“Çok uğraştık, sonunda önlük geldi” başlıklı köşe yazımızı kaleme aldıktan sonra süreç tahminimizden çok daha farklı bir boyuta taşındı.
Yazımız sosyal medyada yaklaşık 100 bin görüntülenmeye ulaştı; 379 yorum, 290 beğeni ve 8 paylaşım aldı. Ayrıca birçok internet sitesinde ve yerel bir gazetede de yayımlanarak yüz binlerce okuyucuyla buluştu.
Ama benim için asıl önemli olan bu rakamlar değil, yapılan yorumlardı. Çünkü öğretmenler konuştu.
Yorumların büyük bölümü önlüğe olumsuz bakıyordu. Ancak tartışma kısa sürede önlük konusunu da aştı; öğretmenlerin sorunları, eğitimde yaşanan sıkıntılar ve okullardaki birçok problem gündeme geldi. Bir bakıma yazım, öğretmenlerin kendilerini ifade ettiği bir platforma dönüştü. Öğretmenlerimizin düşüncelerini ve sorunlarını dile getirmelerine alan açabildiysem ne mutlu bana. Olumlu veya olumsuz yorum yapan bütün okuyucularıma teşekkür ediyorum.
Elbette yorumların tamamı aynı seviyede değildi. Milli Eğitim Bakanı'na yönelik hakaret içeren bir yorumu sildim; şahsıma yönelik sert ve kırıcı ifadelerin yer aldığı yorumlara ise dokunmadım. Kötü söz sahibinindir. Eleştiriye her zaman açığım ancak eleştiri ile hakaretin birbirinden ayrılması gerektiğini düşünüyorum.
İlk yazımda önlüğü desteklemiştim. Çünkü az da olsa bazı öğretmenlerimizin kılık kıyafet konusunda aşırıya kaçtığını düşünüyorum. Vücudun farklı yerlerine yapılan dövmeler, yabancı ülke bayraklarının bulunduğu tişörtler, tayt, streç veya çok dar pantolon gibi vücut hatlarını belirgin şekilde ortaya çıkaran kıyafetler, aşırı kısa etekler, aşırı dekolte ve göğüs bölgesini belirgin şekilde teşhir eden kıyafetler, yırtık veya kirli kıyafetler gibi örneklerin öğretmenlik mesleğinin ciddiyetiyle bağdaşmadığı kanaatindeyim. Ayrıca göbek piercingi ve göbek sticker'ı gibi uygulamaların öğrencilerin karşısında tercih edilmesini de doğru bulmuyorum. Bu nedenle önlüğün bu tür görüntüleri azaltabileceğini ve kıyafet tartışmalarının önüne geçebileceğini düşünmüştüm.
Fakat yazımdan sonra gerek yorumlarda gerek özelden bana ulaşan öğretmenler, eğitimciler ve dostlarım çok önemli bir noktaya dikkat çekti. Geçen hafta yapılan öğretmenler toplantılarından edindiğim izlenim de birçok okulda öğretmenlerin önlük uygulamasına karşı olduğu yönünde. Sendikaların önemli bir bölümü önlük uygulamasına karşı çıktı, bir bölümü ise bu konuda nötr kaldı.
Öğretmenlerin önemli bir kısmı ise sorunun yeni bir kıyafet zorunluluğu getirilmeden, mevcut kılık kıyafet yönetmeliğinin herkes için eşit ve doğru şekilde uygulanmasıyla çözülebileceğini söyledi.
Şimdi dönüp baktığımda… Haksız da değiller.
Çünkü mevcut kurallar herkes için eşit uygulanırsa kıyafet konusunda yaşanan birçok tartışmanın önüne geçilebilir. Kural varsa ve uygulanmıyorsa, yeni bir kural getirmek de sorunu tamamen çözmeyebilir.
Bazı öğretmen arkadaşlarımız yazarlığımı da eleştirdi. Altı yıl öğretmenlik yaptım; daha sonra 24 yıl Giresun Valiliği Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğünde görev aldım. Amacım öğretmenleri eleştirmek değil, öğretmenlik mesleğinin toplumdaki saygınlığının korunmasına katkı sağlamaktır.
Şimdi okullar açılıyor. Önlük nasıl uygulanacak, kılık kıyafet yönetmeliği nasıl değerlendirilecek? Öğretmenlerin ve sendikaların önemli bölümünün karşı çıktığı bir uygulamanın sahada nasıl karşılık bulacağını kısa süre içerisinde göreceğiz.
Benim dileğim çok açık:
Bu konu öğretmen ile okul yönetimini karşı karşıya getirmesin.
Öğretmen ile veli karşı karşıya gelmesin.
Kıyafet meselesi, eğitim meselesinin önüne geçmesin.
Çünkü okullarımızın konuşması gereken çok daha önemli sorunları var.
Bütün bu tartışmaların sonunda üzerinde birleşmemiz gereken temel bir nokta var: Öğretmen rol modeldir. Öğretmen davranışıyla, konuşmasıyla, duruşuyla ve kıyafetiyle öğrencisine örnek olur.
Peki, şöyle bir çözüm önerisi getirsek; önlük giymek istemeyen öğretmenler, mevcut kılık kıyafet yönetmeliğine tam olarak uysa nasıl olur?
Böylece hem öğretmenlerin itirazları dikkate alınmış hem de mevcut kurallar eksiksiz uygulanmış olur. Çünkü mesele yalnızca önlük değil; öğretmenlik mesleğinin saygınlığını korumak, eğitim ortamında huzuru sağlamak ve başarıyı yükseltmektir.
Kriz çıkmadan çözüm bulmak en doğru yoldur.











