Şerife Güven

Şerife Güven

Asena'nın yüreğinden
güvenşerife@kamudannethaber.com

"Akçay Toplantısı" Bir Sevdaydı

20 Eylül 2017 - 21:38

 



Sevdalar biter mi sandınız, belki normal insanda biter. Ama ülkücü yürekte bitmez. Ebe olsa da, dede olsa da zaman, yıllar saçları bembeyaz ağartsa da ne sevdası ne ülküsü biter. Akçay toplantısı bunun delilidir.

Atatürk Eğitim Enstitüsünün ülkücüleri, yiğitleri, bozkurtları, asenaları yıllar sonra en kalabalık şekilde toplanmışlardır. Daha önce Yalova, İstanbul, geçen sene Denizli, bu sene Akçay…

Gitmeden heyecan doruktaydı çünkü maziden gelecek dostları önce görmek istediğimden buluşma yerimize iki gün öncesinden gitmiştim. Gelenleri beklerken kimleri göreceğim, farklı hangi arkadaşlar gelecek diye büyük bir merak ve heyecan içerisindeydim. Erken gidince bekleme heyecanı hissetmek daha zor olsa gerek. Peyderpey maziden gelen yolculara bakıyorsun, benzetmeye çalışıyorsun. Yüzünün çizgilerine, gözünün hüznüne acaba o mu diyorsun. İsim ağızdan çıkıyor, alınlar kırışıyor, gözler bulutlanıyor, hafızadan hatıralar hücum ediyor, vay be diyorsun… Dönüp yıllara hesap sorasın geliyor.

Ülkücüler ömürlerini vatan, millet, bayrak, adına yaşamış, şehit vermiş fakat milleti tarafından anlaşılamamışlardır. Onun için ülkücü hareketin Türk Milleti’nden alacağı vardır. Can, kan ve vatana adanmış tam olarak yaşanamamış hayatların alacağı…

Toplantı çok güzeldi, Asım Çelik arkadaşımız “Leke” şiiriyle toplantıyı başlattı. “Leke” şiiri ülkücü hareketin başyapıtlarındandır.

“Namus lekesi değil alnımda gördüğünüz,

Vurulmuşum vurulmuşum düşmüşüm güpegündüz,

Şakağımdaki kansa, o benim gülüşümdür,

Namert sürünmektense, erkekçe ölüşümdür….”

Bu şiir alıp götürdü yine yıllar ötesine, omuzumuzda tabutlar taşıdığımız günlere... Karda kışta, sulu sepende can kardeşlerimizi son yolculuklarına uğurlarken bu şiir hep ezberimizde, zihnimizde, dilimizde olurdu. İşte yine o yıllara gittik. Ne gariptir ki biz ülkücüler hep aynı maziyi yaşayan kişileriz.

Arkasından can müdürümüz Namık Özer Erdoğan konuştu. Bizlerle olmaktan memnun olduğunu, hepimizle gurur duyduğunu söyledi. Gönlümüzün bam teline dokundu. Daha sonra Sakin Hocamızın konuşması ayrı bir güzeldi. Geçmiş, gelecek, ufkumuzu açacak bilgilerle doluydu konuşması. Arkasından şiirlerle devam edildi, Köksal Cengiz hocamız şiirlerinden bir demet sundu. Selahattin Sekban hoca içimizi acıtan, kanatan, göz pınarlarımızdan yaşların boşandığı şu şiiri okudu:

“Umutlarımızı düşe yazmıştık,

Bahara yazmıştık kışa yazmıştık,

Kuyu başındaki taşa yazmıştık

Oy desem sesimi duyar mısınız?

İrfan bizim İrfan Öğütçü’dür, ha

Babası demişti biri var daha

Ardından Orhan da vardı uçmağa

Oy desem sesimi duyar mısınız?

Sekban Reis der ki yoruldum dostlar,

Kızıl bir kurşunla vuruldum dostlar,

Eğilmedim asla kırıldım dostlar,

Oy desem sesimi duyar mısınız?”

Şiirden sonra ben  “Atatürk Eğitim Enstitüsünün Yiğit Ülkücülerine” başlıklı son yazımı okudum. Hani övünmek gibi olmasın güzel yazıydı. Duygulu oldu. Arkasından Ahmet Aktan Başkan, Ahmet Nusret Esi, kahraman şehit ülkücülerle ilgili hatıralarından bahsettiler. Anlaşıldı ki hatıralar hala taptaze. Yürek sızlatıyor, mazide hüzün veriyor. Bu duygular içerisinde program bitti.

Öğleden sonra minibüslerle Akçay’ın Kaz Dağları içerisinde Hasan Boğuldu mekanına gidildi. Giderken minibüsün içerisinde marşlarımızı yüksek sesle adeta bağırarak hep birlikte yıllar önce hissettiğimiz aynı duygu ve heyecanla söyledik. Baktık ki marşları hiç unutmamışız. Hele Çankaya Yokuşunda marşını ayrı bir güzel söyledik.

Mekana geldiğimizde minibüslerden inerek dağlara doğru tırmanmaya başladık. Bu sefer İzmir Marşı ve tekbirler ile… Koca kurtları görmek lazımdı... Kaz Dağlarını inlettik desem abartmış olmam.

Geriye dönüşümüz yine aynı heyecan ve zevkle oldu. Gece sohbetlerimiz, geleceğe dair düşüncelerimiz, yeni oluşumla ilgili duygularımız, tereddütlerimiz, hayata adapte olamamamız, gençliğimizdeki hedefimiz milliyetçi Türkiye’yi kurmak ve Türk Milleti’ni ilimde, sanatta, teknolojide çağ atlatmak iken ülkemizin getirildiği duruma bakarak daha fazla hayal kırklığına uğramamız ama yine de umutlarımızın dipdiri kalması…

Ve bunca keyifli geçen zamandan sonra gelen kaçınılmaz son: ayrılık… “Ölümle ayrılığı tartmışlar elli gram fazla gelmiş ayrılık” diye bir halk türküsü vardır. İşte ayrılığımız aynen öyle oldu. Seneye maziye yeni hatıralar bırakmak ümidiyle Alanya’da buluşmak üzere vedalaştık.