Av.Faruk Ülker Ümraniye Türk Ocağı Eski Bşk

Av.Faruk Ülker Ümraniye Türk Ocağı Eski Bşk

Herşeyde hukuk
ulkerfaruk@kamudannethaber.com

Montro Sözleşmesi ve İstanbul Kanalı

11 Nisan 2021 - 21:02 - Güncelleme: 11 Nisan 2021 - 22:07


Önce bir yanlışı düzelterek işe başlayalım. ‘’ Kanal İstanbul ‘’ değil, ‘’ İstanbul Kanalı’’ olmalıdır. ‘’Kanal İstanbul’’ yazılış tarzı Türkçenin gramerine, ses uyumuna uygun değildir.

Herkes Türkçemizin ahengine, gramer kurallarına, ses uyumuna, konuşma aksamına dikkat etmesi gerekir. Arif Nihat Asya hocamızın tabiriyle, Türkçe bizim ses bayrağımızdır. Hatta Türkçe, Türk’üm diyen herkesin namusu sayılmalıdır.

Sırf yabancı özenticiliğiyle, dilimizi bozmaya kimsenin hakkı yok. Sıfatların başa, öznelerin sona veya karmakarışık bir düzenle daha doğrusu düzensizlikle dilimizi bozmuş oluruz.

Genç okuyucularımızın konuyu daha net anlayabilmeleri için örneklendirmeye çalışalım.

Mesela Türkçemizde, ‘’Ahmet Dayı’’ demekle ‘’Dayı Ahmet’’ demenin arasındaki üslup, anlatım farkı hemen ortaya çıkar. O zaman ‘’ İstanbul Boğazına’’ da, ‘’ Boğaz İstanbul’’ mu diyelim. Olur mu böyle bir şey?

Neden kimse Süveyş Kanalına, Kanal Süveyş veya Panama kanalına, Kanal Panama , Kiel Kanalına, Kanal Kiel demiyor da ısrarla, sabah akşam televizyonlarda ‘’ Kanal İstanbul’’ denmektedir. Bu neyin özentisidir?

İstanbul Boğazı, Çanakkale Boğazı, Cebilitarık Boğazı, Macellan boğazı, Hürmüz Boğazı da aynı şekilde ve doğru ifadelerle Türkçemizde kullanılmaktadır. O zaman yabancı dil kompleksiyle, Çanakkale Boğazına da, Boğaz Çanakkale denmesi düşünülemez.

Kür’Şat Bey mi diye hitap ederiz, yoksa Bay Kür’Şat diye mi?. Öznenin önüne, sıfat getirilerek hitap şekli Türkçeye uygun değildir. Bu konuyu işin üstadı edebiyatçılara bırakarak noktalayalım.
***
Montrö veya Montreuk bir İsviçre Kantonu içerisinde olan bir şehirdir. 20 Temmuz 1936’da İngiltere, Fransa, Japonya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya, Romanya , Yunanistan, Bulgaristan ve Türkiye olmak üzere Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalandı. Sözleşme 4 ek madde ve bir de protokolden oluşmuştur.

Böylece Osmanlı tarihinde ilk toprak kaybettiğimiz 1699 Karlofça Antlaşmasından sonra, 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması büyük toprak kaybettiğimiz ve en ağır olan bu antlaşmadan sonra, 162 yıldır ‘’ Boğazlar Sorunu’’ olarak devam eden ve 1936’da imzaladığımız MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİ milli çıkarlarımıza en uygun şekilde çözülmüştür.

Sözleşmeye imza atan diğer devletler tarafından da Montrö Sözleşmesi, BOĞAZLARDAKİ TÜRK KİLİTİ OLARAK adlandırılmıştır.

Uluslararası ana kurucu antlaşmalar niteliğindeki Lozan’ı ve Montrö’yü tartışmaya açmak, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını tartışmaya açmakla eşdeğerdir. Boğazlar 83 yıldır Türkiye’nin tam egemenliği altındadır. Bu sözleşmeyi tartışmaya açmak, Meclis Başkanının gerekirse Montrö Antlaşmasından Türkiye’nin çıkabileceğini söylemek, yandaş kalemlerin ne söylediklerini bilmeden bu tezi desteklemeleri çok tehlikeli söylemlerdir.

