Av.Faruk Ülker Ümraniye Türk Ocağı Eski Bşk

Av.Faruk Ülker Ümraniye Türk Ocağı Eski Bşk

Herşeyde hukuk
ulkerfaruk@kamudannethaber.com

Türkiye hukuk devletinden, kanun devletine mi gitmektedir.

06 Mayıs 2021 - 19:09




 HUKUK DEVLETİ  demek basit tanımlamayla; devletin sınırları içindeki kamu gücünün değişmezlik ve süreklilik temeline dayalı olarak  hukuk düzeninin  bağlı olduğu devlet şeklidir.
 Mutlakiyetçi   devletlerden  ayrı olarak;  hakkın, hukukun, hakkaniyetin ve adaletin herkese eşit statüde uygulanmasıdır. Kişilerin, belirli zümrelerin veya üstünlerin hukuku değil, hak ve özgürlükleri   koruyup  güçlendiren,  herkesin hukukunun korunması ilkesi hakimdir.

 Yargısal faaliyetlerin;  yürütmenin veya  tek kişinin  emirlerine  hizmet etmesinin istenilmesi hukuk devletinde  mümkün olmaz.

 Bu tür çağrı ve hareketler, baskıcı, ipotekçi, insan  haklarına saygı  göstermeyen tutum ve davranışlardır.  Tek parti Baas rejim özenticiliğidir. ‘’..Anayasa kapatılsın, Danıştay’ın yapısı değiştirilsin..’’  düşünce tarzı hukuk devletinde  savunulamayacak  görüşlerdir.

  Hukuk Devletlerinde, Güçler ayrılığı esastır. Yasama, yürütme, yargı tek elde toplanmaz. Kısaca;  yürütmenin hukuka bağlı olması  ve yürütme işlemlerinin,  yargı  denetimi altında olması demektir.

  KANUN  DEVLETİ  demek; İktidarlardakilerin,  oluşturulacak  kanunlarla  icraatlarını , her yolun kanunlarla meşru  kılınmak istenilen sistemdir. 
 Kanun devleti, hukuk devleti demek değildir. Her işin  kanuna  uygun olması da, hukuk devletinin özelliğini yansıtmaz. Kanun  devleti ve hukuk devleti  kavramları  birbirlerinden tamamen  farklıdır.

 Devlet gücünü  elinde  bulunduran siyasal  güçler, yeri  geldiğinde  işi kamufle  edebilmek  ve  istedikleri şekle  sokmak için, hatta   kendi menfaatleri yararına   istedikleri kanunları  meclisten  geçirebilirler.

 Başka deyişle, kendi  çıkarlarına uygun, kanunlar hazırlanarak, yapılan işler  yasal hale  getirilmek ve meşrulaştırmak için sık, sık  kanun yapma, kanun  değiştirme yoluna tevessül  edilmesidir.  Çünkü kanunları  uygulayan  irade ile  o kanunu  yapan ve  yön veren irade aynı güçtür.

 Kanun devletlerinde kişisel yararlar veya belirli zümrelere  özgü yararlar doğrultusunda bir  gecede kanunlar değişebilir. Mesela  ihale  kanunu, Avrupa  ülkelerinde  ikinci  dünya savaşından sonra  en çok iki, üç veya dört   defa  değişirken, ülkemizde ise ihale  kanunu 117’den  fazla değişime uğramıştır.

 Kanunla  yapılan  usulsüzlük ve yolsuzlukları  hukuk düzeni korumaz. Kanuna uygun yapılmış  gözükse de, kanuna uygun  sayılan  hukukla bağdaşmayabilir. Her  şeyin  kanun kılıfına  uydurulması  demek, hukuka uygun olması demek değildir. Bu çok ayrıdır..

Hukuk Devletlerinde, hukuk her alanda, genel  ve  özel kanunlarla, anayasanın  tanıdığı  hak ve özgürlükleri mümkün  mertebede kişiler  arasında  eşit  olarak uygularken, kanun  devleti ise, erkin  yarattığı ve  düzenlediği çerçevede yaşama  hakkı veren  devlettir.

 Hukuk ve kanun  devleti arasındaki  farkı kısaca  özetlemek gerekirse:

Kanun  devleti , yapılan  kanunlar  çerçevesinde  hareket  ederken, hukuk  devleti ise,  hak  ve hukuk  çerçevesinde  hareket  eden  devlet demektir...

                  **

Gelelim  asıl  konumuza:

 İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü’nün (EGM) 27. Nisan 2021 tarihli,  ‘’ Ses ve görüntü kaydı alınması’’ konulu genelgesi bize yukarıdaki başlığı hatırlattı.

 Bu  genelge  hukuka uygun olmayıp  derhal İPTAL EDİLMELİDİR. Sebebine gelince:

  EGM’nün yayınladığı söz konusu genelgede; polislerin görevlerini ifa ederken ses ve görüntülerinin alınmasına, cep telefonlarıyla fotoğraf çekilmesi ve görüntülerinin alınmasının engellenmesi, kayıt yapan kişiler  hakkında adli işlemlere başvurulmasını konu alan  genelgeden bahsediyoruz!.

 Genelgenin gerekçesi ise,  ‘’ özel hayatın korunması..!’’

