ahya Kemal’in bütün şiirleri güzeldir. “ Süleymaniye’de Bayram Sabahı “ şiiri de onlardan biridir ve belki de en güzel dediklerimizin başında gelir. Bayram sabahında camideki cemaatle beraber tekrarladığı tekbirler onu başka bir aleme kanatlandırmış, şanlı tarihimizin muhteşem zaferleri ve kahraman ecdadımızın destansı hatıraları onun tarifsiz duygular yaşamasına vesile olmuştur. O şiirde ihtişamlı mazi , aziz vatan ve köklü millet sevgisi ön plandadır. Yahya Kemal kahraman ordumuza da hayrandır. Seher vakti tozlu zaman perdesi aralandıkça şairin hayal ufukları da genişler ve Üstad Türklük ruhu ile coşar adeta. Şiirden seçtiğim dizelerle istedim ki birlikte yaşayalım o duyguları.
SÜLEYMANİYE’DE BAYRAM SABAHI
Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
Kosova`dan, Niğbolu`dan, Varna`dan, İstanbul`dan..
Anıyor her biri bir vak`ayı heybetle bu an;
Belgrad`dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar`dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıra dağlardan mı?
Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..
Adalar`dan mı? Tunus`dan mı, Cezayir`den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi
Yeni doğmus aya baktıkları yerden geliyor;
O mübârek gemiler hangi seferden geliyor?
Edirne, ah Edirne’m, benim güzel şehrim. Zafer sevinçlerini de, işgal acılarını da iliklerine kadar yaşamış tarihteki payitahtım, şehitler diyarı Başkentim. Sultan Mehmed’i büyütüp eğiten, Fatih yapan şehir. Edirne I.Murad Han’ın ,Balkanlar II.Murad’ın ütopyası. Uzunköprü II. Murad Han tarafından Trakya’da kurulan ilk Türk kasabası. Nereye baksa tarihin içinde bulur insan Edirne’de kendini. Camiler, kubbeler, hayatın musıkisi şadırvanlar,insanın içine işleyen ezanlar,dualar,aminler…
Sebepsiz değil bendeki bu coşku. Hem Edirne hem de Uzunköprü’de geçtiğimiz hafta çok önemli tarihi anma törenleri düzenlendi. Uzunköprülüler Turahan Paşayiğit’in oğlu Mora Fatihi Gazi Tur(a)han Bey’in ruhunu şad ettiler. Uzunköprü Kaymakamlığı ve Uzunköprü Türk Ocağı oldukça iyi hazırlanmış bir programla tarih ve ecdat sevgisini gönüllere nakşettiler. İlçe Kaymakamı sayın Muammer Köken’in bu ilgi ve katkısının başka bir anlamı var elbette. Mülki amirlerin , ilçedeki kurum müdürlerinin bu törenlere katılımı halkımızın da ilgisini arttırmakta, tarih bilincinin yeşermesi ve gelişmesi için olumlu bir enerjiye dönüşmektedir.
Çünkü tarih sadece geçmişte yaşananlardan ibaret değildir.Tarih, aynı zamanda gelecektir. Tarih; damarımızda dolaşan kanın gücüne inanmak, yarınlara güvenle yürümek için hayat iksiridir. Türk Ocakları’nın her üyesi ,tarihine sevdalı, ecdadına saygılı, devleti kutsal bilen bayrak adamlar, Türklüğe adanmış özge canlardır.
”Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” demişti Atatürk. Atatürk’le birlikte Cumhuriyeti kuran bu derneğin tek hedefi vardır, o da; büyük Türk milletinin hizmetkarı olmak, Mustafa Kemal Atatürk’ten aldıkları ilhamla geleceğin medeniyet ufkunda Türk kültürünü bir güneş gibi parlatmak, Türkiye Cumhuriyeti’ni ne pahasına olursa olsun sonsuza kadar hür ve bağımsız olarak yaşatmaktır.
Edirne’de yapılan fetih törenleri de muhteşemdi. Vali Yunus Sezer Edirne’mizde kültür sanat konularında çok duyarlı bir devlet adamı. Sanırım bu görkemli fetih töreni ile yine bir ilki gerçekleştirdi Edirne’de. Halkımız onu çok seviyor. ”İstanbul’un fethi Edirne’den başlar.” mottosu bile çok şeyler anlatıyor inanmış gönüllere. Bizans’ın canına okuyan o şahi toplar Edirne’de dökülmüştü. Unutulmaz bir programdı. Emeği olan her görevliyi kutluyorum.
Sözü daha fazla uzatmak yerine Uzunköprü Türk Ocağı Başkanı Murat Selvi’nin tören konuşması ile sizi baş başa bırakmak çok daha iyi olacak diye düşünüyorum. Ne yapmak istediğimizi, ne yapılması gerektiğini çok veciz şekilde o metinde bulabilirsiniz.Trakya ve Balkanlar’ın fethi Murad Han’ların kılıcıyla gerçekleşmişti. Uzunköprü’de gönüllerin fethinde de yine bir Murat vardı.Türk Ocağı Başkanı Murat Selvi seni ve Ocak’lı gençleri alınlarından öpüyorum. Yüce Tanrım sayılarınızı arttırsın.
