Remzi ÖZMEN Kamu-Sen İst Başkanı

Remzi ÖZMEN Kamu-Sen İst Başkanı

remzi_ozmen1453@hotmail.com

MAKYAJI BOL, İÇİ BOŞ BİR EĞİTİM!

24 Aralık 2019 - 20:04



Son birkaç gün içerisinde birçok öğretmen ve idarecinin şiddet gördüğüne şahit olduk. Yalnız öğretmen değil öğrencilerin birbirlerine karşı şiddetleri ne yazık ki çok daha vahim sonuçlar doğurmuştur. On gün önce Sultangazi İlçemizde bir dokuzuncu sınıf öğrencisi bıçaklanarak öldürüldü. Ne yazık ki ölen öğrenci öldüren öğrenciydi. Dün de Bakırköy ilçemizde bir öğrencimiz yine başka öğrenciler tarafından darp edildi. Daha sonra bıçaklandı şimdi hastahanin yoğun bakım ünitesinde yatmaktadır. Yine Sultangazi İlçesinde dokuzuncu sınıf öğrencilerinin çeteleşerek vahşetin her türlüsünün barındırıldığı sopalı, zincirli saldırılarını çok iyi bir şey yapmışlar gibi videoyla paylaşmaları eğitim sistemimiz ve toplumumuz adına içimizi karartmıştır.

Peki, Milli Eğitim bütün bu olaylar karşısında ne yapıyor?

Öğretmenlere talimat yağdırarak twiter hesabı açın, yaptığımız reklamları paylaşın kamuoyunun gündemine girelim. Efendim ben sosyal medya kullanmam diyenleri azarlama ve paylamalar derdindeler.

Birçok okulumuz maddi imkânsızlıklarla kıvranırken eş dost ahbap ilişkileri sonucu bildiğimiz anlayıştaki yazarın iki yüz kitabını alacaksınız talimatları yağdırılıyor. Temizlik malzemesi, kırılan cam, bozulan musluk, patlayan ampul vesaire gibi sıkıntılara para bulamayan okul idarecileri yandım yandım o kıymetli yazarın kitap bedelini karşılama telaşına düşmüşlerdir.

Rehber öğretmenler etkisiz hale getirilmiş durumdadır. Problemli aileleri tespit edin, sorunu olan öğrenciler ile ilgili çalışmalar yapın. Rehabiliteleri gerçekleştirin, şiddet eğilim öğrencilerle ilgili bir takım çalışmalar gerçekleştirin. Disiplin yönetmeliğini çalıştırın, olaylar gelmeden önce önlemeye çalışın gibi öze dönük çalışmalar yapmak yerine reklam, göze girme ve koltukları sağlama alma derdine düşenlerle eğitim bu çıkmazdan nasıl kurtulabilir ki? Unutmayalım ki dalkavuklukları yaratan yöneticilerdir.

Peki, bu çalışmalar yerine milli eğitimin muktedirleri öğretmenlerden ne istiyor?

Gidin köy derneklerini tespit edin, defter ve saire kontrollerini yapın. Dernek yasal mı paravan mı onu tespit edin.

Kapı kapı dolaşarak Suriyelilerin ikametini tespit edin, bu evde oturup oturmadıklarını yetkililere bildirin.

Ev ziyaretlerini yapın, velilerle çay kahve için. Evde resim çekip bunu ispat edin, bu resimleri ilgililere iletin ki size aferin desinler.

Bazı dernek ve vakıfların milli eğitimle yaptıkları protokol gereği idareden kumbaraları teslim alın onları sınıflara koyun, burada toplanan paraları sayın ve yetkililere teslim edin. Ne kadar çok para toplarsanız o kadar çok aferin alırsınız ya da ileride bu derneğimiz sizlere şefaatçi olup sizleri daha iyi bir makama layık görür.

Okulun giderleri için öğrenci ve velilerden para toplayın, sayın bunları idareye teslim edin. Çok para toplayın ki arada bir bizim yazarların kitaplarını alalım.

Her öğretmen bir proje hazırlasın. Bu projelerin niteliği önemli değildir. Yeter ki muktedirlerin istediği sayıyı yakalayın, sergi açın orada biz endam gösterelim.

Bu liste çok daha fazla uzayabilir. Nöbeti, kantin kontrolü, servisle gelip gidecek öğrencileri yetkililere bildirmek, görevlendirmeler, işiyle ilgili çeşitli yazışmalar, planlamalar ve daha onlarca sınıf dışı iş ve angarya görevle öğretmenlik mesleği eğitim işinden kopartılmış, adeta ara eleman haline dönüştürülmüştür.

Öğretmen bir yandan bu eğitim dışı görevlerle bunaltılırken öte yandan kimi yöneticilerin baskı ve tehditkâr sözleriyle karşılaşmakta, kimi hadsiz velilerin sözlü ve fiziki şiddetiyle karşı karşıya kalmaktadır.

Sonuç olarak içe dönük, öze dönük bir eğitim sistemi yerine ne yazık ki reklam, algı, dalkavukluk işin merkezine alınmış eğitim unutulmuş ve ne yazık ki herkes topu taca atarak ben mi düzelteceğim sorumsuzluğuna gömülmüştür.