Av.Faruk Ülker Ümraniye Türk Ocağı Eski Bşk

Av.Faruk Ülker Ümraniye Türk Ocağı Eski Bşk

Herşeyde hukuk
ulkerfaruk@kamudannethaber.com

Siyasal İslamcılığın yenilgisi (1)

25 Ocak 2021 - 23:49





Siyasi İslamcılık kişilerin gerek özel hayatlarında gerekse kişisel hayat dışında, sosyal ve politika alanlarında yol göstermeyi hedefleyen, ‘ ideolojik- politik hareketler’ in bütünlüğü olarak değerlendirilebilen bir görüştür.

İslam dünyasında, Siyasi İslamcılık görüşünü her mezhep kendine göre yorumlamaktadır. Yani Vehhabi İslamcılığı- İran’cı İslamcılık- Selefi İslamcılık- Sufi İslamcılık gibi farklı yorumları da mevcuttur. Siyasi İslamcılığı savunanların ittifak halinde bir fikir birliğinden söz edilemez.

Temelde ise, Siyasal İslamcılığın hukuk alanında, şeriat düzenine dönmek gibi ortak hedefleri söz konusudur.

Bu akımın fikir babası ve kurucusu olduğu savunulan Seyyid Kutup’un ideolleştirdiği ‘ Müslüman Kardeşler’ örgütünün yaptıkları, yaşadıkları ve geldikleri siyasal çizgi ile savundukları fikirlere ve değerlere tezat teşkil ettikleri ittifakla sabit hale gelmiştir. Çok iyi biliyoruz ki, Siyasal İslam millet gerçeğine değil, ümmete önem vermektedir.

TÜRKİYE’DE SİYASİ İSLAMCILIĞIN KISA ÖZGEÇMİŞİ

Bugün yaşadığımız süreci ve yaşananları daha iyi anlayabilmek için, Siyasal İslam’ın Türkiye serüvenini doğru değerlendirmekten geçer. 1950’lerdeki Menderes iktidarlarından günümüze kadar olan süreç içerisinde devlet, Siyasi İslamcılığın gelişip ve güçlenmesine birinci derecede en önemli etkeni olmuştur.

Bilhassa 12 Eylül döneminde Milliyetçi ve Ülkücüler adeta bir silindir gibi ezilmiştir. Bunun yanında sol kesime mensup devrimciler de bu hesaplaşmadan hissesini alarak ezilen kesim olmuştur.

Dönem iktidarının, ‘’ karıştır, barıştır’’ felsefesince ceza evlerinde kasten aynı yataklarda yatmak zorunda bırakılan, işkencenin her türlüsüne maruz kalan bu kesimlerin dışında, kendilerince etliye sütlüye karışmayan bir ‘’Ilımlı İslam’’ gençlik gurubu da vardır ki, Üniversitelerde ve sokaklarda sözüm ona hiçbir harekete karışmayan ve kendi hallerinde saf ve masum görüntüsü altında, siyasal islam’ın hızla gelişip güçlenmesine yol açtı.

Saf ve masum tabirini bilerek kullanıyorum. Mezun olduğum Ankara Gazi Eğitim sol kesimce işgal edilip hiçbir ülkücünün okullarına gidemediği veya kelle koltukta zorla gidebildiği o yıllarda, Akıncılar gurubuna mensup bu dini bütün arkadaşlarımız! hiçbir müdahaleye ve kaba kuvvete maruz kalmaksızın okullarına gitmişlerdir. Kendileri gibi düşünmeyen solun devrimci kuşağı da siyasi islamcıların okullarına gitmelerine müdahale etmemiş ve engel olmamışlardır.

Hatta zaman zaman da Ülkücü harekete karşı; devrimcilerle, akıncı ve diğer İslami gurupta olanlar işbirliği yaptıklarından, kendilerine ülkücüler tarafından ‘’ Yeşil komünistler’’ sıfatı takılmıştır.

Çoğu Fakültelerde olduğu gibi, bir sabah okulumuza gitmek istediğimizde, okulun kapısına büyük harflerle haşa, ‘’ BURAYA MUHAMMED’İN PİÇLERİ GİREMEZ’’ diyerek Ülkücülerin sokulmadığı bir ortamda, bu işbirlikçi İslam’cı kardeşlerimiz rahat rahat tüm Üniversitelerde derslerine girmişlerdir!..