Türkiye’nin karşısına yeniden bir ‘’ Boğazlar Sorunu’’ nun çıkarılarak, Türkiye’nin boğazlar üzerindeki hakimiyetinin sarsılmasına yol açacak olan tehlikeli bir gidişat olacaktır.

20 Temmuz 1936’da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesinden önceki tarihi süreci kısaca hatırlayalım.

Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Devletinin yenilmesi üzerine, 30 Ekim 1918 tarihli MONDROS ATEŞKES ANTLAŞMASI imzalanmıştır. Bu imzalanan Montros Bırakışmasıyla, Boğazlar yabancı devlet gemilerine açılmış ve İtilaf Devletlerinin egemenliğine bırakılmıştır.
10 Ağustos 1920 SEVR ANTLAŞMASINA GÖRE, ( Mad, 37-61) Boğazlar ile Marmara Denizi, gerek barış gerekse savaş zamanında tüm devletlerin ticaret ve savaş gemilerine, sivil ve askeri uçaklarına açık haline getirilmiştir.

Buna ilaveten Boğazlar Bölgesinin yönetimi de çok geniş yetkilerle donatılmış olarak tüm yetkiler Boğazlar Komisyonu’na devredilecekti. (Mad, 38-39-61) Böylece İstanbul’uda içine alan Boğazlar bölgesi silahsızlandırılarak, Türkiye’nin elinden fiilen çıkarak İtilaf Devletlerinden İngiltere- Fransa ve İtalya’nın oluşturduğu bir ÖZERK BÖLGE OLMASI kararlaştırılmıştı.

24 Temmuz 1923 tarihli LOZAN ANTLAŞMASI’NA EK OLAN LOZAN BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİNE göre, Boğazların yönetimi, başkanı Türk olan Boğazlar Komisyonuna bırakıldı. ( Mad.10) Yani Sevr’de Boğazlar Komisyonuna bırakılan geniş yetkiler Lozan Antlaşması ile kaldırıldı.

Bu tarihi süreçlerin kısaca izahatından sonra Montrö Boğazlar sözleşmesine geçebiliriz.
1936 TARİHLİ MONTRÖ BOĞAZLAR SÖZLEŞMESİNİN
TÜRKİYE AÇISINDAN ÖNEMİ

Lozan Antlaşmasıyla Boğazlar ve İstanbul düşmanlardan tamamen temizlendi. Fakat Lozan Boğazlar Sözleşmesinin Türkiye açısından iki önemli ve olumsuz yanı vardı.
1- Boğazların askerden arındırılması

2- Boğazların yönetiminin, Boğazlar Komisyonu’na bırakılmasaydı.

Türkiye Lozan’da tüm çabalarına rağmen ancak bu kadarını başarabilmiş, bu iki olumsuz maddeyi önleyememişti.

Büyük Devlet Adamı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ilk fırsatta Lozan Boğazlar Sözleşmesini değiştirmek için fırsat kolluyordu.

Atatürk 20 Temmuz 1936’da aradığı bu fırsatı bularak bugün hala geçerli olan Montrö Boğazlar Sözleşmesini imzalatmayı başardı. Atatürk bu sözleşmeye, ‘’ LOZAN’IN MONRÖ’DE TAÇLANDIĞINI’’ söylemiştir. İmzası bulunan devletlerde, ‘’ MONTRÖ ANTLAŞMASININ BOĞAZLARDA TÜRK KİLİTİ’’ olduğunu itiraf etmek etmek zorunda kalmışlardır.

Peki bu fırsat Türkiye’nin eline nasıl geçmiştir diye merak edenler için kısa bir kronolojiye göz atmak lazım.

