Karadeniz Bölgesi, tarihi çok eskilere dayanan bir Türk yurdudur. Örneğin Kassitlerin yurdu olan Kastamonu’yu ele alalım. On bin kişilik Kas/Gas tümeninden yola çıkarak Kas > Kas tümeni > Kastamonu halini almıştır. Yerel şivede/ağızda Gastumunu denmesi de bu yüzdendir hatta. Benzer bir adlandırma Kenger Körfezi için de geçerli olup Kenger Körfezi’nin adı Türkistan’dan Ortadoğu’ya inerek Sümer uygarlığını başlatmış olan Kengerlerden gelmektedir. Körfezin kuzeyindeki ovalarda, yaylalarda şimdilerde Kaşka/Kaşkaî/Kaşkay Türkleri yaşamaktadır. Kas-Hazar Kağanlığı bağlantısı da cabası..
Van Gölü’ndeki Akdamar Adası’nda bulunan ve Tanrı’nın evi olması gereken Akdamar Kilisesi ne büyük acılara tanıklık etmiştir. Adayı üs haline getiren Hınçak-Taşnak adlı kan emici teröristlerin tutsak alıp adaya götürdükleri Türk kadınlarına yapmadıkları iğrençlik kalmamıştır. Aynı iğrençliği Karabağ’da, Hocalı’da da tekrarlamışlardır. Tıpkı Greklerin (Yunanlılar), Sırpların yaptıkları gibi.. Akdamar -beyaz tenli anlamındaki- Ak Tamara’dan gelir. Tamara, Hırıstiyan Kıpçaklara mensup bir khatun (kadın, hatun) yani kraliçedir. Adını da Massagetlerin ünlü hatunu Tomris’den almıştır. Tomris’in sözcük anlamı “demir” demektir. Massaget’in açılımı Mas=Baş, Sag=Saka, t=ler (çoğul eki) olabilir. Başkurt (Baş-gur-t) örneğinde olduğu gibi.. Başkurt demişken; Ogur (Oğuz), Bitigur, Kutrigur, Fin-Ogur, Bulgar, Hungary (Macaristan), Uygur, Salgur/Salur, Gurmanç (Kürt) vb. boy adlarının da altını çizelim. Ve hatta tarihte adı Goguryeo/Goryo olan Kore’nin de..
Selçuklu döneminde birlikte hareket ettikleri bilinen ve -başta Tunceli olmak üzere- obalar halinde Anadolu’dan Balkanlara kadar dağılan Alan, Lolan, Balaban gibi oymaklar (aşiret) misal.. Alanlar hakkında 1517 tarihli bir Osmanlı belgesinde Avşar oldukları yazarken bir başka Osmanlı belgesinde -Karakoyunlu Devletini de kuran- Yıva boyundan oldukları yazılmıştır. Hazar Denizi ile Aral Gölü arasında bugün bile Alan adını taşıyan yerler vardır. Lolan da yine Doğu Türkistan’da bir yerleşim yeridir. “Lolan güzeli” adı verilen ve bir Türk hatununa/kadınına ait olan mumyadan aklınızda kalsın. Balabanlar yine Batı Anadolu’ya kadar dağılmıştır. Şimdi bu oymaklara bağlı Doğu Anadolu’daki kimi obalar Oğuz/Türkmen lehçesi konuşmuyorlar diye Türk olmuyorlar mı? Osmanlı’nın kurucu oymağı olan Karakeçililerin Şanlıurfa’daki obaları da Gurmanç (Kürt) lehçesi veya şivesi konuşurken üstelik..
Balabanlar demişken… Erzincan Türk tarihi açısından önemli merkezlerden biridir. Örneğin Akkoyunlular için yazlık başkent görevi görürken, Safevîlerin de kuruluşuna tanıklık etmiştir. Türk tarihinin kırılma noktalarından biri olan ve 1230 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat ile Harzemşahlar/Harezmşahlar Sultanı Celaleddin’in Erzincan yakınlarındaki Yassıçemen Ovası’nda karşı karşıya geldikleri savaştır. Moğollar karşısında tutunamayıp Horasan’dan Güney Kafkasya’ya (Azerbaycan) gelen Sultan Celalettin büyük bir strateji hatası yaparak Haçlı seferleri yüzünden zor bir dönemden geçen Anadolu Selçukluları çatışmaya girmiş ve aldığı büyük yenilgi Celaleddin için sonun başlangıcı olmuştur. Celaleddin savaşı kaybedip Hazar kıyılarına çekilirken Arıllı, Bahtiyar, Balaban, Bulan, Çarıklı, Demenan, Harpuran, Haydaran, Hormek(li)ler, İzol(lu), Şadıllı, Kıran ve Yusufhan gibi oymaklar Celaleddin’den ayrılarak Anadolu Selçuklularına bağlanmıştır. Kimi oymakların adındaki -an eki günümüz Türkçesindeki -lar, -ler ekine karşılık gelir. Bu tarihî gerçeklikle ilgili iki kaynağa yer verelim. İlki, 1921 yılında -dönemin Dersim milletvekili olan- Hasan Hayri Bey’in TBMM’de yaptığı bir konuşma sırasında Harezm (Harzem) geçmişini dile getirmiş ve yerleşme iznini Alaaddin Keykubat’ın verdiğini açıklamıştır. Diğer kaynak ise kendisi de bir Hormekli olan Mehmet Şerif Fırat’tır. “Doğu İlleri ve Varto Tarihi” adlı ünlü eserinde söz konusu oymaklar ve Harezm (Harzem) bağı ile ilgili bilgilere yer vermiştir. Söz konusu kitabı 1988 yılında Serik Lisesi Orta Bölümünde okurken okul kütüphanesinden alıp okumuştuk.
Sözü “Anadolu en az yedi bin yıllık Türk beşiğidir.” diyen büyük önder Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’e bırakalım: “Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne yedi bin senelik, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarları ile sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurları ile yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.”