Ama ertesi gün Peygamberimize ve ülkücülere yapılan hakareti ve asağılanmayı kabul etmediğimizden sabah ezanı saatinde o pankartları yırta yırta okulumuza yine girmeyi bildik.

Eski yaraları deşmek istemiyorum fakat bugün gelinen noktada ise, gerek ülkücü hareket ve gerekse solun devrimci kanadı her iki gurupta evrilerek devşirilmiştir.

Ne bugünün ülkücüsü eski ülkücüdür, nede solun etnik bölücü fraksiyonu dışında kalan devrimcisi eski devrimcilerdir... Bu gençlik guruplarının ldealleri kısırlaştırılarak yok edilmiş, zamanın muktedirleri tarafından kendi menfaatleri ve amaçları doğrultusunda kanalize edilmişlerdir.

Hamasi ve içi boş söylemlerle inandırıcılığını ve tarihteki misyonunun özelliğini kaybetmiş görünen, gelecek ufuklara ilişkin hiçbir projesi olmayan , içi boşaltılarak savrulmuş ülkücülüğün , içten içe kendi evlatlarını yiyen bugünkü çizgideki ülkücülük anlayışı bizim düşüncelerimiz içinde yer almaz.

Her neyse şimdilik konumuz bu değil...

Bu dönemde Ülkücüler ve karşı devrimciler, ceza evlerinde çile çekip, Üniversitelerinde okuyamazken, İslami sermaye politik faaliyetlerinin çekirdeğini oluşturacak önemli ekonomik yatırımlar gerçekleştirmeye başlamıştır.

İdeolojik anlayışını iktidarların da desteğiyle, devlet ve sosyal hayatın bütün alanlarına sokan siyasal islam, dinimizin toplum üzerindeki gücünden ve etkisinden olağanüstü derecede yararlanarak siyasette önemli bir güç kaynağı oldu...

Bu manada siyasal islam’ın gücü, devlet- toplum- sermaye ve siyaset ilişkilerinden yani sistemin kendi içinde kurguladığı güçten doğmuştur..

Türkiye Nato’ya girdikten itibaren, Atatürk döneminde uygulanan milli çizgiden uzaklaşarak bağımsızlığını kaybetmiştir. Menderes iktidarlarında, Türkiye’nin, ‘’ Küçük Amerika’’ yapılacağı nerdeyse slogan halinde söylenmiştir!..

1947’den itibaren ABD çizgisinde ve onun yörüngesinde dolaşan bir Türkiye gerçeği oluşmuştur. Bu süreç içinde ABD’nin komünizme karşı mücadele altında ve ‘’ YEŞİL KUŞAK DOKTRİNİ’’ dahilinde tüm İslamcı akımları destekliyordu.

Dinin bilhassa sol düşünceye karşı kullanılması, toplum içinde sürekli dinin siyasetin içinde alet edilmesi ve alabildiğine kullanılması sonucu, siyasal İslamcılığın alabildiğine önünün açılmasına sebep oldu.

Necmettin Erbakan hocamızın kurduğu Milli Selamet ve Milli Nizam

Partileri böyle bir ihtiyaçtan doğdu. ( Ama tüm bunlara rağmen rahmetli Erbakan hocamızın bir milli duruşu ve kimliği vardı...)

Fakat dikkat edilmesi gereken en önemli konuyu atlamamak gerekir. Bir taraftan siyasal islam’ın önü açılırken diğer taraftan da topluma korku salındı. Şeriat gelecek, irtica hortlayacak diye kitleler aldatıldı.

Bunun sonucunda şeriatın gelmesini önlemek adına ; ‘’ ILIMLI İSLAM PROJESİ’’ devreye sokularak yeni bir proje ortaya konuldu. ABD’nin desteklediği bu projeyle ülkemizde İslamcı bir parti iktidara gelmiş oldu.

****

AKP BİR ABD PROJESİ Mİ?.

Bugün ABD’ye karşı anti emperyalist bir dil kullanan AKP, 28 Şubat 1997 yumuşak askeri müdahale sonunda ve ABD’ninde büyük desteği ile iktidara gelmiş bir partidir.