Malum Atatürk , Mussoloni İtalya’sının 1930’ların başında Doğu Akdeniz ve Balkanlardaki saldırgan politikalarını yakından takip ediyordu. İtalya’nın 1935’de Habeşistan’a saldırması ve 12 Adayı silahlandırmaya başlaması, Almanya’nın da ikinci dünya savaşı öncesi saldırgan tutumları üzerine, Avrupa’nın kendi içindeki iç çalkantılarla uğraşmasından yararlanarak, 1936’da Lozan Boğazlar Sözleşmesindeki ülkelere ayrı ayrı muhtıra vererek yeni bir boğazlar sözleşmesinin yapılması için konferans toplanmasını isteyerek ve kabul ettirerek Montrö Sözleşmesi imzalanmıştır.

Türkiye’nin Montrö Sözleşmesi ile neler kazandığını öğrenmek isteyenler sözleşmenin maddelerine bakabilirler. Bilhassa 24.maddeye göre sözleşmedeki hükümleri uygulayan ve denetleyen taraf Türkiye’dir. ( Mad. 10, 11, 12,13, 14, 18, 19 ve ek maddelerin açıklanması burada uzun olacağından geçiyoruz)

İlgili maddelerde Karadenizde sınırı olan ve olmayan yabancı devlet ticari ve savaş gemilerinin, uçak gemileri ve deniz altı gemilerinin nasıl geçeceği kaç tonajda olacağı, kaç gün kalabilecekleri ve savaş zamanında ise savaşan devletlerin savaş gemilerinin Boğazlardan geçmesine yasak getirildiği, ( md.19) teferruatlı ve ayrıntılı olarak yazılıdı.

MONTRÖ TARTIŞMAYA AÇILIRSA KALKARSA NE OLUR?

Çok şey olur. Bir kere Montrö ile Türkiye’ye verilen hakimiyet ve yetki Karadeniz’e kıyısı bulunan hiçbir devlete verilmemiştir.

Hatta Uluslararası boğazların sözleşmelerin hiç birinde Türkiye’ye verilen yetkiler hiçbir kıyı devletlerine verilmemiştir. Hem Lozan hem de Montrö Sözleşmeleri Türk Devletinin TAPU SENETLERİ VE HÜKÜMRANLIK BELGESİDİR.

Peki Montrö Antlaşması kaldırılırsa ne olur?. Herhangi bir sıcak savaş ya da soğuk savaş tehlikesinde, Boğazlara ve oradan da Karadeniz’e geçecek olan, savaş gemilerinin, deniz altıların, uçak gemilerini engellemekten yoksun kalacak ve Türkiye’nin güvenliği tehlikeye girecektir.

Yani bir savaş durumunda Türkiye’nin, bu gemilerin boğazdan Karadeniz’e geçişlerini engelleyemeyeceğinden ve baskılar altında kalacağından Türkiye tarafsızlığını koruyamayacaktır. Nitekim 1939- 1945 II. Dünya Savaşında Türkiye’nin tarafsız kalabilmesi Montrö Antlaşması sayesinde olmuştur.

ISRARLA VE HIRSLA YAPILMASI İSTENEN İSTANBUL KANALININ MONTRÖ SÖZLEŞMİSİNE ETKİLERİ ZARARLARI NELER OLACAKTIR.

İlk önce ülke çıkarları mutlak olarak göz önüne alınması ve neler getirip, neler götüreceğinin çok iyi çalışması yapılıp, etüd edilmesi gerekir. Böylesi hayati konularda siyasi çıkarla düşünülemez. Halka rağmen, ‘’...İsteseniz de, istemeseniz de ben yapacağım...’’ demek ve inatlaşarak yapmak hiç olmaz.

Devlet adamları halk jargonuyla ve meydan okurcasına konuşmamalıdır. Herkes kendi tapulu malına istediğini yapabilir. Fakat devletin ve milletin toprakları üzerinde kimsenin ‘’...Ben yaptım oldu...’’ demeye hakkı olamaz.

