• Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
Anasayfa
  • GÜNDEM
  • KAMU
  • SENDİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SİYASET
  • HUKUK
  • TÜRK DÜNYASI
  • EĞİTİM MEMURLAR
  • Ara
SON DAKİKA:
11:20
Yurt Dışı Öğretmen Görevlendirme Sınavı
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar Üye Paneli
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Köşe Yazarları
  2. Av.Faruk Ülker Ümraniye Türk Ocağı Eski Bşk
  3. Atatürk'ün laiklik anlayışı (3)
Yayınlanma: 13 Ekim 2021 - 13:17

Atatürk'ün laiklik anlayışı (3)

13 Ekim 2021 - 13:17
Yorumlar
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Atatürk'ün laiklik anlayışı (3)
Av.Faruk Ülker Ümraniye Türk Ocağı Eski Bşk
Herşeyde hukuk



Konuyu kaynaklarından incelemeye devam edelim. Yukarıda ki bölümlerde izah ettiğimiz gibi, Avrupa’da dini otorite sayılan kilise, siyasi otoritenin egemenlik alanına da hükmetmeye başlaması üzerine, Avrupa tarihinde çok uzun yıllar süren din savaşları olduğunu gördük. Kilisenin, siyaset ve yönetim sistemleri üzerinde ki bu baskıcı tutumdan dolayı verilen mücadeleler semeresini vermiş, siyaset müessesesi, ‘’ dini vesayetten ‘’ kurtularak, laiklik mücadelesi kazanılmıştır.

Kazanılan mücadele akabinde, Avrupa’da aydınlanma dönemi dediğimiz bu safhada, eğitim, bilim, sanat, teknoloji ve her alanda ilerlemeler kaydedilmiştir.

Dolayısıyla laiklik, Batı’da ‘’ dinin vesayetinden kurtulma mücadelesi’’ olarak doğmuş ve gelişmiş bir kavram olmuştur. ‘’Kili, Atatürk ve Laiklik, Belgelerle Türk Tarih Dergisi, Dün- Bugün- Yarın, s. 15, 16 vd’’

‘’Ancak laiklik, sadece Batı’da ortaya çıkıp gelişen bir kavram değildir. Pek dile getirilmese de bir BİR TÜRK LAİKLİĞİNDEN DE SÖZ EDİLEBİLİR.

Üstelik bu Türk laikliği, Batı’daki laiklikten çok daha önce, 11. Yüzyılda Selçuklular döneminde ortaya çıkmıştır. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in Bağdatta halifenin siyasi yetki( Atatürk, Din Ve Laikliklerini elinden alıp halifeyi sadece din işlerinden sorumlu hale getirmesi, dinle siyasetin ayrılması anlamında bir tür laikliktir...( Meydan Sinan, Atatürk Modernizm ve Din,s. 486 vd.)

Laiklik, toplumsal hayatın din kurallarıyla değil de, akıl ve bilimle şekillendirilmesi, devletin ise yine din kurallarıyla değil, çağdaş siyaset ve çağdaş hukuk kurallarıyla yönetilmesi olarak tanımlanabilir.

Dindarlık veya dinsizlik devletler için değil, bireyler için söz konusudur. Bu yüzden laik devletlerde din kurallarıyla yönetme biçimi olmasa da, toplumda ki tüm kişilerin din ve vicdan özgürlüklerini kabul ederek, devlet olarak bu özgürlükler laiklik ilkesi gereğince korunur.

Atatürk bu durumu şöyle izah eder: ‘’ Laiklik prensibinde ısrar ediyoruz. Çünkü milli iradenin ve insanlığa mal olmuş değerlerin belki de en mukaddesi olan din hürriyeti ancak laiklik prensibine bağlanmakla korunabilir...’’ ( Atatürk Din ve Laiklik, Neda Armaner, Atatürkçülük İkinci Kitap, İstanbul 1988)

Zaten Osmanlı’da 1839 Tanzimat Fermanıyla başlayan Batılılaşma hareketleri neticesinde, dinin gerek devlet yönetiminde gerekse toplumda etkisinin azalmaya başladığı yıllardır.
Esasen Atatürk devrimlerinin özü ve nihai hedefinin laiklik olduğu anlaşılır. Prof. Dr. Mohammed Sadıg’a göre de, ‘’ Türk laikliği, Türk devrimlerinin en dikkate değer ve en dayanıklı temeli’’ açıklar.