 Özel hayatın korunması demek; güvenlik ve istihbarat görevlilerinin kimlikleri, özel görüntüleri, aile hayatı, kamusal görev alanı dışındaki tüm bilgi, belge, resim, görüntü, ses kayıtlarını  içermesi  demektir.  Zaten 3713 sayılı Kanun. Mad. 6 ve 2937 sayılı Kanunun, mad. 27/2 deki yasal düzenlemelerle, güvenlik ve istihbarat görevlilerinin, polislerin kimlikleri, görüntüleri, bilgilerinin alınması, paylaşılması, ifşa edilmesi korunmuştur ve yasaktır. 

 Halbuki genelge, ‘’ görevlerini ifa ederken’’ görüntülerinin alınmasına yasak getiriyor. Oysa ki,  Görev alanı ile özel hayat birbirinden tamamen ayrıdır.

 Kamusal alanda görevini hukuka aykırı olarak ifa eden  polis görüntüsü, özel hayatın kapsamı içine giremez. Görev başındaki alınan görüntü ve resimler  hiçbir şekilde özel hayatın gizliliğini ihlal etmiş sayılmaz ve sayılamaz.

 Kaldı ki;  Anayasanın mad. 20 ve İnsan Hakları  Avrupa Sözleşmesinde ki mad.8 deki özel hayatın korunmasına ilişkin hükümler aynıdır. Özel hayata ilişkin Türk Mahkemelerinin yorumları   geniştir.  Yargıtay İçtihatları da bu meyandadır. 

 Yani net anlaşılabilmesi  için:

Güvenlik görevlileri, polisler,  mesai saatleri  içindeyken ve kamusal görev icra ederlerken, bu  kamusal faaliyetlerin hiç birisi  özel hayat olarak değerlendirilemez. Kanunlar, Mahkemelerin yorumları, Yargıtay İçtihatları son derece açıktır.

 Hukuk Devletinde hiçbir genelge, yönetmelik, tüzük veya yeni bir hukuk kuralı, Anayasaya ve kanunlara aykırı olamaz. Genelgelerle kişilerin  şahsi hakları yok edilemez. Toplumsal hak   ve  davranışları  kısıtlanamaz, yasak getirilemez. Bunlar  temel hukuk kaidesidir.

 Toplumsal olaylarda bir  çok usulsüzlükler ve kanuna aykırı davranışlar, çoğu zaman cep telefonlarıyla elde edilen görüntülerle ve ses kayıtları ile delil  olarak ifşa  edilmektedir. Polisin görevi başındayken  yaptığı aşırı ve fevri şiddet hareketlerini gazeteciler veya ilgili şahıslar resim çekmeyecek de ne yapacaklar? Hatalı davranışlar, kanun dışı uygulamalar resim olmazsa,  ses kaydı geçersizse nasıl ispat edilecektir?.

  Ayrıca vatandaşların  tanık olduğu bir hukuk  dışı olay ve davranışı belgelemesi, aynı zamanda demokratik  bilincin göstergesi olup, ayrıca Ceza kanununa  göre de bir yükümlülük ifade etmektedir. Başka bir deyişle, suçun işlendiğini gören bir kimse bunu yetkili makamlara bildirmek zorunluluğu vardır. Suçu bildiren ve ifşa eden vatandaş bunu belgelendirmek, görüntü çekerek, kayıt altına almakla,  adalete hizmet etmek anlamına geldiği çok açıktır.

  Hatta;  Yargıtay kararlarına göre kişi veya kişiler; olaya ilişkin başka türlü delil elde etme imkanının olmadığı ya da, delillerin kararması ve karartılması söz konusu durumunda, hile yapmadan, tuzak kurmadan, kendisinin ya da bir başkasının içine düştüğü zor durumdan, suçsuzluğunu veya karşı tarafın suçluluğunu ispat etmek için görüntü de ses kaydının da alınabileceği sabittir. 

 Demek ki; polisin hukuka aykırı eyleminin belgelenmesinde ispat karinesi  şarttır. Bir olayı  bastırmak adına  polislerin orantısız şiddet kullanmasının hukuksuzluğu nasıl önlenecektir?

 Demokratik hakkını kullanan kişiler öğrenci olsun veya  işçi olsun,  hak arayanlardan her kimse olay anında aşırı şiddetle, itelenmesi, darp edilmesi, polisin  kafasına ayağı ile basması, boğazını sıkması ve buna  benzer her türlü insanlık onurunu ayaklar altına alan şiddete dayanan hukuksuzluk  görüntüsü, özel hayat mıdır?!... Değildir tabi ki.

 Tam tersi,  görevlerini kötüye kullanmaya meyilli  görevlileri bu genelge, kontrolsüz güç kullanmaya teşvik eder. Hukuksuzluk perdelenecek ve belgelenemeyecektir.

Böyle olaylarda belgelemek  adına , ses kaydı veya resim ve görüntülerin yasaklanması elde edilecek yarardan çok daha fazla üstün kamu yararı taşıyacağından, ilgili yönetmelik yasalarımıza ve Anayasaya aykırıdır. Kamu yararı, kişisel yararlara üstünlük teşkil eder.

  Mevcut genelge ister istemez Türkiye Hukuk Devletinden uzaklaşıp kanun devletine mi dönüşmektedir sorusunu akla getiriyor.   06. Mayıs. 2021/ Şarköy
                                                               AV. Faruk Ülker

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum