ABD’nin Venezule’da yaptıkları, ardından İran’a saldırması, İsrail’in yaptığı katliamlara seyirci olması, mide bulandırmaya devam ediyor. Trump tam anlamıyla salon kabadayısı gibi davranması dünyayı bir kaosun eşiğine getirmiştir. İşte bu dengesizlikler ister istemez tüm dünyada insanlığın geleceği ile ilgili büyük endişelere neden olmuştur. Geçmişte bizim sol gençliğin sıkça kullandığı bir slogan vardı “Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz” sözü ne yazık hükümdar olura evrilmiştir.
Şimdi insanlık bir dönüm noktasındadır. Bugün ABD ve İsrail yalnız insanları öldürmüyor aynı zamanda insanlığı öldürüyor. Yani insanın yaradılış amacına aykırı ne varsa onun olmasının kavgasının veriyor. İnancı Hırıstiyan, Yahudi, Müslüman her kimse tek Tanrı’ya iman ediyorsa biliniz ki bu ikili şu anda Tanrı’nın emirlerine başkaldırarak O’na karşı savaşıyor. Bu yüzden bir uyanış olmalıdır. Ya insanlık yeniden silkinip bu hadsizliklere dur diyecek ya da teslim olup eşkıyanın dünya üzerinde kan dökmesine seyirci olup sıranın kendisine gelmesini bekleyecektir. Bir devlet kültürüne sahip olmayan diğer bir deyimle yabani birini kendinize baş yaparsanız yani ayaktan baş olursa gideceğiniz yer yaban olacaktır.
O halde medeniyet tasavurunda anlayacağımız kendi öz kültürümüz ve dinamiiklerimiz olmak zorundadır. Türkler Mülüman olmadan önce de ortaya ciddi bir devlet felsefesi koymuşlardır. Bu felsefe cihanşumul yani tüm insanlığı kapsayacak genişlektedir. Bu bakış açısı bizim devlet kültünün temellerinde gizlidir. Ancak böyle bir anlayış dünyaya nizam verebilir, huzur verebilir ve Yaradan’ın insanı yaradılış amacına hizmet edebilir.
Kimine göre bundan 2 bin yıl kimine göre 2500 yıl önce Türk Devlet anlayışının nasıl olduğuna baktığımız zaman bunu daha iyi görebiliriz. Oğuzkağan Gökyüzü çadırımız Güneş tuğumuz söylemiyle yaşlandığı zaman çocuklarını toplayarak “Evlatlarım ben artık yaşlandım çok çalıştım, çok yoruldum ve Tanrı’ya karşı olan borcumu ödedim” sözleriyle Türk Devlet anlayışını ortaya koymaktadır. Burad iki önemli bir mesaj görüyoruz. Birincisi hakimiyetin sınırsızlığıdır ki bu da bütün insanlık beni ilgilendiriyor mesajıdır. İkincisi ise hakim olduğu topraklarda Tanrı’nın dilediği gibi bir yönetim gerçekleştirmesidir.
İşte bugün insanlığın ve tüm mazlum milletlerin en çok ihtiyaç duyduğu temel sorun yönetim anlayışlarının haktan ve adaletten uzaklaşmasıdır. Oğuz Kağan’nın bu düşüncesi diğer Türk Devletlerinde de mevcuttur. Mesela eski Türklerde Otağın ortasına dikilen direk ve bu direğin yanında bir bacayla kendisini gösterir. Çünkü Gök Tanrı burada Hakan’ın her yaptığını görür ve bir yanlış olduğu zaman Hakan’ı uyarır düşüncesi vardır. Yusuf Has Hacib’de adaleti göğü tutan direk olarak görür..
Şeyhoğlu Mustafa “Adaletle hükmeden kafir devlet ayakta kalabilir, ama zulmeden Müslüman bir devlet bayakta duramaz” diyerek adaletin önemini ortaya koyar.
Bennzer bir çağrı da Fudeyl bin iyad’tan gelir. “Eğer duamın Allah katında kabul olacağını bilseydim, adil sultandan başkasına dua etmezdim. Çünkü kendinin ve Allah Teala’nın dininin kurtuluşu, dünyanın imarı ancak adaletle mümkündür, diyor. Neden duanı kendi nefsin için yapmıyorsun diye soranlara eğer dua eder ve duam kabul olursa bu yalnızca benim kurtuluşum olur, oysa adil hakana yapacağım dua cümle halkın kurtuluşuna vesile olur, diyerek adil hükümdarın önemini ortaya koyar.
Bir başka örneğimiz 1.Murad’ın Evrenos Paşa’ya yazdığı mektuptur. “Bil ki bir âdem bir memlekete bey olmak iki kefeli teraziye benzer ki, bir kefesi cennette bir kefesi cehennemdedir. Heman neylerse eyle, şunlardan ola gör ki onların gözleri uyursa kalpleri uyanık ola. Cümlenin serçeşmesi adalettir. Anı ide gör ki Peygamber sallahu aleyhi veselam anın bir günini altmış gün ibadetten saymıştır.
Kınalızade Ali Bey ise yönetenleri uyararak adaletten sapmamalrı gerektiğini şu sözlerle ifade eder. “İhsan ve nimet benimdir. “Bugünkü anlamıyla millet bana yetkiyi vermiştir “ İstediğim kimseye istediğimi veririm, hatta fazlasını veririm, başka birinin hakkını eksik vermediğime göre kimi ilgilendirir” demek doğru değildir. Zira bu hem eşitliğe ve adalete aykırıdır hem de akran ve emsal arasında husumete sebep olur. İşte bizim kültürümüz devlet yönetimine böyle bakar ve ancak bu nbakış açısının bir medeniyet tasavvuru olabilir.
Sonuç olarak; insanlığın en çok ihtiyaç duyduğu husus kendi kültürümüzde mevcuttur. Bu önce kendi insanımızın vicdanında, sonra komşularımızın vicdanında ve en sonunda insanlığın vicdanında karşılık bulduğu gün hem bizim hem de insanlığın kurtulduğu gündür. Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asıl kanda mevcuttur ve yeterki sahip çıkalım.











