Tarih, sadece rakamlardan ve tarihlerden ibaret değildir; tarih, bir milletin var oluş mücadelesinin hafızasıdır. Bugün dünyada pek çok odak tarafından çarpıtılarak önümüze konan 24 Nisan 1915 tarihi, aslında iddia edildiği gibi bir "soykırımın" değil, bir devletin kendi varlığını koruma adına aldığı en meşru ve zorunlu kararların başlangıcıdır.
24 Nisan’da Aslında Ne Oldu?
1915 yılının 24 Nisan’ında Osmanlı Devleti, gizlilik kaydıyla 14 valilik ve 10 mutasarrıflığa bir emirname gönderdi. Bu emirname, bir "bıçağın kemiğe dayanma" anıydı. Batı’nın desteğiyle hareket eden Ermeni gönüllü alaylarının düşmanla işbirliği yapması, köyleri kana bulayan isyanlar çıkarması ve ikmal hatlarını kesmesi üzerine; devlet, isyanların merkezini hedef aldı.
O gün, olayların elebaşısı olduğu tespit edilen 235 Ermeni komitacı tutuklandı, dernekleri kapatıldı ve faaliyetleri menedildi. Tutuklananların bir kısmı Çankırı ve Ayaş’taki cezaevlerine nakledildi. Bu karar, daha sonra gelecek olan Tehcir (Sevk ve İskân) kararı ile birlikte, imparatorluğun bekası için atılmış en kritik adımdı. Bu zorlu süreci yöneten Enver, Talat ve Cemal Paşaları bugün rahmet ve saygıyla anmak, tarihin bir gereğidir.
Hakikati Savunmanın Bedeli: 69 Bilim İnsanı ve Tehditler
Gerçekler sadece bizim belgelerimizde değil, tarafsız yabancı kaynaklarda da sabittir. Ancak ne acıdır ki, hakikati söyleyenler her dönem bedel ödemek zorunda kalmıştır. 1984 yılında, sözde soykırım iddialarının asılsız olduğunu bir bildiriyle dünyaya ilan eden 69 yabancı tarihçi, Ermeni terör örgütlerinin ve lobilerinin hedefi haline gelmiştir.
Bernard Lewis: Sırf gerçekleri dile getirdiği için mahkemeye verildi ve karalama kampanyalarına maruz kaldı.
Justin McCarthy: Üniversiteden kovulması için büyük baskılar yapıldı.
Stanford Shaw: "Ermeni soykırımı diye bir şey yoktur" dediği için evi bombalandı, ders verdiği sınıf basıldı ve can güvenliği kalmadığı için 1981’de Türkiye’ye sığınmak zorunda kaldı.
Bu bilim insanlarının yaşadıkları, meselenin bir "hak arayışı" değil, bir "susturma operasyonu" olduğunun en açık kanıtıdır.
Ermeni Komitelerinin Kanlı Talimatnamesi
Devletin neden bu kadar sert tedbirler almak zorunda kaldığını anlamak için, o dönem Ermeni komitelerinin yayımladığı talimatlara bakmak yeterlidir. Bu talimatlar, bir toplumun nasıl bir iç savaşa ve ihanete sürüklendiğini açıkça göstermektedir:
Osmanlı ordusuna firar çağrıları yapmak,
Rus ordusuyla birleşip arkadan saldırmak,
Müslüman köylerinde sivil katliamlar gerçekleştirip suçu Osmanlı’ya atmak,
Haberleşme ve ikmal hatlarını kesmek...

İşte bu kanlı planlar, Anadolu’nun her köşesinde binlerce masumun canına mal olmuştur. Osmanlı Devleti, kendi sınırları içinde yaşayan sivil halkını ve ordusunun arkasını korumak için bu kararları almaya mecbur bırakılmıştır.
Sonuç Olarak
Bugün bize "soykırım" diye dayatılan tarih, aslında emperyalizmin bir maşası haline gelmiş çetelerin durdurulma öyküsüdür. Kendi tarihimize, belgelerimize ve hakikati savunan bilim insanlarına sahip çıkmak, sadece geçmişe değil, geleceğimize olan borcumuzdur.
Unutulmamalıdır ki; tarih, lobilerin gürültüsüyle değil, belgelerin sessiz ama sarsılmaz gücüyle yazılır.