Prof. Dr Reşat Kaynar, ‘’ Atatürkçülük ve Din Adamı’’ , Cumhuriyet 1963, Atatürkçülük Nedir, s. 124-125.’’ Eserinde Atatürk’e laiklik bahane edilerek saldırıların sebebini şöyle açıklar: ‘’...Atatürk batı uygarlığını yalnız tekniği ile değil sosyal kurumları ile toplumun kabul etmesi ve kafa değiştirmesiydi...

Bu ülkünün korunması için de, laiklik disiplini altına girmek şarttı. Atatürk Türkiye’nin kurtuluşunu bu özün korunmasına bağlıyordu. Bundan dolayı, Atatürkçülüğün özünü yıkmak isteyenler, daima laikliğe saldırmışlar, bahane olarak da Atatürk devrinde, laikliğin din düşmanlığı biçiminde uygulandığını ileri sürmüşlerdir...

Toplumsal hayatın dinsel kurallarla yerine, akılcı, bilimsel kurallarla şekillendirilmesi kabul edebilmek için kafa değişiminin şart olduğunu...’’ yazar bu şekilde belirtmektedir.

Dikkat edilecek olursa, laiklik yaklaşımı ile ortadan kaldırılan kurumlar dinin ruhu açısından değil, biçimi açısından önem verilen tarihsel kurumlar olduğu görülür.

Öyle ki bu kurumların ve simgelerin içinde gerçek İslam’ı aramaya kalksak bir kısım boş inançtan başka şey bulmak mümkün değildir. ( ‘’ Meyan Sinan, Bir Ömrün Öteki Hikayesi, Atatürk Modernizm ve Din, İnkılap, 2017, s. 489 vd’’ )

Mesela; Ne Saltanat, ne hilafet, tekke ve zaviyeler, eski tür araç ve tartılar, ne Arap alfabesi, ne medreseler, ne de insanların soy adlarının olmaması, takvimin değişmesi gibi hususlar İslam’ın özüne uygundur. Hemen hemen hepsinin içi boşaltılmış, adı İslam kalmış ama İslamiyet’in özüyle alakasız kurumlara dönüşmüştür.

Atatürk’ü yakınen en iyi tanıyanlardan birisi olan Falih Rıfkı Atay Atatürk’ün yaptığı devrimlerle neyi düşündüğünü ve gerçekleştirmek istediklerini şu şekilde açıklar:
‘’.... Tanzimat fermanı ve Osmanlı’daki ıslahat hareketleriyle yapılmak istenip te yapılamayan, medreseden yetişme şeriatçıların vicdanlar üzerindeki egemenliği yıkılıp, laik bir devlet sisteminde dünya işlerini yalnız akıl ve bilim yolu ile çözmedikçe, dini sadece Tanrı ile kul arasında bir vicdan işi olarak bırakmadıkça, baştaki istibdat yıkılsa bile başarılı olunmayacaktır.

Tanrı adına toplumu hükmü altında tutan geri medrese şeriatçılığının yarattığı yığın despotluğunu önlemedikçe, insanı laik ve müspet ilimlere dayanan eğitimle değiştirmedikçe toplumu değiştirmeye, ilerlemeye, kalkındırmaya, vicdan ve kafa hürriyeti yolundan hürriyete kavuşturmaya, rejimi devamlı ve kararlı bir hürriyet rejimi yapmaya imkan yoktu....’’ (Atay, Atatürk Ne idi?, s..9...vd)

OSMANLI’DA GERİ KALMIŞLIĞIN SEBEPLERİ
Atatürk, Osmanlı tarihini çok iyi inceleyen biri olarak, geri kalmışlığımızı, Batı’nın bilim, teknoloji, eğitim, sanayi kısaca aydınlanma hareketlerinin dışında kalmamızın sebebi olarak, medrese eğitimli geleneksel İslamcıların kalkınma hareketlerinin önünde engel olarak görmüştür.

