Hakkımda yapılan değerlendirmeleri zaman zaman ben de işitiyorum. Kimileri beni “keskin bir muhalif” olarak görüyor, kimileri ise “iktidara yaranmaya çalışan” bir yazar olarak itham ediyor. Bütün bu söylemlerin ötesinde, beni tarafsız, haksızlık karşısında susmayan ve doğru bildiğini dile getirmekten çekinmeyen bir gazeteci olarak gören hatırı sayılır bir kesim de var.
Bu değerlendirmelere cevabım aslında son derece nettir: Şahsıma herhangi bir etiket yapıştırmadan önce, bugüne kadar ortaya koyduğum tavra, kaleme aldığım yazılara ve gündeme taşıdığım konulara baksınlar.
Benim tarafım, kimden yana olduğumla değil; neyin doğru olduğuyla ilgilidir. Gazetecilik hayatım boyunca daima haksızlıkların, israfın ve usulsüzlüklerin karşısında durdum. Yolsuzluk iddialarını, kamu malının yanlış kullanılmasını, mesai kurallarının ihlal edilmesini ve aksayan kamu hizmetlerini korkusuzca yazmayı bir görev bildim.
Zamanında derse girmediği halde ek ders ücreti alan ve personele yönelik tutumuyla gündeme gelen vali yardımcısını da ben yazdım; makam odalarının arkasına yaptırılan özel banyoları, valilik tuvaletlerine kurulan müzik sistemlerini ve kamu araçlarının mesai saatleri dışında özel işler için kullanılmasını da… Nitekim bu eleştirilerimizin ardından söz konusu uygulamalardan tek tek vazgeçildi; banyolar söküldü, müzik yayını kesildi, usulsüz ödemelere ve kamu araçlarının gece gezmelerine son verildi.
Silah ruhsatı bağış tartışmalarından, kamu kurumlarındaki fatura şişirme iddialarına; kısa sürede şaibeli şekilde mal varlığını artıran kamu görevlilerinden, fındık üreticisinin kokarca zararlısıyla mücadelesindeki gecikmelere kadar kamuoyunun merak ettiği her soruyu sorma cesaretini gösterdim. Memur emeklisine verilmeyen seyyanen zamı ve emeklilerimizin yaşadığı hak kayıplarını defalarca dile getirdim.
Ancak ben hiçbir zaman sadece eleştirmek için kalem oynatmadım. Kimseye düşmanlık gütmedim; kamu adına soru sordum, yanlış gördüğümü söylediğim gibi güzel işleri alkışlamayı da bildim.
Giresun’umuzda sağlık ve milli eğitim alanındaki başarılı hizmetleri takdir etmekten geri durmadım. İl Özel İdaresi’ni sert şekilde eleştirirken, Kulakkaya yolunda yapılan kaliteli çalışmayı övdüm. Belediyenin üniversiteye arazi tahsisi konusundaki adımı yanlış gördüğümde eleştirdim; ancak Giresun Kalesi’ne mescit kazandırılması yönündeki takdire şayan çalışmasını destekledim. Üniversitemize sunduğu katkılar nedeniyle rektörü “Sıradışı Rektör” başlığıyla onurlandırdım. Vali Sayın Mustafa Koç’un yönetim anlayışını ve başarılı icraatlarını yazarak Giresun için bir şans olduğunu ifade ettim. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın ilimize yönelik hamlelerini “Giresun’a Bakan Eli Değdi” diyerek köşeme taşıdım.
İşte benim gazetecilik anlayışımın özü tam olarak buradadır:
Yapılan yanlışları yazdığım için bana “muhalif” diyorlarsa, bunu memnuniyetle kabul ediyorum. Memlekete faydalı, güzel işleri takdir ettiğim için “iktidar yanlısı” ilan ediyorlarsa, onu da kabul ediyorum.
Çünkü benim bir ölçüm var: Ben işi kimin yaptığına bakmam, ne yapıldığına bakarım.
İş başarılıysa hakkını teslim eder, takdir ederim. Vatandaşa hizmet ediliyorsa yanında durur; fakat kamu malına zarar veriliyor, Beytülmale el uzatılıyor, kamu hizmeti aksatılıyorsa hiç çekinmeden karşısına dikilirim.
Benim gazetecilik anlayışım bir siyasi görüşün, bir partinin ya da koltuk sahibi kişilerin gölgesinde durmak değildir. Bugün bir belediyeyi veya kamu yöneticisini eleştirirken, yarın aynı kurumun doğru bir icraatını yazmaktan imtina etmem. Gazetecilik, sadece alkış tutmak değil; gerektiğinde toplum adına doğru soruları sorabilme erdemidir.
Son söz olarak; nerede durduğumu merak edenlere açıkça ifade ediyorum:
Benim tarafım bellidir.
Halktan yanayım,
Hakikatten yanayım,
Doğrudan yanayım,
Giresun’dan yanayım,
Türkiye’den yanayım.











