Her yıl Eylül ayı içerisinde kutlanan “Ahilik Haftası” sebebiyle 29/9/2024, 6/10/2024 ve 13/10/2024 tarihlerinde üç köşe yazısı yazmıştım. Dr. Yusuf EKİNCİ’nin “Ahîlik” adlı kitabından yararlanarak “kimlerin Ahi olamayacağını” işleyeceğim. Ama önce paylaşamadığım bazı notları aktarmak istiyorum:
“Milletler gelişme yolunda birbirlerinin tecrübelerinden istifade ederek, daha az kaynak israfı ile modernleşebilirler. Ancak başka ülkelerin tecrübelerinden istifade etmek ile onları taklit etmek birbirinden çok farklı şeylerdir. (s.1)
Millî kültür değerleri dikkate alınmadan, ekonomi alanında alınan kararlar, ne kadar gerçekçi olursa olsun, beklenilen sonucu vermez… (s.2)
…Ahi birliklerini yeniden kurma hülyasının savunulduğu sanılmamalıdır. Aradan geçen yüzyıllar boyunca Türk milletinin ekonomik, sosyal ve kültürel hayatında önemli değişmeler meydana gelmiştir. Bu değişmeler ve gelişmeler Ahi birliklerinin zamanımızda aynı yapılar ile canlandırılmalarını imkânsız kılmaktadır. Böyle bir gayrete lüzum da yoktur. Ancak Müslüman Türk insanının ruhuna uygun olduğu için yüzyıllarca yaşamış ve bu sayede koyduğu kaideleri kanunlardan daha müessir bir şekilde uygulayarak iş hayatını tanzim etmiş bir teşkilatın temel unsurları ile bu teşkilatı kuran düşünce sistemi dikkate alınmadan bugünkü çalışma hayatımızı düzenlemenin de ilmî olduğu savunulamaz. Bu çeşit teşkilatların temel unsurları ve teşkilatı kuran düşünce sistemi, asırlar sonrasına ışık tutar. Önemli olan teşkilatın ve düşünce sisteminin temel özelliklerini, zamana göre değişen tâli unsurlarından ayırarak, inceleyip değerlendirmektir. (s.3)
Ahi Birliklerinin Faaliyetleri
Ahi birliklerini ‘Efrâdını câmi, ağyarını mâni’ olacak şekilde anlatmaya gayret ettiğimiz çalışmamızın bu bölümünde, iş hayatında en dürüst, cemiyette en edepli, siyasette en faziletli, savaşta en cesur, zâviyede ise en mütevazı olmayı gaye edinen Ahilerin çeşitli alanlarda yaptıkları düzenleme ve faaliyetleri üzerinde durulacaktır. (s.54)
…Devlet de din gibi ‘ebed-müddet’tir.
Devlet, fertleri koruyan gözeten bir baba ocağıdır… (s.55)
…Yıldırım Bayezıd zamanında Ankara Ahilerinin bir ticaret ve hak işinden dolayı dükkanlarını kapayarak, silahbaşı ettikleri ve yirmi gün kadar Ankara’ya bilfiil hâkim oldukları, isteklerinin kabul edilmesi üzerine de işlerinin başına döndükleri bilinmektedir.
…Ahîler esnaf aleyhine alınan kararların geri alınması için dükkan kapamayı bir baskı aracı olarak kullanmakta idiler. Ancak Ankara olayında konu biraz daha büyümüş ve Ahilerin silahlanmaları noktasına kadar varmıştır. (s.59)
…Yalnız, burada şu noktanın önemle sözünü etmek icabeder ki, Ahi esnaf teşkilatı her zanaat şubesinde Ermeni üstatlarının veya çıraklarının çalışmasına imkan vermiş görünmektedir. (s.62)
…Mesela, başkalarına muhtaç olmadan yaşamak için veya başkalarına yardım etmek için kazanılan para değerlidir. Ama para kazanmış olmak için para kazanmak, başka bir deyişle para kazanmayı gaye haline getirmek Ahilik düşüncesine terstir. Çünkü vasıta olan para gaye olan haline gelirse, gaye olan ahlâkî değerler de vasıta haline gelir ki bu son derece ahlâksız bir dünya görüşünün temeli olur… Yardımın vasıta olarak kullanılmaması için İslâm dini ‘sağ elin verdiğini sol el bilmemeli’ ölçüsünü getirmiştir. (s.63-64)
‘Mal ömrün huzur ve asayişi içindir, ömür mal cem’eylemek için değildir’ diyen Sadi, bu cümlesiyle Ahilerin de hislerine tercüman olmaktadır… (s.64)
