Geçtiğimiz günlerde Erasmus+ Okul Eğitimi Akreditasyonu Programı kapsamında Avusturya'nın başkenti Viyana'ya giden, Giresun Güre Ortaokulu İngilizce Öğretmeni kızım Emine Kayın'dan bir fotoğraf geldi. Fotoğrafı gönderirken sesi titriyordu. Gördüğü manzaradan çok etkilendiğini, hatta gözyaşlarını tutamadığını söyledi.
Fotoğrafa baktığımda Viyana'nın simgelerinden biri olan Aziz Stefan Katedrali'nin duvarındaki anıtı gördüm. Ancak dikkatimi çeken; anıtın altında, ayaklar altına alınmış şekilde tasvir edilen Osmanlı askeri ile yere düşmüş sarığı ve Osmanlı sancağını simgeleyen üç hilal figürü oldu.
O an kendi kendime şu soruyu sordum: Acaba Türkiye'de; herhangi bir Avrupa ülkesinin askerini yere sermiş, bayrak figürlerini ayaklar altına almış tek bir anıt var mı?
Çanakkale'yi kazanan biziz. Kurtuluş Savaşı'nı kazanan biziz. Yedi düvele karşı mücadele ederek bağımsızlığını yeniden kazanan millet biziz. Ama zaferlerimizi başkalarını aşağılayarak anlatmayız. Bizim anlayışımızda büyüklük; düşmanı küçültmekle değil, kendi kahramanını yüceltmekle ölçülür.
Aradan yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen Viyana'nın göbeğinde bir Osmanlı askeri hâlâ yerde yatıyor, üç hilalli sancak hâlâ ayakların dibinde duruyor. İnsan ister istemez düşünüyor: Demek ki bazı savaşlar meydanlarda bitse de bazı zihinlerde hâlâ devam ediyor.
Beni en çok etkileyen ise kızımın telefondaki sesi oldu. Binlerce kilometre ötede, kendi tarihine ait bir sembolü bu şekilde görünce duyduğu burukluğu anlamamak mümkün değildi. Çünkü bayrak sadece bir bez parçası, asker ise sadece bir heykel değildir. Onlar bir milletin hafızasıdır.
Tarih elbette unutulmasın. Ama tarih; düşmanlıkları yaşatmak için değil, insanlığa ders vermek için hatırlansın.
Ve ben; Viyana'da gördüğü bu manzara karşısında tarihine, milletine ve ecdadına sahip çıkan öğretmen kızımla bir kez daha gurur duydum.












