Av.Faruk Ülker Ümraniye Türk Ocağı Eski Bşk

Av.Faruk Ülker Ümraniye Türk Ocağı Eski Bşk

Herşeyde hukuk
ulkerfaruk@kamudannethaber.com

Bir inat davası(1)

15 Aralık 2020 - 12:55



Otuz yıllık çok şeyler görmüş, yaşamış , tecrübeli hakim geriye yaslandı. Dosyayı kapattı, babacan tavrıyla bir daha göz altından tarafları iyice süzdü. Eminim bıyıkları olsaydı tıpkı  rahmetli Hulusi Kentmen  gibi  bıyıklarını da yukarıya doğru bükecekti.

Gereği  düşünüldü  dedi. Hepimiz ayağa kalktık.  Neredeyse  tüm duruşmalarda sükünetini  koruyan  davalı Ayşe;

‘’ Evet  efendim verin kararınızı ‘’ der demez,  bizimki de hemen davalıya cevabını yetiştirdi.

‘’ Verecek verecek hiç merak etme....’’ demez mi!  Avukatlar  olarak, müvekkillerimize  dava  bitti,  bundan  sonra  konuşulmaz  kararı  bekleyin anlamında  ikazlarımızı  yaptık.

Babacan hakimimiz de  hiç tavrını bozmadı. Yine de tarafların son sözlerini söylemeleri için zaman tanıdı.

 Hem davalıyı, hem de davacıyı çok iyi  tanıdığından, psikolojik durumlarını da  yargılama süresi boyunca  yeterince  tahlil etmiş  olarak,  bir  müddet  daha  bu tiyatronun bu  son  raundunu da izlemek niyetinde olduğunu anladım.

GD: Dosya tekemmül etmiş olmakla, araştıracak sair   hususların da olmadığına  kanaat  getirilmiş olduğundan, iş  bu  huzurda ikame edilen  davanın REDDİNE, gerekçeli karardan itibaren  iki haftalık  süre içerisinde  istinaf  yolu açık  olmak üzere karar  ittihazına...

Hep  birlikte  çıktık  salondan. Bizimkiler de ne bir üzüntü ne de bir sevinç...Birbirlerine  aşağılama  ve kırıcı  sözler de  yok. Sanki boşanma kararı verilse de , verilmese de onlar için  fark etmez. Medeni insanlar derler ya, bu tarif bile  onlara  hafif kalır.

Neyse efendim hepimiz  birer çay içmeyi hak ettik dedim. Oturduk çaylarımız  geldi, keyfimiz  yerinde,  davalının  avukatında  sevinç var ama,  üstadımın  biraz  kafası  karışık... Halbuki davayı,  görünürde biz  kaybettik,  onlar kazandı.

Taraflar vazifelerini yapmanın huzuru içinde, ağızlarından  bal akıyor. Müvekkilim desen herkesten daha rahat. Ben de  ona  keza , kaybettiğim  bir davada  ilk defa  bu kadar umursamaz  ve  rahatım.

 Davalı da  aldırış etmez bir  tavırda.  Avukat  arkadaş  davaya  yetkiyle girdiğinden, dosyayı da  tam okuyamamış  olmasından,  şaşkınlığı bir müddet  daha  devam  etti.

 Masanın altında  elimle  dizine , anlatırım  sonra  manasında hafif bir vurdum.

Sohbet  derin, ikinci çaylar da geldi, kalkacağız artık. Davalı  elini çantasına uzattığı   zaman, bizimki zıpladı  yerinden.

‘’ Olmaz çay paraların ben vereceğim, sana  düşmez,  sonradan adamların çay  paralarını  bile  vermedin dedirtmem  ben  kendime anladın mı..’’ deyince  filim başa  sardı. Verirsin, vermezsin  derken  o  sakin insanların  inadı yine  tuttu.

Avukat arkadaş:

‘’... Davayı  onlar açtı, biz kazandık, parasını da  biz verelim  ne olur ki...’’ dedikten  sonra  orta  yol  bulundu.  Üstad artık dayanamadı.

 Abi  bana müsaade ama mutlaka görüşelim, dedi  ve  ayrıldı.

Eee artık  ikinizin de dediği oldu, hayırlısı olsun, arabanız  var mı, nasıl gideceksiniz  diye  sordum.

Bizim emekli Öğretmen; ‘’ Canım bizim  külüstüre  binip, hanımla beraber geldik,  yine  beraber gideriz...’’  demesi üzerine, hanımı da baş  işaretiyle  onay  verdi.

İkiniz de  bir aradayken, İstinaf  Mahkemesine gidecek miyiz, gerek var mı diye sordum. 

Sen bilirsin manasında birbirlerine bakıştılar. Tamam dedim. Fakat kural gereği  yine de  Mustafa Bey hocam sizden  bir  feragat dilekçesi almam lazım dedim, hemen  kalemi uzattı...

 Daha şimdi değil, bir ay  içinde karar yazılsın  bakalım  sizi  çağırırım dedim ve masadan kalktık...

Bir  müddet  çaktırmadan arkalarından baktım. Sanki mübarekler ellisinden sonra yeni tanışıp, ikinci  baharını  yaşamak isteyenler gibi  maşallah....

(devam edecek)