Dr.Yaşar KALAFAT’ın “Mitostrateji 2” adlı eserinde yer alan “Ortak halk inançları” başlıklı makalede; “…Al Karısı diye bilinen kara iyeye karşı bıçağın koruyuculuğuna inanılırken, dolunun bağlanılarak durdurulması şeklindeki uygulama Udin halk kültüründen tespit edilmiştir. Türk halk inançlarında bağlanmak, bağdan korunmak, bağdan kurtulmak bir büyü türü olarak bilinir.
(Udinler’de) …ay veya güneş tutulması sırasında bıçakla bağlama yapılır. …Türk kültürlü halkların genelinde görülen inançlar gibi gürültü çıkarılır, tüfek atılır ve böylece ayı ve güneşi esir alan canavardan/kara iyeden kurtarmak amaçlanır. Türk kültürlü halklarda ayı esir alan ve Cangalos diye bilinen kara iyeden kurtarmak için bu tür uygulamalar yapılır.” (s.41-42)
“Ayrımlı Türkleri” başlıklı makalede, “…Sarımsak sadece antibiyotik değil, aynı zamanda kara iyelere karşı koruyucu olarak kabul edilir. Lohusa hanımın penceresine Al Karısı’na karşı korunmak için sarımsak asılır. Vampirin sarımsaktan rahatsız olduğuna inanılır. Nazarlıklarda ve büyülerde sarımsak kullanılır. (s.107)
…Bilindiği gibi Ötügen kutsal ormanla kaplı idi. Yer-su iyesi bu topraklarla birlikte üzerinde yetişen ağaçları da kutsal kılıyordu. Anadolu’da ulu zatların yattıkları mezarlıkların ağaçları veya kutsal tepelerin ağaçlarının kutsal kabul edildiği yöreler vardır. Kutsal ağaçlar gibi kutsal mekanların da ‘sahipli’ olduğuna inanılır… (s.120-121)
“Sıraçlar” başlıklı makale ise “Akarsuya pislik atmanın günah olduğuna inanılır. Keza ateşe de su dökülmez.
Halk inanmalarında akarsuda kutlu güçlerin adeta ak iyelerin, durgun suda ise kara iyelerin, şer güçlerin olduğuna inanılır. Artvin yöresinde bir şeye uğradığına inanılan kimsenin şifası için durgun sudan bir miktar alınır. Onun içerisine 4 adet köz konur, daha sonra bu su şifa niyetine hasta kimseye içirilir. Bu uygulama ile ateş iyesinin gücünden yararlanılarak hastalığa sebep olan bazı şer kuvveler imha edilmek istenilmiş olmalı. (s.132)
“Örtülü Sözün Büyü Boyutuna Dair veya Örtülü Sözlerin Büyüsel Boyutu Var mıdır?” başlıklı makalede, “Büyü konulu çalışmalarımız münasebetiyle büyü inancını hücrelerine ayırmaya başlayınca, büyü eylemini oluşturan uygulamalardan birisinin de örtmek-örtülemek olduğu gerçeği ile yüzleştik… Sözler sarf edilirken birilerine, bir yerlere dilek, temenni veya talimat verilmiş olunuyordu. Sözlerin içerdiği anlamı sarf edenin amacının sınırlarını aşan, amacın kapsamının dışına çıkan bir boyutu da vardı. Bu türden sözler olumsuzluk içerirler ise, olumsuz olur iseler, istenilmeyen beklenilmeyen sonuçlarla karşılaşılabilirdi. Bu nedenledir ki sözler örtünebilmeli idi. Örtülemek bir türden özel dildi. Bu yöntem söz sahibini kara iyelere karşı sigortalıyor, koruyordu. Özetle ‘söylemlerin örtülmesi, bazen bir korunma ve bazen de istenilmediği halde duçar olunabilen halden, hallerden kurtulma yöntemidir.’ denilebilir.
Bu özelliği ile büyünün yapı taşlarından olan ak ve kara iyelere karşı, takılar ve saç şekilleri ile görünmede nasıl bir efsun, bir sır, bir büyü boyutu var ise örtülü sözde, söz sarfında da keza ak iyeler ve kara iyeler ile ilişkiler bakımından bir örtünme vardır.