Öyle ki, Gutenberg ilk matbaayı 1440’lı yıllarda bulmuş, ilk kitabını 1450 yılında basmıştır. Osmanlı ise çağın bu en önemli gelişmesine tam 300 yıl, ‘’ günahtır, zinhar haramdır...’’ gibi çağdışı düşüncelerle din adamları karşı çıkmıştır.

Ancak İbrahim Müteferrika’nın girişimleri ile 1726 yılında ilk Türk Matbaası kurulmuştur. ‘’...Haramdır, günahtır, caiz değildir...’’ tam 300 yıl kayıp zaman yaşamıştır Osmanlı Devleti... Her bilime, her teknolojiye ve gelişmeye, medrese eğitimi almış güya müderris sayılan ulemalar, gelişmenin ve kalkınmanın önüne set çekmişlerdir.

Osmanlı’da çöküşün baş mimarları bu zihniyet olmuştur. Kanuni döneminden sonra bilime ilgisiz kalınmıştır. Osmanlı, matematik, fizik, astronomi, tıp gibi bilim dallarında geçmişteki İbni Heysem, El Harizmi, El Kindi, Ali Kuşcu, İbni Sina gibi ilim dallarında dünyaca ünlü Müslüman ve Türk adamlarının ilim düzeyine bile yaklaşamamıştır.

16. yüz yıldan sonra, Osmanlı’nın ölüm çanlarının çalmaya başladığını, ne Enderun Mektebinden yetişenler, ne de medrese’den yetişen ulemalar görmüştür!...

Kur’an’ın ‘’ ilk emri oku’’ olan, akla ve bilime önem veren yüzlerce Kur’an ayetlerini kendi hegemonyalarını sürdürebilmek için görmezden gelen bir din sınıfı oluşmuştur.

Yüce İslam, tüm insanlık yararına olan yenilikler ve kalkınma hareketlerinde sanki bir karşı kutupmuş ve tarafmış gibi gösterilerek cahil, cühela insanlar kandırılmıştır. Medreseler bozulmuştur.

Akli ve müspet ilimler programlardan çıkarılarak yalnızca dini eğitim yeterli görülmesi bozulmayı beraberinde getirmiştir...

Enderun mektepleri, medreseler ve eğitim kurumları 16. Yüzyılın ortalarında bozulmaya başlamıştır. Bozulma nedenleri olarak başlıcaları:

Her şeyin ve bilimin temelinde iman esaslarının görülmüş olması gelir. Halbuki, bilim imanın temelinde olması gereken bir gerçektir. Özgür düşünce ve arayışlar hoş görülmeyerek, dinen caiz sayılmamıştır.

Mezhepçilik anlayışı ve ayrıntılarının üzerine ve Fıkıh kurallarının ayrıntıları üzerinde çok fazla durularak ve zaman harcanarak, akılcı gelişmeler yerine sürekli nakilci ve kuralcı düşünüş ile işin özü kaçırılmıştır.

Medrese sisteminin özünde iç dinamikler ve ezbercilik bilimsel gelişmeyi zorlaştırıcı unsurlar olmuştur. Akli ve müspet bilimler müfredatlardan çıkarılmış, yalnızca dini ve hukuki bilimlerle yetinilmiştir. Akli bilimler kaldırılınca gerekli ve geçerli olan tartışma, araştırma, inceleme, eleştiri yöntemi de terk edilmiştir.

Katip Çelebi bu bozulmayı özetle şöyle der:
‘’ Kanuni dönemine gelinceye kadar, Hikmet ile Dini Bilimleri uzlaştıran bilim adamları vardı.
Fatih Sultan Mehmet, Kelam derslerine yer vermişti. Sonra gelenler, ‘bunlar felsefedir’ diye kaldırıp yerlerine Fıkıh vs derslerini koydular. Böylece bilim alanı fakirleşti. Kıyıda, köşede, Doğu Anadolu’da yer yer Hikmet okumayı sürdüren öğrenciler İstanbul’a gelip tafra satar, böbürlenir oldular...’’

Çağın değerlerini yakalayan akılcı düşünce yok sayılmıştır. Devletin çeşitli kurumlarından Maliye, Ordu, Eğitim Kurumlarının bozulmaya başlaması, rüşvet, adam kayırma, adam sendecilik, yolsuzluklara aldırış etmemek, toplumda ki kokuşmayı görmezden gelmek, çöküşü hızlandırmıştır.