Şol gökleri kaldıranın
Donatarak dolduranın
Ol deyince olduranın
Doksan dokuz adı ile
Muhterem Hazirun, konuşmama başlamadan önce artık gelenekselleşmiş olan Gazi Turhan Bey anmalarımızın bu yıl Alî Devletimizin çatısı altında gerçekleşmesine imkan tanıyan Sayın Kaymakamımız Muammer Köken’e ve devlet kurumlarımıza, katkılarından dolayı İlçe Tarım müdürümüz Burak Esen’e, bu programın gerçekleşmesini mümkün kılan Uzunköprü Türk Ocağı yönetim kuruluna ve Manevi Başkanımız Mustafa Dedeoğlu’na, son olarak Gazi Turhan Bey anmalarını başlatan ve Uzunköprü Türk Ocağı’nın nüvesini oluşturan Uzunköprü Kültür Sanat ve Tanıtma derneğin bütün üyelerine teşekkür etmeyi bir borç bilirim.
Muhterem Hazirun, Rumeli’nin manevi fatihlerinden bir Sarı Saltuk baba vardır. Yesi’den, Horasan’dan çıkıp gelmiş, savaş zamanında kılıçla kaleleri, barış zamanında Kur’an-ı Kerim ile gönülleri fethetmiş, hem Yunus’la hem Evrenesoğlu’yla yoldaşlık etmiş bir alperenlik timsalidir.
Sarı Saltuk Baba bir gün erenlere şöyle demiş: “Ben sağlığımda yedi kafir eline mezarımı kazdırdım, ki bir gün beni sevenler mezarımı düşman elinde bırakmamak için fetih yolunda kılıç çeksinler. Aklınız varsa siz de böyle yapın.” Sarı Saltuk biliyordu ki Türk vefalıdır, Türk unutmaz, atasına sahip çıkar, ceddini Fatiha’sız bırakmaz. Sarı Saltuk’un torunları da bilir ki her türbe bir ilin tapusudur, her şehit mezarı kızıl elma yolunda bir işaret, kabir başında dalgalanan her bayrak bir davettir.
İşte biz bugün Sarı Saltuk’un vasiyetine sahip çıkıp yedi makamının yedisini de Türk toprağı, İslam beldesi kılan akıncılardan, Evrenesoğullarından, Mihaloğullarından, Malkoçoğullarından, Turahanoğullarından; Gazi Turhan Bey’in emanetine sahip çıkmak için buradayız. Gazi Turhan Bey, Sarı Saltuk Bey’e neyse biz de Gazi Turhan Bey’e oyuz.
Fakat işimiz bitmedi, “evlad-ı fatihan” olarak anılan bizler daha Gazi Mahmut Bey’e sahip çıkacağız.
İşimiz bitmedi. Madem ki buralarda yatanların kanları ezanların teminatıdır, o halde Türk milleti olarak,, biz daha Plevne’de yıkılmaya terk edilen Mihaloğlu Türbesini ayağa kaldıracağız.
İşimiz bitmedi. Madem ki Sarı Saltuk’un vasiyetinin muhatabıyız o halde Türk milleti olarak,, biz daha üstüne kilise dikilen Malkoçoğlu Bali Bey’in Razgrad’daki kabrine sahip çıkacağız.
İşimiz bitmedi. Biz daha mehterlerle gidip, Libya’da türbesi yıkılan, sandukası parçalanan; Trablusgarp Fatihi Turgut Reis’in türbesini abad, ruhunu şad edeceğiz.
Biz daha bu mehteri Urumçi’de “Ben ölsem de milletim bu toprakları bir gün geri alacaktır.” diyen Osman Batur’u anarken dinleyeceğiz.
İşimiz bitmedi. Biz daha Kerkük’te peşmergenin; Musul’da Daeş’in yıktığı mezar taşlarını bir bir yeniden dikeceğiz.
Biz daha Kudüs’teki son Türk muhafızı, son Osmanlı muhafızı Iğdırlı Hasan Onbaşı’nın kayıp mezarını bulacak, yasinlerimizi orada okuyacağız. İşimiz bitmedi.
İşimiz bitti sanıp “Sırada Türkiye var.” diyenler, bizi sıraya koyabileceklerini sananlar bilsinler ki işimiz bitmedi.
Çanakkale’de de, Sakarya’da, Dumlupınar’da da işimiz bitti sanmışlardı. Kıbrıs’ta, Karabağ’da da işimiz bitti sanmışlardı.
Fakat fillerin hükmü, ebabiller görünene kadardır.
Değil mi ki bir 18 Kasım sabahı, Mustafa Kemal’in Kuvva’yı Milliyesi,, atlarının nallarındaki, yırtık Sevr paçavrasının üzerine basarak, Kırkkavak Köyü’nde, Gazi Turhan Bey türbesine ay yıldızlı bayrağı dikmiştir. Değil mi ki Mehmetçik Kıbrıs’a “Bir gece ansızın” cemre gibi inmiştir, değil mi ki Karabağ’dan yalınayak çıkanlar tanklarla geri gelmiştir.
Değil mi ki Kızılelma göklere çıkmıştır, Akıncılar göklerde gezmektedir: O halde bir kilise çanının altında yatmaya mecbur bırakılan Malkoçoğlu’nun ümidi boşa değildir. Taşsız mezarlar altında yatan Kerküklü Türkmen’in umudu boşa değildir. Mezarının bulunmasını bekleyen Iğdırlı Hasan Onbaşı’nın umudu boşa değildir.
Türk beklenendir, bekleten değildir. İşimiz bitmedi, yeniden başlıyor.Tarihe, bugüne ve geleceğe; arz ederim.











