Tarih boyunca kurduğumuz imparatorlukları, devletleri, beylikleri, hanlıkları hazırlarken çok zorlandığımdan bahsetmiştim. Aynı sıkıntıyı tarihlerinde de yaşadım. Yanlış, hatalı, eksik, farklı isim ve tarihleri, sadece amatör kişiler değil kelli felli (Farsça: Kerli ferli) tarihçilerin de yaptıklarını gördüm. Bu eksikleri belirli başlıklar altında yazmak istiyorum:
1- Adlar: İmparatorluklarımızın, devletlerimizin, beylik veya hanlıklarımızın isimleri konusu gerçekten çok karışık. Bazı tarihçilerimiz Batılıların, Bizanslıların, Farsların, Arapların ve Çinlilerin yazdıkları adları kullanırken bazıları da Türkçe isimlere yer verdikleri için eşleştirmede zorluk yaşadım. Çin’i yöneten Türk hanedanları konusu da aynı… Benzer farklılıkları Türk halklarının isimlerinde de yaşamıştım.
2- Tarihler: Bilindiği üzere “Türkler için teşkilatçı millettir.” denir. Oluşturduğumuz bu büyük teşkilatların kuruluş ve yıkılış tarihlerinde maalesef bir birliktelik yok. Her liste düzenleyen farklı tarihler yazmış. Bazılarının tarihleri de yüzyılla belirtilmiş. Haydi miladdan önce veya ilk çağda kurulanları anlayışla karşılamak mümkün ama yakın tarihe yaklaştıkça daha sağlıklı tarihler yazmamız gerekmez mi?.. Hangisinin doğru olduğu hususunda zorlandığımı belirtmeliyim.
3- Din/İnanç: Bu konuda düşüncelerimi açıklamak istiyorum: İslâmiyet sonrası kurulan devletlerimizi, beyliklerimizi/ hanlıklarımızı yazarken Türk-İslâm devleti veya İslâm devleti, beyliği, hanlığı gibi ifade yazılması veya önüne bu ifadenin eklenmesini doğru bulmuyorum. Bu ifadeleri, İslâmî yanı ağır basan bazı tarihçilerin yazdığını düşünüyorum. Tarih çalışırken objektif, tarafsız olmamız ve biraz dinden, inançtan bağımsız bakmamız gerekir.
Evet. Bu ifadeler kitaplarda, makale ve yazılarda eskiden beri kullanılır ama aşağıda belirteceğim gerekçelerle ben uygun bulmuyorum. Çocukluktan beri inancının gereklerini yerine getiren biri olarak bana garip geliyor. Bu ifadeleri yazan tarihçiler acaba Türklerin dinî veya İslâmî anlayışlarını yeterince biliyorlar mı; yoksa karmaşa mı yaratmak istiyorlar?
Okuduğum eserlerden çıkardığım sonuca göre Türkler hiçbir zaman din konusunda aşırı/ fanatik olmamışlar; hep orta yolu takip etmişlerdir. Birlikte yaşadıkları diğer dinlere veya inançlara mensup insanların inançlarını bilseler bile onlara karışmamışlardır. Müslim veya gayrimüslim tanımları yapılmış ama devletlerinin adıyla bağlantı kurmamışlardır. “Kâfir Türk, gavur Türk ya da Müslüman Türk” gibi ifadeler bazılarının zihniyetinde olsa da “Kâfir devlet, Gavur devlet ya da İslâm devleti” denilmez, denilmemiştir.
Aynı yanlışları “Ortak Türk Tarihi Ders Kitabı”nda da gördüm. Türklerin dinî veya inanç tarihleri -okuma konusu olarak- ayrı yazılabilir ya da İslâm tarihi yazılabilir; ona sözüm yoktur ama Türk tarihini bu şekilde ayırmak çok yanlıştır. Türk tarihi bir bütündür, İslâm öncesi veya İslâm sonrası gibi bir ayırım bile uygun düşmez!..
Soyut bir kavram olan devlet, beylik, hanlık gibi kuruluşların dini de inancı da olmaz: Yönetecilerin ve o topraklarda yaşayan insanların olur. Zaten İslâmiyet, öncelikle bireylerin inancı ve ahlâkı üzerinde durur. İnsanları ahlâklı ve adil bir toplumda, devlet de bütün kurumlar da adalet ve ahlâk üzere yönetilir. Eğer bir toplumda ahlâk bozulmuş ve adalet duygusu kalkmışsa, bütün kurum, kuruluş ve sektörlerin yöneticileri de o toplumun içinden olacağından tüm teşkilatlara ahlâksızlık hâkim olur. Bu da çökmeye ve yıkılmaya doğru yöneltir.
4- Bazı Terimler: Sıkıntılardan biri de imparatorluk, krallık, devlet, beylik, hanlık, hanedanlık, prenslik gibi sınıflandırmada yaşanmaktadır. Buna geçmeden önce şu imparatorluk, krallık ve prenslik konusunu açıklamak gerekiyor. Biliyorsunuz bu kelimeler daha çok Batının kullandığı sözcüklerdir.