Nakilci ve aktarmacı bilimler, akılcı ve müspet bilimlerin yerine ikame edilmiştir. 17. yüzyılın ortalarından sonra medrese programları hemen hemen tefsir, fıkıh, hadis ağırlıklı olarak verilmişken, matematik, astronomi, mantık ve felsefe dersleri önemsenmemiştir.

Son zamanlarda ise fen bilimleri, müspet bilimleri tamamen müfredatlardan kaldırılmıştır.
Oysa ki hem pozitif hem de manevi ilimler bir arada verilmeliydi. Medreselerde ki bu bozulmada, dini sınıf bu gelişmelerin karşısında durmuş ve dine uygun olmadığı görüşü empoze edilmiştir!...

Daha fazla sebeplerini burada yazmak uzun olur. Tabi ki, nakli ilimleri reddedemeyiz, hatta nakli ilimlerle desteklenmeyen akılcı ilimler belki zaman içinde tamamen maddeci bir bilime dönüşerek, kainatta ki oluşan ve var olan hayatın gerçeğini, sebep ve sonuçlarını doğuran inkarcı bir anlayışa yerini bırakır... Şimdilik konumuz bu değil.

Osmanlı’daki geri kalmışlığın sebeplerini Atatürk kendi el yazıları ile yazdığı notlarında da görülmektedir. Bu yüzden radikal devrimler, laiklikle içi doldurulmadığı taktirde, gelişme ve çağın değerlerini yakalamada yeterli olmayacağını daha harbiye yıllarında öğrenciyken sezmiştir... Laiklik yolunda adımlar atıldıkça geleneksel İslam taraftarlarınca çok ağır eleştirilere uğramıştır...

Atatürk’ün getirdiği ‘’ Türk tipi laiklik’’, İslam dininin, özüne, inanç ve ibadetlerine hiçbir şekilde müdahale etmemiştir. Dinin, siyasal hayat üzerinde ki egemenliğine karşı olmuş, özgür düşünceyi savunmuştur...

Nitekim Sadi Borak o günler için şunları demektedir... ‘’ Camiler her zamanki gibi açıktı, Ramazan’da isteyenler orucunu tutuyordu. İlmihal kitapları ilk defa o zamanda basılmaya başlanmıştır. Şimdiki medreseler gibi, dünya ve politika değil, sadece din adamı yetiştirmek için İmam Hatip Okulları açılmıştı...’’ ( Sadi Borak, Atatürk ve Din, s. 19 ve dv...)

‘’ TÜRK LAİKLİĞİ ‘’
Laikliği yorumlayan çağdaş müfessirlere göre; ‘’ Türk Laikliği’’, tüm dinci ve gerici hareketlere karşı, laikliği inanç ve ibadet hükümleriyle özleştiren, İslam Dininin, medeni ve uygar bir hayatın dini olabileceğini göstermiştir. BU bakımdan sadece Türklerin değil, tüm İslam dünyasının kurtuluş reçetesi sayılmıştır. Türk laikliği, Türk milletinin tecrübesidir.

Batı dünyasının yüzlece yıl süren din savaşlarının sonunda gelen laikliği, Türk milleti kansız ve iç savaşsız başarmış tek millettir. Çağa uyum sağlayamayan Müslüman milletler, bunun acılarını büyük şekilde çekmiştir ve çekmektedir. Güya İslam adına çıkan terör örgütleri, Allah adına ve ‘’ Allahu ekber’’ diyerek kafa kesmekteler...

Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Suudi Arabistan, İran...’’ gibi daha nice İslam ülkelerinde ; acı, kan, göz yaşları, terör, kesilen kafalar, kurşuna dizilen insanlar ve milyonlarca Batı ülkelerine ve Türkiye’ye sığınma ve mültecilik talebinde bulunan, can güvenlikleri olmayan aç, masum ve sefil insanlar!...

Türk laiklik sistemi, hiçbir şekilde dini reddetmez. Hatta dindar insanların özgürce dini inanç ve ibadetlerini yaşayabilmelerinin garantisi ve sigortasıdır. İnançları korur ve saygı gösterir. Fakat aynı zamanda din etiketi taşıyan herşeyi de toptan kabul etmez.

