Öcalan’ın mahkumiyetinin kesinleştiği tarih 25 Kasım 1999, Bahçeli’nin Öcalan için "umut hakkı" istediği tarih ise 22 Ekim 2024. AİHM’in umut hakkı için öngördüğü azami süre tam 25 yıl… Bu söylem, tam da 25 yılın dolmasına 1 ay 3 gün kala bilinçli bir zamanlamayla gündeme getirildi. Önceden yazılan bir senaryo adım adım oynanıyor, vatandaş ise yine sadece bir seyirci konumuna itilmek isteniyor.
Çerçeve Yasanın kabulü sonrasında hukuki düzenlemelerin en kısa sürede yapılmasının istenmesinin arkasında, teröristlerin salıverilmesinin ötesinde bir an önce Anayasa değişikliği sürecine geçilme arzusu yatıyor. Ancak yeni Anayasaya giden yolda, Çerçeve Yasanın mimarlarından “kurucu önder”in de bu süreçlerde “özgürce” aktif olarak yer alması hedefleniyor. İşte bu yüzden önümüzdeki dönemde “UMUT HAKKI” kavramını çok daha sık duyacağız.
İktidar, terörist başına paye vererek Gazi Meclisimizde konuşmasını istediğini zaten en baştan açıkça ortaya koydu. Şimdi ise bu projenin tüm hukuki zeminini hazırlamakla meşguller.
Hukuki Boyut Ne Söylüyor?
Tavsiye niteliğinde olmakla birlikte AİHM, müebbet hapis cezasının verilmesinden en geç 25 yıl sonrasında umut hakkının doğduğunu belirtiyor. Öcalan için bu 25 yıllık süre, Yargıtay’ın 25 Kasım 1999 tarihli onama kararı dikkate alındığında zaten dolmuş durumda.
Ancak 25 yıl dolunca otomatik olarak bir serbest kalma hakkı doğmuyor. AİHM, yalnızca mahkûmun durumunun gözden geçirilmesi gerektiğini ifade ediyor. Umut hakkının bizim hukukumuzdaki karşılığı “koşullu salıverilme” kurumudur. İç hukukumuzda böylesi bir değerlendirme ve gözden geçirmeye dair mekanizma bulunmadığı için AİHM, bu durumu Türkiye açısından bir ihlal olarak kabul ediyor.
Kaldı ki 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 107. maddesinin 16. fıkrası sebebiyle Öcalan’ın mevcut durumda koşullu salıverilmeden faydalanması hukuken mümkün değildir. Söz konusu madde hükmü nettir:
"5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, 'Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar', 'Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar', 'Milli Savunmaya Karşı Suçlar' başlıklı bölümler altında yer alan suçlardan birinin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi dolayısıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde, KOŞULLU SALIVERİLME HÜKÜMLERİ UYGULANMAZ."
Toplumu Koruma Yükümlülüğü ve Acı Gerçek
Bir an için bu yasal engelin kaldırıldığını varsaysak bile, AİHM kararlarına dayanarak "süre doldu, haydi serbest bırakalım" denilemez. Çünkü AİHM açıkça vurgular: "Devletin toplumu koruma yükümlülüğünden hareketle, tehlikeliliği devam eden mahkûmların serbest kalmasına asla imkân verilmemelidir." Devletlerin toplumu ağır suçlara karşı koruma görevi vardır ve tehlikelilik hali sürdüğü müddetçe failin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını çekmeye devam etmesi Sözleşme’nin ihlali anlamına gelmez.
Nihayetinde iş dönüp dolaşıp aynı çizgiye geliyor: Bizim bu kişiye "bebek katili, terörist başı" dememiz, iktidarın ise "sayın kurucu önder" sıfatını yakıştırması ayrımına... Bu tehlikeli yaklaşımlarla bir süre sonra terörist başını serbest bırakmaları işten bile değil. Bu gidişatı ve hazırlanan senaryoyu durdurabilecek tek güç ise terörün ve teröristin karşısında dimdik duran aziz milletimizin iradesidir.











