Gazeteci ve Spor yorumcusu S.Ç geçenlerde şöyle bir açıklama yapmıştı. “İki yıl boyunca Türk futbolunu yabancı hakemler yönetsin biz Avrupa kupalarında adımızdan hep söz ettiririz. Eğer aksi olursa kariyerimi ortaya koyarım” diye bir de iddiada bulunmuştu. Bu söylemde ne var diyenlere iki önemli şey var diyorum. Birincisi ne kadar bozulduğumuzu, ahlaksızlaştığımız iddiasıdır, ikincisi ise büyük bir güven bunalımı yaşadığımızdır. Aslında bunun altında yatan düşünce de açıkça belirtilmese de şudur!.. Hakemlerimiz yabancı, hakimlerimiz yabancı, kolluk güçlerimiz yabancı, hatta yönetenlerimiz yabancı olursa biz uçarız, kaçarız iddiası vardır.
Peki, neden biz iflah olamayız, adam olamayız anlayışı toplumun bir kesiminde yer edindi acaba? Bunun sosyolojisi üzerinde hiç kafa yorma zahmetinde bulunduk mu?
Çünkü bu toplum hergün itibar verdiği, seçip makamlara getirdiği hatta dolgun maaş, altlarına lüks araçlar verdiği kişilerin çirkin yüzleriyle karşılaşıyor. Nasıl doyumsuz, nasıl asaletten yoksun, nasıl sonradan görme olduklarını seyrediyor. Adaleti nasıl eğip büktüklerini, nasıl adam kayırdıklarını takipediyor. İşte bunlar ve benzeri davranışlar açık bir şekilde gösteriyor ki bizler topyekün silahlanmış, toplumun birbirine olan güvenini tahrip etmekle meşguluz. Her haber dinleyen insanın çürümüşlüğün boy boy resimleriyle karşılaşması, karşılıklı güvenin tamamen sarsılmasına neden olurken birlikte bir de umutsuzluk getiriyor!...
Haliyle tezgahların, oyunların ardı arkası kesilmezken, paranın saygınlığın ve gücün tek temsilcisi olduğu, her türlü değerin üzerinde tutulduğu, yegane güç olduğu, hatta Tanrılaştırıldığı bir ortamda ahlaki değerlerden bahsetmek anlamsız hala gelmektedir.
Para ile bunu sağlayamayanların makamdan güç alarak dilediklerine diledikleri gibi davranmaları adalet duygusunu tamamen bitirmekle kalmayıp, aynı zamanda güvensizliğin artmasını sağlarken, hatta ahlak vaazü nasihatleri verenlerin bile nasıl ahlaksızlaştığını toplum hergün yaşarken, karşılıklı güven içerisinde olmak mümkün müdür?
Toplumun maddeci olan kesimleri manevi bir yaşamın önemine savunuyorken, ne yazık ki maneviyatçı kesimleri her şey maddeci yaklaşmaları ve bununla bir medeniyet inşaasının mümkün olacağı inancıyla hareket etme çelişkileriyle yüzleşiyoruz.
Haliyle kavramlar karışınca dün ak dediklerine bugün kara diyenlerin sayısı daha da çoğalmış ve insanların bugün dediklerine yarın ne diyecekleri lotoları oynanmaya başlamıştır. Bu gelgitler en güvenilir insanları bile tartışmalı hale getirirken, insanların birbirine olan güvenlerini derinden sarsmıştır. İster futbol hakemi olun, ister hakim, ister savcı ya da başka makamda biri; güvensizlik her yerde ve herkesi sarmaşık gibi sarmış ve güven boğulmasına neden olmuştur.
Oysa esas olan önce insan diyebilmektir. Yaradılış amacına uygun yaşayan insanın karşısındaki insana güvensizlik vermek gibi bir lüksü yoktur. O halde yaradılış amacına uygun insanımız azalmıştır. Ya da vardır da gözlerden uzak, gönüllerden ıraktır. Daha çok pazarlamacı kılıklı insanlar öne atlamış ve bu insanlar önemli köşe noktalarını kapmış, haliyle yaptıkları hatalarla toplumda güvensizliğin artmasına vesile olmuşlar ve bunu yurt dışından hakem getirmeye, yarın başka neler getirelim zeminini hazırlamaya kadar getirmişlerdir.
Sonuç olarak; bu talep bizim düzgün iş yapma şansımızın olmadığını ve bu yüzden dışarıdan medet ummanın haykırışıdır. Bizim bizden ümit kestiğimiz gün yok olmaya başladığımız gündür. Eğer yok olmak istemiyorsak hatalarımızla yüzleşmeli, güvensizlik problemini çözmeli adalete “hakem ve hakime” yeniden güvenin inşası mücadelesine girişmeliyiz. Her kim yaparsa yapsın ayırmaksızın ahlaksızlığa ve çürüümüşlüğe karşı topyekün savaş başlatmak son şansımızdır!..