Araştırıp, soruşturup, inceler. Yani bu iki yol arasında üçüncü bir yol, denge yolu olarak ortaya çıktığını söyleyenler olmuştur...

Demek ki, Atatürk devrimleri, İslam’ın inanç ve ibadet boyutuna müdahale etmemiş, herkes istediği gibi ibadetinde özgür bırakmıştır. Bir diğer gurup, tarikat, cemaat gibi yapılaşmaların tahakkümünden kişilerin özgürlüğünü korumuştur.

Fakat bunların yanında, toplumu esir alan, yanlış yönlendirmelere yol açacak her türlü batıl fikir ve hurafelerle de mücadele etmeyi sistem olarak benimsenmiştir.

Dinin istismarını ve dinden menfaat sağlayan çevrelerin, toplum üzerinde Yüce İslam Dini’nin baskı aracı olarak kullanılmasına şiddetle karşı çıkan ve mücadele eden bir görüş sistemi olarak ‘’ Türk laikliği’’ doğmuştur...

Atatürk bir konuşmasında; ‘’... Dinden menfaat temin edenler iğrenç kimselerdir. İşte biz bu vaziyete karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar, saf ve
masum halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizlerin asıl mücadele edeceğimiz ve ettiğimiz bu kimselerdir...’’ ( Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, 1955 Baskı, s. 116.)

(Devam edecek...)


 

