Av.Faruk Ülker Ümraniye Türk Ocağı Eski Bşk

Av.Faruk Ülker Ümraniye Türk Ocağı Eski Bşk

Herşeyde hukuk
ulkerfaruk@kamudannethaber.com

Türk Milliyetçiliğinin en önemli eksiği ve ihtiyacı öz-eleştiridir...(1)

11 Mart 2020 - 02:48

 


Öz-eleştiri veya tenkit; saldırı, karalama, çamur atma, küçük düşürme veya ayrıştırma değildir. İftira da değildir.

Bir şey hakkında, kendini veya değer verdiklerini olması gereken manada, düzeltme, kontrol etme, yanlışları ortaya koymaktır. İyileştirme adına, ciddi, seviyeli, halis, duru, saf iyi niyetli düşüncelerin ortaya koyulması, dilek ve temennilerdir...

Bir atasözümüz. ‘’ Debbah sevdiği deriyi çok döver" der...

Tam da bu manada yazmak istediklerimizle özdeşleşen bir ata sözdür bu.. İyi, kaliteli, dayanıklı , sağlam ayakkabıların, iyi işlenmiş derilerden çıkacağı malumdur...

Debbah kaliteli ,dayanıklı mamül için deriyi nasıl çok döverse; İlim erbapları, fikir sahipleri de, fikirleri eleştire eleştire, doğru düşüncelerin ortaya çıkmasına yol açarlar...

Yine Vatan şairimiz Namık Kemal’in dediği gibi;

‘’... Barika-i hakikat müsademe-i efkardan çıkar..’’ (Yani fikirlerin çarpışmasından hakikat şimşekleri çıkar...)

Öz-eleştiri her zaman, her meslek dalında hele ki, topluma yön veren idareci ve yöneticilerin, toplum bilimine ilişkin konularda katkı sağlamaya ve alternatif yol üretmeye yönelik olması açısından fevkalade. sayılır...

Şu da bir gerçek ki:

Toplumumuzda aydın, münevver kısaca entelektüellerde , eleştirel düşünce yapılırken, öz-eleştiri hemen hemen hiç yapılmadığı ayrı bir gerçektir... Daima karşısındakileri eleştirip muhatap. almasına rağmen, kendi muhakemesini yok ve görmezden gelmek bir eksikliğimizdir..

Eleştiriye tabi olmayan, kapalı olan ve kendi içindeki düşünce sistemlerini dokunulmaz bir. ideolojiye dönüştüren hiçbir düşünce ve ideolojik yapının tam olarak tekamül etmesi ve mükemmel olmasını beklemek boş bir hayaldir. Bu tür yapılanmaların başarı ufku ve şansı da hemen hemen yok gibidir...

Bizim milliyetçi camiada ise böyle bir şeye, tevessül edilmemiş, ihtiyaç duyulmamış ve teşebbüs bile edilmediğini görmekteyiz!...

Tek tük, cılız seslerle de olsa öz eleştiri yapmaya kalkanlar ; ya hainlikle, veya davasını satmakla, ya da dolaylı dolaysız tehditlerle ve dışlanmalara maruz kalmaktadır...

Bu tür teslimiyetçi bir yapı içinde, gerek temsil kabiliyetinde olanların; gerekse temsil ettikleri görüş ve düşüncelerin belki kısa bir zaman içinde ki siyasi atmosferde , ivme kazandığı ve parlak bir zaman yaşadığı görülebilir...

Fakat; sonra ki kuşaklara bilinen ezberlerin dışında ve tekrarlardan öte, fikri temayülünü geliştirici bir ufuk haritası çizilmediğinde ; miyadını doldurmuş, çağın değerlerini yakalayamamış, misyonunu tamamlamış gibi görüşler yaygınlaşır ve bir durağan devreye girilmiş olur...

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ VE MİLLİYETÇİLERİ NE DURUMDA?..

Bu ve benzer sorular meteakip zamanlarda kimi milliyetçi aydınlarımız tarafından da sorulduğu olmuştur...

‘’...Türk Milliyetçiliği konusunda bugün itibarıyla en ziyade ihtiyaç duyulan şey, her şeyden önce ve behamahal, bizzat Türk Milliyetçiliği içerisinden gelen, o kültür ve terbiye ile yetişmiş ve kendisini el’an böyle nitelendiren, fakat hiçbir şahıs, zümre, parti, hizip, cemaat ve fraksiyona bağlı olmayan, hiçbir şahıs , zümre, parti, hizip, cemaat ve fraksiyonun adamı olmayan, bütün bunların hepsinin dışında ve üstünde, bağımsız, samimi milliyetçi entellektüellerin yapacakları seviyeli, yapıcı öz-eleştirilerdir...’

Kendi doğruları ile hesaplaşma içerisine giren, ya da Cemil Meriç’in o harikulade değerlendirmesi ile, ‘bütün hakikatların peçesini kaldırmaya’ teşebbüs eden her dürüst entellektüelin ilk önce göze alması gereken şey, büyük bir sıkıntıyı, ezayı ve cefayı peşinen kabul etmek demektir.

Bu sıkıntıların bir ayağı, günün adamı olmamaktır. Uzun zamanları fethe çıkan bir düşünce fatihi yakın zamanlar için, hiçbir şey beklememelidir...’’(1) (Durmuş Hocaoğlu)

Türk milliyetçiliği bugün belki de her zamankinden fazla müsait bir ortam yaşamaktadır. Fakat gelinen noktada; tabanı tavana zıt olan, milliyetçi camiada, ayrılık, bölünmüşlük kendini derin manada hissettirmektedir...

En azından o görüntüyü sergileyen ve toplum hayatında, bürokraside, yönetimde, kamusal kuruluşlarda kısaca toplumun her tabakasında söz sahibi olmada, en az etkili olanlar hatta hiç esamesi okunmayanlar yine Türk Milliyetçilerinin olduğunu görmekteyiz !...

(Yazı devam edececek)