Türk Dil Kurumu (TDK) Güncel Türkçe Sözlük’te, “İmparatorluk” şöyle tanımlanmaktadır: “1.(isim) İmparator olma hali, ilhanlık. 2.(isim) Kendi topraklarında oturan çeşitli milletleri egemenliği altında toplayan devlet biçimi…”
Başka bir tarifte ise, “İmparatorluk, farklı milletleri, kültürleri ve devletleri tek bir merkezi otorite altında toplayan geniş sınırlı bir devlet modelidir. Bir imparatorun (veya hanedanın) yönetiminde, tebaa konumundaki halkların bir arada yaşadığı çok uluslu siyasi yapılardır. İmparatorluk kavramının temel özellikleri şunlardır: Çok uluslu yapı: Tek bir etnik kökene bağlı kalmaksızın, çok sayıda farklı dil, din ve kültürü barındırır. Geniş coğrafya ve hükümdar: Krallıklardan daha geniş topraklara yayılır ve kralın üstünde, diğer hükümdarlara da hükmedebilen ‘imparator’ ünvanlı yüce bir otorite tarafından yönetilir.
TDK Sözlüğünde “Krallık”: “1.(isim) Kral olma durumu, kraliyet. 2.(isim) Krallık görevi. 3.(isim) Kral tarafından yönetilen devlet ve bu devletin toprağı.”
Krallık ve imparatorluk arasındaki temel fark, yönetilen halkların yapısı ve devletin genişliğidir. Krallık genellikle tek bir ulusa ve kültüre dayanırken, imparatorluk çok uluslu, çok kültürlü geniş coğrafyalara hükmeden merkezi güçlerdir.
Sözlükte “Prenslik: 1.(isim) Prens olma durumu. 2.(isim) Prensin görevi. 3.(isim) Bir prensin yönetiminde olan ülke.” “Prenslikler, krallıklardan daha küçük devletlerdir. Prenslikler monarşi ile yönetilir ve çoğunlukla tek şehirden oluşur ve devletin adı şehrin adıyla aynı olur. Bazı prenslikler ise birkaç şehri içine alabilir…”
Ayrıca Türk tarihinde imparator ve kral yerine yıllar içinde “kağan, hakan, başbuğ, sultan, padişah, şah”; prensin karşılığı olarak da “tigin (tegin, tekin) kullanılmaktadır.
Batı kültürüne ait olan imparatorluk, idarî ve coğrafî yönden büyüyen devletlerimiz için kullanıldığı görülüyor. Bu sözcüklerin bizim devletlere isim olarak verilmesi hoşuma gitmese de bazı tarihçilerimiz eski dönemlerdeki bazı devletlerimiz için kullanmışlardır.
Bu kargaşadan kurtulmak için konuyu bir kurumun üstlenerek mutlaka çözmesi, düzeltmesi gerekmektedir. Bence en uygunu Türk Devletler Teşkilatı (TDT) bünyesindeki Uluslararası Türk Akademisi’dir. Bu kuruluş olmazsa ülkemizden Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu veya Türk Tarih Kurumu üstlenmelidir. Kurulacak komisyon vasıtasıyla ölçütler net konulup sınıflandırılmalı, herkese göre sınıflandırma olmamalıdır.
Diğer sözcüklere gelince; TDK Sözlüğünde “Devlet” şöyle tanımlanmaktadır. “1.(isim, hukuk, toplum bilimi) Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık, ülke. 2.(isim) Bu tüzel varlığın yönetim organları. 3.(isim, mecaz) Yüksek makam. 4.(isim, mecaz) mutluluk,. 5.(isim, mecaz) Kişinin bahtı.”
Sözlüğe göre “Beylik”; “1.(isim) Bey olma durumu. 2.(sıfat) Herkesin kullandığı, herkesin bildiği. 3.(sıfat) Basmakalıp. 4.(sıfat) mirî. 5.(isim) Bir tür küçük ve ince asker battaniyesi. 6.(isim, mecaz) Rahat yaşama. 7.(isim, tarih) Merkeze tam bağlı olmayarak bir beyin yönetimi altındaki ülke, emirlik, emaret, mirlik. 8.(isim, eskimiş) Hükümet.”
“Hanlık” tanımı ise, “1.(isim) Han olma durumu. 2.(isim) Hanın egemenliğindeki ülke. 3.(isim) Hanın yönetimi.”
Bu arada “Hanlık” tabirinin daha çok doğu coğrafyasında, “Beylik” tabirinin ise Anadolu’da kullanıldığı anlaşılıyor.
“Atabey”, (isim, tarih, ata’bey) Eski Türk devletlerinde, özellikle Selçuklularda şehzadelerin eğitimi veya bağımsız olarak bir eyaletin yönetimi ile görevli vezir.”
“Hanedan (Farsça)”; “1.(isim, tarih) Hükümdar, devlet büyüğü vb. bir kişiye dayanan soy, büyük aile. 2.(sıfat, mecaz) Belli ve köklü bir soydan gelen, soylu. 3.(sıfat, eskimiş) Konuksever olan.” Hanedanlık: “(isim) Hanedan olma durumu.”
Haftaya yazmaya başlayacağım listemi düzenlerken mümkün olduğunca kuruldukları bölgeleri -bugüne göre parantez içinde, bilgi amacıyla- belirtmeye çalıştım.