  • YORUMLAR
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • Aldatma ve Aldatılmanın Psikolojisi - 15 Aralık 2025
  • Anayasa'nın 66.Maddesinde İfadesini Bulan Milli Kimlik Tanımı, Etnik Ayrıştırmadan Uzak Hukuki Bir Tanımdır - 08 Aralık 2025
  • Tarih Sahte Ve Çakma Milliyetçileri Affetmeyecek... - 30 Kasım 2025
  • Dini Kullananlar Dine Zarar Vermektedir - 04 Kasım 2025
  • ATATÜRK'ÜN DİN ANLAYIŞI (3) - 29 Ekim 2025
  • Atatürk'ün Din Anlayışı - 23 Ekim 2025
  • Yeter ki Sabır Taşmasın... - 20 Eylül 2025
  • Türk Toplumunda Ki Sosyal Çürüme Derinleşiyor - 17 Ağustos 2025
  • Sayın Özgür Özel, Seçmenlerinin Ve Milletin Umudunu Tüketme!.. - 01 Ağustos 2025
  • Adaleti Geçtik De, Hukuk Bunun Neresinde? - 26 Temmuz 2025
  • Siyonizm Nedir Ve Siyonizmin Tarihçesi - 23 Haziran 2025
  • Ümit Özdağ Hocanın Tutukluluğu... - 11 Haziran 2025
  • Eyy Özgür Efendi, Kendine Gel, Kendine!.. - 05 Haziran 2025
  • Yeni Anayasa İle Üniter Devlet Yapımıza Tuzak Mı Hazırlanıyor?! - 29 Mayıs 2025
  • 1921 Anayasası Neden İstismar Ediliyor? - 19 Mayıs 2025
  • Şartsız, Amasız, Fakatsız Silah Bıraktırılmalıdır... - 11 Mayıs 2025
  • 3 Mayıs Türkçüler Günü Kutlu Olsun - 04 Mayıs 2025
  • İklim Anlaşması Ve İklim Kanunu Nedir. Tasarı İçindeki Tuzak Maddeler !... - 19 Nisan 2025
  • Türk Devletler Teşkilatı - 08 Nisan 2025
  • Hayırlı Cumalar Demekle, Cumalar Hayırlı Olmuyor... - 29 Mart 2025
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 9
ilan.gov.tr
Gazete arşivi için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
Köşe Yazarları
Av.Alev SEZEN M.A. Adli Bilimler Uzmanı
Av.Alev SEZEN M.A. Adli Bilimler Uzmanı
Ahlak Toplumsal Suç Oranlarını Nasıl Etkiler?
Siyasal Sendikacılık Ve Görünmez Goril Deneyi
Kadriye Demirel (AES Antalya il Temsilcisi , Eğitim koçu)
Siyasal Sendikacılık Ve Görünmez Goril Deneyi
Aziz Dolu Atabey
Aziz Dolu Atabey
Girit; pahalıya alınıp bedavaya verilen ada
Yaşar YENİÇERİOĞLU UAEF Başk
Yaşar YENİÇERİOĞLU UAEF Başk
Al Mitolojisi: Al Karısı
Remzi ÖZMEN TES İst 8 Nolu Şb. Bşk, Kamu-Sen İst eski Bşk
Remzi ÖZMEN TES İst 8 Nolu Şb. Bşk, Kamu-Sen İst eski Bşk
Öğretmen Ataması Yetersizdir
Reyhan Yıldız Eğitimci Yazar
Reyhan Yıldız Eğitimci Yazar
Ruhumuzu Kilitleyen Pranga: Mobbing
Cahit Akdoğan Giresun Valiliği Esk.Halkla İliş. Md
Cahit Akdoğan Giresun Valiliği Esk.Halkla İliş. Md
Mehmet Akif Ersoy'un Düştüğü Durumdan İbret Alınmalı...
Aşk
Namık Özer ERDOĞAN Atatürk Eğ.En.Eski Md.
Aşk
Serdar Gündüz Şb. Müd. Liyakat-Sen Genel Seketeri
Serdar Gündüz Şb. Müd. Liyakat-Sen Genel Seketeri
Bir Namuslu Yeter
Kahramanmaraş Olayları ve Olayları Hazırlayan Süreçler Gerçeği (2)
Mehmet ARSLAN Eğitim Yönetimi Ve Planlama uzmanı
Kahramanmaraş Olayları ve Olayları Hazırlayan Süreçler Gerçeği (2)
Avrupa Turundan,Gondollar Şehri Venedik
Canan ÖZDEMİR Uzman Sosyolog
Avrupa Turundan,Gondollar Şehri Venedik
PKK'yı Terör Örgütü Saymamak Tatsız Bir Şaka Mı?
Misafir Yazılar
PKK'yı Terör Örgütü Saymamak Tatsız Bir Şaka Mı?
Kürt Kardeşim!
Orhan KILIÇOĞLU
Kürt Kardeşim!
Aldatma ve Aldatılmanın Psikolojisi
Av.Faruk Ülker Ümraniye Türk Ocağı Eski Bşk
Aldatma ve Aldatılmanın Psikolojisi
Hastalıklı Beyinler
Ali Kemal Gül
Hastalıklı Beyinler
Cumhuriyet'imizin 102. Yılı Kutlu Olsun
Türk Ocakları'ndan
Cumhuriyet'imizin 102. Yılı Kutlu Olsun
Ülküdaşım ve Beyim Önder Güven
Şerife Güven
Ülküdaşım ve Beyim Önder Güven
Ben Deyim, Siz Anlayın!...
Köksal Cengiz
Ben Deyim, Siz Anlayın!...
Kurtuluş Savaşımızda Rus Yardımı Hakkında
Şevket Sezer
Kurtuluş Savaşımızda Rus Yardımı Hakkında
Çok Okunan Haberler
Beykoz Türk Ocağı
Beykoz Türk Ocağı "Papa'nın Türkiye Ziyareti ve Ardındaki Gerçekler"...
Özel İtalyan Lisesi'nde Türk Öğretmenlerin maaş grevi
Özel İtalyan Lisesi'nde Türk Öğretmenlerin maaş grevi
'Taciz listesi' skandalı sonrası: İstanbul Erkek Lisesi'nin müdürü açığa alındı
'Taciz listesi' skandalı sonrası: İstanbul Erkek Lisesi'nin müdürü...
Ana Sayfa
GÜNDEM
KAMU
SENDİKA
DÜNYA
EKONOMİ
SİYASET
HUKUK
TÜRK DÜNYASI
EĞİTİM
MEMURLAR
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Video Galeri
Biyografiler
Üye Paneli
Günün Haberleri
Arşiv
Gazete Arşivi
Anketler
Gazete Manşetleri
  • EKONOMİ
  • HUKUK
  • KAMU
  • MEMURLAR
  • SENDİKA
  • TÜRK DÜNYASI
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Biyografiler
  • Üye Paneli
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Gazete Arşivi
  • Anketler
  • Gazete Manşetleri
sanalbasin.com üyesidir

  • Rss
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri

Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.

Yazılım: Tumeva Bilişim