Konu her yönüyle tartışılır, değerlendirilir, coğrafi, jeolojik, su kaynakları, deprem oluşumu, bölgenin betonlaşması, ülke egemenliği, toprak bütünlüğü ve Uluslararası Devlet ilişkilerinde ki getiri ve götürüleri, tehlikeleri, finans boyutu, faydaları enine boyuna muhalefetiyle, iktidarıyla tartışılmadan ve mutabakat varılmadan, daha şimdiden rant beklenticilerinin milyonlarca dolarlık tarım arazilerini kapatmasının endişeleri giderilmeden yapılacak olan iş fayda yerine zarar verecektir...

Bunları kamuoyunun bildiğini de biliyoruz artık. Daha da önemli olarak:

1- Yapılacak olan İstanbul Kanalı ile, Montrö Sözleşmesini uygulamak mümkün değildir. Zira Montrö ile, İstanbul Boğazı, Marmara Denizi, Karadeniz ve Çanakkale Boğazını kapsamaktadır.

‘’ İstanbul Kanalı’’ ise bunların dışında yapay bir kanaldır. Yani Montrö Boğazlar Sözleşmesinin dışında kalmaktadır. Dolayısıyla İstanbul Kanalından geçecek olan gemilere, Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizinden geçerken aynı hükümler uygulanamayacaktır.

2- Eğer İstanbul Kanalını kullanacak olan gemilerden yüksek geçiş ücretleri alınacak olursa bu durumda gemiler yine İstanbul Boğazını kullanacakları kesindir.

Gemilerin İstanbul Kanalına yönlendirileceği planlanıyor ve geçiş ücretinin 8 milyar doları bulacağı hesaplanıyorsa, Montrö’ye göre ise barış zamanında her devletin ticaret gemileri bayrak ve yükü ne olursa olsun Boğazlardan serbestçe geçebileceğine göre, bu itibarla boğazları kullanan gemileri İstanbul Kanalından geçmeye zorlamak hakkımız olmayacaktır.

Bir diğer deyişle, Boğazları kullanan gemilerin, İstanbul Kanalından geçmeye zorlanması Montrö Sözleşmesinin ihlali anlamına gelecektir. Bu durumu fırsat bilen Yunanistan ise, sözleşmenin feshini talep edebilecektir.

3-Türkiye’nin eğer, ‘’ İstanbul Kanalından savaş gemileri geçmeyecek sadece ticari gemiler geçecek...’’ demesi durumunda ise, yapay kanallar olan Süveyş Kanalı, Panama Kanalı ve Kiel Kanallarının hem ticarete hem de savaş gemilerine açık olduğunu belirterek, Türkiye’ye büyük baskılar yapılacak ve Montrö sözleşmesi tartışmaya açılacaktır.

4- ABD’nin aşamadığı , savaş gemilerini sokamadığı ve izinsiz giremediği tek deniz Karadeniz ve İstanbul Boğazıdır.

Yani Montrö sözleşmesi Karadeniz’de kıyısı olmayan İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi emperyalist devletlere Karadeniz’in kapılarını kilitlemiştir.
Bugün emperyalist ABD, Montrö sözleşmesinden son derece rahatsızdır. 18. Madde emperyalist devletlere Karadeniz’i kapatmıştır.
***
ABD’NİN MONTRÖ’YÜ DELME ÇABALAR

ABD’nin, Rusya’yı kuşatma stratejisi uyarınca ve Nato kisvesi altında, Karadeniz’de kalıcı ve etkin bir deniz kuvveti bulundurmak amacıyla ve projesini engelleyen Montrö Sözleşmesini delmek için çeşit çeşit yollar aradığı biliniyor.

Karadeniz’de kıyısı olmayan devletler barış zamanında en az 8 gün önceden Karadeniz’e gidecek savaş gemilerinin sayısını, tipini, ve geçiş tarihini Türkiye’ye bildirmek mecburiyetindedir.

Montrö’nün aynen devamı Türkiye’nin güvenliği ve savunması açısından, dünya barışı ve istikrarı açısından da son derece öneme haizdir.
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum