Bilindiği üzere 2026-2027 Eğitim ve Öğretim Yılı, 14 Eylül Pazartesi günü (yarın) tüm ilk, orta ve lise düzeyindeki okullarımızda başlıyor.
Şüphesiz eğitimimizin en önemli sorunu öğretmenlerin önlük giymesi değil, öğretmen ve öğrencilerimizin can güvenliğidir. Şiddetten uzak, öldürülme haberlerini almadığımız bir yıl olması en büyük temennimizdir. Ne yazık ki bu yüzden birinci önceliğimiz "üstün başarılar" dilemek olamıyor.
Çünkü geçen yılki tablo iç karartıcıydı. Yalnızca ikinci yarıda İstanbul Çekmeköy’de Fatma öğretmenimizin hayatını kaybetmesi, bir öğretmen ile bir öğrencinin yaralanması; ardından Urfa’da 16 öğrencimizin yaralanması ve saldırganın intiharı; Kahramanmaraş’ta ise eğitim hayatımızda örneğini görmediğimiz şekilde 8 öğrenci ile bir öğretmenin öldürülmesi ve 11 öğrencinin yaralanması... Tüm bu acı olaylar, ister istemez birinci önceliğimizin can güvenliği olması gerektiğini bizlere fısıldamaktadır.
Milli Eğitim Bakanlığı bu eğitim-öğretim yılında bir dizi tedbir getirmektedir. Bunlardan biri, can güvenliğini sağlamak amacıyla velilerin okula randevu ile girmeleridir. Sayın Bakan; biz 2014’te bir gecede görevden aldığınız okul müdürleri, geçmişte velileri zaten okul bahçesine almıyorduk ve kapıda güvenlik görevini üstlenen personelimiz vardı. Bu durum gösteriyor ki 2002’den 2026 yılına kadar güvenlik anlamında bir arpa boyu yol alınamamıştır.
Çünkü yıllardır Milli Eğitimde “Ali yazar, Veli bozar” anlayışı hakimdir. 2011 yılında Ömer Dinçer’in "gece bile okulları açık tutacaksınız" talimatıyla ve ardından birçok bakanın yaz döneminde okulları vakıf ve derneklere tahsis etmesiyle okullarımız yol geçen hanına dönmeye başladı. Şimdiki talimatınız, geçmişte yapılan hataların kabulüdür. Ancak okulları yaz döneminde tahsis etmekten vazgeçmediğinizi de uygulamada görmeye devam ediyoruz.
Bu öğretim yılında Sayın Bakanın üzerinde durduğu bir diğer husus ise kılık kıyafettir. Oysa sizin hükümetinizden önce okullarda ne mini etekli, taytlı kadınlar ne de kotlu, uzun sakallı, şalvarlı veya cübbeli erkekler vardı. Bir kıyafet yönetmeliği mevcuttu ve uygulanıyordu. Evet, eksikti; inancından dolayı başını örtenler dışlanıyordu. Yasa ile bunu güvence altına almanız güzel ve yerinde bir adım oldu; en azından kötü niyetli yaklaşımların önüne geçtiniz. Lakin tüm öğretmen ve hatta öğrencilere kılık kıyafeti tamamen serbest bırakarak bugünün zeminini kendiniz hazırladınız. Şimdi yazdığınızı yine kendiniz bozuyor ve yeni bir sınırlama getiriyorsunuz. Esasında bu konuda sınırları zorlayanlar arasında ayrım yapmaya devam ederseniz, esas sorunun orada başlayacağını bilmeniz gerekir.
Bir diğer husus; birkaç yıl önce öğrencilere de forma serbestliği getirmiştiniz. Yürümediğini anlayınca son birkaç yıldır bu tutumunuzdan vazgeçip forma zorunluluğunu geri getirdiniz. Buna mukabil öğretmenlere de önlük zorunluluğu getirerek uç giyinenleri örtmeye çalışıyorsunuz. Bunu da yazan siz, yine bozan sizsiniz.
Kıvrandığınız ama bir türlü çözemediğiniz bir başka mesele de liselerin zorunlu olmasıdır. Öncelikle lise kayıtlarının sisteme oturması memnuniyet vericidir. Ancak zorunlu olmasını sağlayan siz, durumdan şikayet eden de yine sizsiniz. Şimdi yumuşak geçişle öğrencileri Açık Öğretim Liselerine ya da Mesleki Eğitim Merkezlerine yönlendiriyorsunuz. Bu da yazıp tekrar bozduğunuz bir başka husustur.
İlkokula başlama yaşını 60 aya indirmiştiniz; yürümediğini ve birçok problemi beraberinde getirdiğini görünce vazgeçtiniz. Bunu da yazan siz, yine bozan siz oldunuz.
Ayrıca kurum yöneticileri için yazılı sınav vardı; onu kaldıran da siz oldunuz, geri getiren de... "Seçkin okul olmayacak" dediniz ancak bu okullar ot biter gibi arttı. Kayıt dışı bölgelerden öğrenci alımları 400 ila 500 bin liraları bulmuş durumdadır.
Daha sayamayacağımız birçok gelgiti bu millete yaşattınız. Kiminiz yazdı, kiminiz bozdu. Son 24 yıldır yine siz çaldınız, siz oynadınız. Sanırsınız ki bu ülkeyi yalnızca iki yıldır yönetiyorsunuz; oysa 24 yıldır eğitimde öğretmen, veli ve öğrenci hep birlikte yapboz oynuyoruz.
Temennimiz her yıl aynı olmuştur, yine yineliyoruz: Ortak aklın ürünü olan, millet ve devlet menfaatine hizmet eden, çağı yakalayan istikrarlı bir eğitim politikasına kavuşmak dileğiyle...
Tüm eğitim ve öğretim paydaşlarına huzur dolu bir eğitim-öğretim yılı diliyoruz.











