortaya koyabilmiş bir başka millet gösterebilir misiniz? Girişimcilikse alın size girişimcilik... Girişimciliğin bundan âlâsı olur mu? Yüzyıllar önce, 25 Kasım 734'te sonsuzluğa yürüyen Türk Bilge Kağan -bizlere- “Ey Türk Ulusu! Silkin ve kendine dön! Niçin yanılıyorsun? Bütün bunlar kendinden, kendi öz benliğinden uzaklaşıp düşmana dönük yaşadığın için oldu.” diye sesleniyordu. Bu büyük atayı/önderi kâle almıyorsanız bari geçen yüzyılda, 10 Kasım 1938'de sonsuzluğa yürüyen ve “Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” diyen -Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu- büyük önder Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ü kâle alın. “Eğer bir millet büyükse, kendisini tanımakla daha büyük olur.” diyen Atatürk’ü!..
Rahmetli büyük adammış vesselam.