Erkek çocuğun saçı, kız saçı gibi uzatılarak saçına toka, kulağına küpe takarak, ona kız ismi vererek kara iyelere onun erkek olmadığının örtülmesi, keza belirli bir yaşa kadar geçici çirkin isimlerin verilmesi, ineğin yeni sağılmış sütünün kem gözden korunmak için, üzerine kömür parçası atılarak veya güzel yüzlü bir çocuğun yüzünün kömürle karartılarak nazar edici güçten korumak bir örtüleme şekli ise, örtülü söz ile de ‘koşma düşeceksin!’ demek yerine ‘koşuyorsun düşmeyeceksin.’ demenin koruyuculuğunun farkı yoktur. (s.133-134)
Erkek çocuğun ilk saçı ağırlığınca altın sadaka olarak verilir. Bu saç altında değil ilkin gübre ile tartılır. Böylece kara iyelere karşı örtüleme yapılmış olur. Nitekim Uluğ Türkistan’da çok görkemli erkek çocuklara Bokbay gibi takma isimler verilir. Amaç aynıdır. Çirkin isim verilerek çocuk örtülenmiş, korunmaya alınmış olmaktadır. (s.134-135)
KALAFAT’ın Ali Osman ABDURREZZAK ile birlikte yazdığı “Mitostrateji 3” adlı eserde yer alan “Teke Yöresi-Orta Toroslar-İç Anadolu’dan Ardahan’a Avşarlarda Mitolojik Boyutu ile Halk İnançlarında Al Karısı” başlıklı makalede, “Diğer yandan, halk inançlarındaki sahipli olma ve sahibin değişmesi inancı, yeni bulgularla zenginleştirilmiş; ahır, tuvalet gibi koku içeren ortamların kara iyeler bağlantısı irdelenmiştir. (s.25)
Teke yöresi; Antalya, Burdur, Isparta, Denizli, Aydın ve bir bölümü ile Muğla'yı kapsar. Bu bölgede lohusa olan hanımlar karşılaştırılmazlar. Muhtemel bir sürpriz, beklemedik karşılaşma haline tedbir olmak üzere bu tür hanımlar al bağlar. Al bağlamak çok kere al renkli eşarp bağlama şeklinde olur. Bazı hallerde de al bileklik, al fular veya benzeri al bir şey takınırlar. Yanlarında iğne bulundurur, aralarında iğne değiştirirler. Halk inançlarında kırk basmasından korunma ve kırk basması olduğu hallerde ondan kurtulma yöntemleri vardır. Kırk basmasına uğramış kimseyi tedavi için dedelere götürürler, Delikli Taş’tan geçirirler ve manevi mekanlara götürürler, ziyaretleri ziyaret ettirirler.
Delikli taşın koruyucu ve kurtarıcı oluşu ile ilgili çok sayıda inanç vardır. Adeta taşın bir tarafından diğer tarafına, delikli taşın deliğinden geçen hastalıklı kimse hastalığa yol açan gücün tesir alanından çıkmış, delikli taşın korumalı alanına girmiş gibi bir özelliği vardır. Kırk basması rahatsızlığı için taşın deliğinden geçilmekle, al’ın tesir alanından çıkılmış olmaktadır.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da al türü varlıkların çok kere ismi açıkça telaffuz edilmez, bunlar için ‘iyi saatte olsunlar.’ ve ‘üç harfliler.’ çok kere de bunlardan bahsedilirken söze ‘bizden uzak olsunlar.’ diye başlanır. Bunların geceleri yapılan düğünlerine rastlanır. Bu düğünlere bunlar tarafından götürülenler olur. (s.26)
…Al Ruhu’nun kadın kişi olarak bilindiğini gösteren bilgiler çoğunluktadır. Al Karısı bu işlemi bir kişi olarak yapmaktadır. Bu bulguda iki kişi vardır. Acaba lohusa hanımın ciğeri alındıktan sonra yıkama işleminde devreye giren başka bireyler de mi vardır? (s.28)
Al Karısı tarafından basılan kimse uyuşuk, yorgun, pasif, iştahsız, yemeden içmeden kesilmiş olur. Al basmasının olumsuz tesirinden kurtulmak, şifa bulmak için baskına uğramış kadın okutulur, perhiz yaptırılır, bilhassa hayvansal gıdalar yemekten uzak tutulur. Al Ocağı’na götürülüp oradan dua alınır. Ocaktan alınmış bir nesneyi al baskınına uğramış kimse üzerinde taşır. Al Ocağı’na gidip oradan şifa bulmuş kimse yedi komşusunu davet ettiği bir yemek verir. Onu yapamaz ise simit, çikolata, çerez vs. türünden yiyecekler verilerek yedi çocuk sevindirilir. (s.29)
Türk renk kültüründe kızıl/al’ın koruyucu, kapsayıcı bir özelliği vardır. Biz bu özelliği Al Karısı kültüründeki al ile ilişkilendirme temayülündeyiz. (s.32)
Haftaya devam..











