Kendini gerçekleştirme kavramı, en iyi insancıl psikoloji tarafından açıklanmıştır. Maslow, insanların doğuştan kendilerini gerçekleştirme güdüsüne sahip olduğunu ve bu gerçekleştirme kavramını, insanın gizil gücünü kullanması ve geliştirmesi olarak ifade etmektedir.
Günümüzde psikoloji ile bilim adamlarının üzerinde anlaştığı temel güdü kendini gerçekleştirmedir. Bu şu anlama gelmektedir: kendini gerekleştirme güdüsünü karşılamayanlar yalnızlığa mahkümdür. Çünkü yalnızlık duygusu bir ölçüde ihtiyaçların karşılanmaması ile ilgilidir. Gereksinmeleri karşılanmayanlar bir ölçüde yalnızlığı tercih edebilmektedir.
Yine gereksinmeleri karşılanmayanların yaşadığı anlamsızlık duygusu bu kişilerin çevreyle anlamlı birliktelik kurmasına engel olabilmektedir.
Burada vurgulanması gereken kendini gerçekleştirme gereksinmesinin karşılanması önemli ölçüde başkalarının da katkısını gerektirmektedir. Bu olanakları sağalmada da toplumun bazen sorumlu olduğu yönündedir. Örneğin bir insanın bir işi olmadan kendini gerçekleştirmesi mümkün değildir. Çünkü kişi çalışma yaşamı ile bir ölçüde güvenlik, saygı, tanınma, sevgi, aidiyet duygularını karşılaması tam anlamıyla mümkün değildir.
Eğer çalışma olanağı yoksa, kendini gerçekleştirme gereksinmesi karşılanmayacağı için kişinin yalnızlaşması kaçınılmaz görülmektedir.
Sonuç olarak, kendini gerçekleştirme temel güdülerden biridir. Bu güdünün karşılanmaması kişiyi yalnızlığa itmektedir. Çünkü yalnığa yol açan kendini gerçekleştirme çeşitli gereksinmeleri içermektedir. Bunlar: güvenlik, saygı , tanınma, sevgi , estetik vb. Ancak burada söylenmesi gereken kendini gerçekleştirme gereksinmesinin karşılanmasında sadece kişinin kendisi sorumlu değil, toplum da sorumludur.
Yalnızlık, bireyin diğer insanlar ile yeterince aidiyet, bağlılık, samimiyet hissedememesi ile ortaya çıkan bir boşluk hissidir( https: //olgupsikoloji.comyalnızlık) Elbette bu tanıma farklı açılardan bakılabilir. Bunlardan aidiyet önemli bir yer tutmaktadır. Çünkü kişi, bir gruba topluluğa, topluma ait olmadığını hissederse anlamsızlık duygusuyla karşılaşacağı gibi yalıtılmış da olabilir.
Diğer taraftan, bağlılık duygusu yalnızlığı duyumsamamada etkili olabilmektedir. Kuşkusuz, bağlılığa farklı açılardan bakılabilir. Öncelikle, bağlılığın ne olduğunu açıklamak gerekmektedir.
Bağlılık, kavram olarak birine karşı sevgi, saygı ile yakınlık duyma ve gösterme, sadakat anlamlarına gelmektedir(TDK,2016).
Tabii ki bağlılık kime gösterileceği önemli. Aile içinde eşler arasındaki bağlılığın yeri ve önemi bulunmaktadır. Çünkü eşler arasındaki bağlılık hem eşler hem de çocukların huzuru için önemlidir.
Anne – babaların bağlılık açısından demokratik olması zorunluluk göstermektedir. Bu demokratik nitelikler şunları kapsamaktadır: Demokratik tutuma sahip anneler, onlara güvendiklerini daima hissettirmelidirler. Bu durum da çocukları kendilerine güvenen yani özgüveni yüksek bireyler haline gelir(https:// zihinokulu.com- anne –baba tutumu).
Diğer taraftan yalnızlık duygusu yaşamamak bireylere, gruplara samimiyetle bağlanmalarına bağlıdır. Elbette samimiyet kavramına farklı açılardan bakılabilir. Yazara göre samimiyet olay, algılar sorunlar ve çözümleri konusunda özü sözü bir olmaktır. Tabii ki böyle bir süreç kişiyi diğerine bağlayacaktır.
Samimiyet ayrıca bir nezaket gereğidir. Ancak modern toplumun en olumsuz özelliklerinden biri ben merkezciliktir. Bu anlayış da samimiyete ket vurmaktadır.
Diğer taraftan; nezaketsizlik ve samimiyetsizlik bir hatalı sosyalleşmenin ürünüdür. Yetişkinler çoğu açıdan olduğu gibi samimiyet konusunda da rol model olmalıdırlar.