…Ahiliğin şartlarından biri, ‘bir sanat sahibi olmak’ şeklinde tesbit edilmiştir. Ancak, daha sonraları, ‘bir sanat sahibi olmak’ teşkilat üyelerinin temel vasfı haline gelmiş ve Ahi birlikleri bir esnaf teşkilatına dönüşmüştür.” (s.111)
Yazarın kitabında anlattığı, sermaye birikimi ve maliyeti düşürmek için yapılan bir uygulama dikkatimi çekti:
“…Mesela İngiltere'deki birçok kömür ocaklarında, kömür vagonlarını çekmek için katır yerine küçük kızlar kullanılıyordu. Altı ilâ on iki yaşından küçük kızlar katır kadar iri yapılı olmadıklarından, geniş tüneller kazmağa lüzum yoktu. Üstelik küçük kızlar satın alınmıyor, biri ölünce diğeri kiralanıyordu. Halbuki bir katır ölünce başka birini satın almak gerekecekti, bu da pahalıydı. Durum fabrikalarda da farklı değildi. Beş altı yaşındaki çocuklar dahi çalıştırılıyordu. Çalışma şartları sadece monoton değil gayri insanî idi. Çalışanlara ödenen ücret ise ancak karınlarını doyurabilecek seviyede tutuluyordu. Kendi insanına bunları reva görenlerin başka milletlere nasıl davranacaklarını tahmin etmek pek güç olmasa gerekir. (s.115-116)
…Özellikle XX. yüzyılın ikinci yarısında yapılan çalışmalar, gayri insanî şartlar altında çalışan insanların verimli olamayacağını, aksine işinde doyum sağlayan insanların daha verimli çalışacağını hiçbir tereddüte meydan vermeyecek şekilde ortaya koymuştur… (s.116)
Rahmetli EKİNCİ kitabında, “Bir de kimlerin Ahi olamayacağı açıklanacak olursa, Ahiliğin istediği insan tipinin özellikleri ortaya çıkacaktır. Nitekim, Burgâzi Fütüvvetnâmesi’nde kimlere fütüvvet verilemeyeceği, yani kimlerin Ahi olamayacağı konusunda şunlar söylenmektedir:
1- Hak dinini bırakıp batıla taptığı için kâfire, Allah’ın birliğine ve eşsizliğine inanmayana,
2- Görünüşte insan, aslında it yaratılışlı olan münafığa, iki yüzlüye,
3- Her gün yalan söyleyen ve halkı yalana alıştıran inandıran müneccime, gaipten haber verene,
4- İradesini, ölçüsünü kaybedip etrafını inciten sarhoşa, şarap içene,
5- Hamama giren kâfir ve Müslümanları bir tutup hizmet eden dellâka, yıkayıcıya,
6- Her zaman halkın zararına çalışan ve onun için dost ve düşman bir olan tellâla,
7- Zamanında sözünü yerine getirmeyen, sıkıştığında bugün yarın diye oyalayan, vaadinde durmayana,
8- Kestiği hayvanları inciten, işi kan dökmek olan kasaplara,
9- Aklı fikri insanların gece gündüz huzursuz ve rahatsız olması yönünde bulunan cerraha, operatöre,
10- Günahının yarısı kıyamete kadar onun olan kötü töre koyana, kötü kanun yapana,
11- İşi tuzak kurup, hile ile kuşları tutan ve yavrularını anasız babasız bırakan avcılara,
12- Herhangi bir ihtiyaç maddesini saklayıp kıtlık yaratan ve sonra pahalı satan muhtekire,
Fütüvvet verilmez. (s.21-22)
Bugünkü medeniyet ölçüleri Ahîliğin medeniyet ölçülerinden çok farklıdır. Bu farklılık, Batı medeniyeti ile Türk-İslâm medeniyetinin temellerindeki farklılıktan kaynaklanmaktadır. Ancak, özellikle son iki yüzyılda Batı medeniyetinin gösterdiği gelişmeler bütün insanlar üzerinde görülmemiş bir nüfuza ve cazibeye sahip olması sonucunu doğurmuş, her şeye bu medeniyetin ölçüleri içinde bakılmaya başlanmıştır…
Batı medeniyeti insanları dillerine, renklerine, cinsiyetlerine, işlerine göre böler ve bunların birbirlerine karşı savaşmaları gerektiğine inanır. (s.133)
‘Sınıflararası savaş, milletlerarası savaş, tabiata karşı savaş. Nizamını bir türlü kuramayan bu tedirgin ruh, arzı geniş bir salhâneye (mezbaha, hayvan kesimevi) çevirmiştir ve çevirmektedir.’
…Bütün bunların sebebi çatışmacı bir toplum yapısının kabul edilmesidir. (s.134)
(Not: Esnaf kelimesi “Sınıf” sözcüğünün çoğuludur.)