Hatta öyle ki tüzüğünün bile ABD tarafından gönderilen bir momerandum ile hazırlandığına ilişkin basında yazılan hiçbir habere bugüne kadar bir tekzip gelmemiş olması bu iddiayı doğrulamaktadır...

Bu projede, AKP’ye verilen en önemli görev olarak; ‘’ Ilımlı Amerikancı İslam’’ kimliğiyle, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan, Tunus’tan Kafkasya’ya kadar olan coğrafyada, Büyük Orta Doğu Projesinin ( BOP) yürürlüğe konulmasıdır.

Porojenin eş başkanlığı da yine maalesef Sayın Cumhurbaşkanına tevdi edilmiş ve kendisi de otuzdan fazla yerde BOP’un eş başkanı olduğunu açıklamıştır.

Proje ile, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki İslam ülkelerinde, ‘’ Sözde demokratik’’ ama ‘’ özde Amerikancı’’ rejimlerin iş başına getirilmesi hedeflenmiştir...

Projenin tek amacının İsrail’in tarihte kaybedilimiş topraklarını tekrar geri alma ideali olan ‘’ YENİ ARZ’I MEVUD’’ teorisine hizmet etmek amacını taşıdığı zaman içinde net anlaşılmıştır.

Şöyle diyelim, BOP kapsamında sınırları değiştirilmek istenen , Irak- Suriye - Libya parçalanmış, Mısır ve bir çok İslam ülkesi, iç savaştan dönmüştür.

Şimdi soralım; bölünmemiş bir Suriye, parçalanmamış bir Irak ve ikiye ayrılmamış bir Libya mı İsrail için daha tehlikelidir? Yoksa parçalanmış, bölünmüş kendi içlerinde güçsüzleştirilmiş Suriye- Irak - Libya mı hatta Türkiye mi İsrail için daha tehlikelidir?. BOP projesi ile Büyük İsrail devletinin önü açılmış, ÇEVRE TEMİZLİĞİ yapılmıştır...

Bizdeki PKK bölücü örgüt azdırılmış, her türlü desteklenmiş ve hala da desteklenmektedir. Güneyimizde, Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin bütün dayatmalarına karşılık etnik bölücü PYD desteklenerek bir Kürt devleti kurulması aşamasına gelinmiştir.

Geldiğimiz noktada tehlikelere karşı gözü açılan iktidarın ve Sayın Cumhurbaşkanının da dirayetiyle , Suriye’ye yapılan Zeytin Dalı ve Fırat Kalkan hareketleriyle şimdilik önlenmiştir...

ABD’nin buradaki asıl beklentisi, kurulacak rejimlerin Demokratik olması değildir. Kendisinin ve Neo emperyalizmin desteklenmesidir. Kendi açılarından yaptıkları en önemli hata , din ekseninde kurulacak iktidarlardan Demokrasi beklentisinin yanlış olacağını düşünememişlerdir.

Her iki tarafta birbirlerine karşı siyasi takiyye yapmışlardır. ‘’ Ilımlı Amerikancı İslam’’ savunucuları, zaman içinde Demokrasi söylemini bir kamuflaj olarak kullanmışlardır. Hedefe giden her yolda kullanılan her araç mubahtır anlayışla ‘’ dünya gemisinin kaptanı ABD’dir. Türkiye’de bu kaptanı desteklemesi menfaati icabıdır...’’ düsturunu hedef alarak ülkemizde Amerikan destekli bir darbeye teşebbüs etmişlerdir...

Sözde demokrat , hoşgörülü görülen ve İslam’da olmayan DİNLER ARASI DİYALOG safsatıyla kitleler aldatılmış, kandırılmıştır.

Asıl gayelerini gizleyerek, bir ahtapot gibi , beslene beslene büyümüş, ülkemizin tüm kilit mevkileri bunlar tarafından işgale uğramıştır.

‘’ Radikal Siyasi İslam ‘’ terörünü besleyecek bir toplumsal ve kültürel ortam hazırlanmasına zımnen de olsa destek verdiklerini siyasi iktidar görememiştir. 23.01.2021 ( Devam edecek)