Aldatan ister kadın, ister erkek olsun mutlaka yalan söyler. Bu adliye sürecinde ki, psikolog ve aile terapisi görüşmelerinde olsun, avukatlarıyla yaptıkları görüşmelerde olsun, çevre, hısım, yakın akraba görüşmelerinde olsun bu kural hiç değişmez.
Kendilerini haklı çıkartmak adına, vicdanlarını rahatlatmak ve hep haklı olan taraf olmak için mağduriyet rolünü oynamak tek seçenekleridir.
Ülkemizde ilk defa 2015 yılında, boşanmış ailelerin sayısı evlilikleri geçmiştir. Bunun sebeplerini tabi ki tek tarafa yüklemek her zaman doğru değildir. İnsanoğlu biyo- psiko ve sosyal bir varlıktır.
Yaşadığı ortamdan, aile geleneklerinden ve kültürel iklimden çok etkilenir. Teknolojik araçlar, değişen üretim araçları, televizyon ve internetle birlikte, dünya evimizin içinde değil cep telefonlarıyla artık avucumuzun içindedir. Dünya eskisi gibi zannettiğimiz kadar büyük değil.
Son yıllarda Facebook, Twitter, Watsap, Tiktok, Youtube ve Google gibi sosyal medyanın buna benzer unsurları insanları birbirine çok fazla yakınlaştırdı.
Fakat bunun tam tersine uzaktakiler yakınlaşırken, müşterek evin içindeki karı, koca ve aile fertleri arasına aşılmaz ve uzak mesafeler girdi.
Bunun sonucu olarak eşler arasında aldatma ve aldatılma maceraları eskisinden çok daha fazla, açık veya gizli olarak yerini aldı.
İnsanlar istedikleri kişilere kolay yoldan ulaşabiliyorlar. Sanal alemin yapmacık, yaldızlı, yıldızlı söz ve görüntü, iltifat ve vaatleri , kimliklerin gizlenebilmesi her türlü resim ve yazışmalarla kolay hale geliyor.
Bir gün, yaldızların, boyaların, yalanların dökülmesi sonucu, gerçekler ortaya çıksa da, dönülmez yolun yapı taşları döşenmiştir artık. Aile birlikteliği çatırdamış, yuvalar yıkılmıştır bir kere…
Kadınlar;
‘’…Ne centilmen, ne anlayışlı, ne yakışıklı, ne romantik erkekler varmış…’’ gibi sanal medyanın veya çalıştığı yerlerdeki fazla haşır, neşir olarak yakınlaştığı kişinin etki alanına girdiğinde balık artık oltaya takılmıştır bir kere!..
Ne denir? Oltaya takılmış balık artık yem istemez!..
Profesyonel, çapkın veya dolandırıcı erkekler, özellikle de bunalımlı, hafif meşrep ve kendine güveni olmayan kadınların kokusunu çok iyi alırlar.
Bu tür çapkınlar, kadının duygusallığından, içine düştüğü boşluktan istifade etmesini bilen usta avcılardır. Bu ilişkilerin ortak motivasyon noktası, bazıları para sızdırma, bazıları ise hem para, hem cinsellik peşindedirler…
GÜNÜMÜZDE ALDATMALAR VE BUNA DAYALI BOŞANMALAR ARTTI MI?
Malum bu işler, gizli kapaklı ve netameli olan ilişkilerdir. İnsanlar içinde yaşadıkları toplumsal değerler ve yargılamalar nedeniyle bunu pek açıklayamazlar.
Bilhassa bu konuda kadınlar tam bir gizli, kapalı bir muamma kutusudur. Ancak pandoranın kapağı bir şekilde şu veya bu sebeple açıldığında ortaya çıkar her şey.
Dolayısıyla, mahkemelere intikal eden dosyaların dışında kesin bir şey söylemek mümkün olmasa da; resmi kayıtlarda bu tür netameli işlerin çoğaldığı görülmektedir.
Dijital ortamın getirdiği kolay ulaşım, rahatlık ve umarsamazlık, teknoloji sayesinde her an, herkesle iletişim mümkün olabilmektedir.
Sonuçta değerlerin değişmesi, kadınların kamusal alanda daha çok yer alması, ekonomik özgürlüklerin artması, aldatmaların artışında sebep olarak resmi kayıtlarda mevcuttur. Tabi ki bu durumu genelleştiremeyiz. Herkesi aynı kategoride değerlendirmiyoruz….
Fakat geldiğimiz ortamda, kadının erkeklerle daha çok bir arada vakit geçirmesi, aşınan değerler, yolunda gitmeyen evlilikler, açıyı gittikçe daraltmaktadır.
Büyük şehirlerin yoğun ve yorucu ortamında stres atma, iş arkadaşlığı bir değişiklik aracı olarak aldatmaları artırabilmektedir. Durumu incelediğimizde konuya ilişkin herkesin bir hikayesi vardır. Ve hep hikayelerinde haklıdırlar!
Bütün dinlerde ve beşeri öğretilerde zina yasaklanıp, kötü olarak nitelendirilmesine rağmen aldatma insanın doğasında var demektir.
Ama yaratıcının insana bahşettiği, duyguları yönetme, eylemlerini kontrol altına alabilme gücü ve bu gücü etkileyen ilahi ve hukuki müeyyidelerin ve vicdanın sesini dinleme kapasitesi ve kontrol mekanizması da vardır…
Aldatmayı sadece cinsel dürtülerin etkisiyle olan bir şey veya ahlaki zafiyet olarak değerlendirmekte çok doğru sayılmaz. İnsani ilişkilerde verilen taahhütlere uymamak, yalan söylemek, vaadini yerine getirmemek, sözlü ya da yazılı veya tanıklar huzurunda şifaen yapılan sözleşme hilafına davranış sergilemekte bir tür aldatmadır.
İnsanüstü doğal varlıklara ya da beşeri varlıkların dışında ilahi bir güce verilen sözlerin ihlali de bir yalan söyleme ve aldatmadır.
İnanarak, yakaran ve hatta günde beş kez namaz kılıp Tanrıya verilen sözler ve tövbelere rağmen buna uyulmadığında da aldatma ve yalan vardır. Tabi ki Allah (CC) aldanmaz ve aldatılamaz...İnsana şah damarından bile yakın olan Tanrı, onun içindekileri , yapmak ve yapmamak istediklerini bilir ve farkındadır.
Aldatmanın mutlaka cinsel olması da gerekmiyor. Kutsal kitaplara baktığımızda, kandırma yoluyla ikna etme ve inandırmanın bir aldatma olduğunu kabul etmek mümkündür.
Yani diyeceğimiz o ki; ilk İnsan Adem (AS), şeytanın hile ve vesvevesine inanarak, yasak elmayı yediren Havva anamız tarafından aldatılmış olduğu gerçeği ortaya çıkar...
Bunca yıldır avukat ve hakim meslektaşlarımız yüzlerce aldatma ve aldanma hikayelerine ve sonucu olan boşanma davalarına bakmışlar ve tanık olmuşlardır. Fakat toplumun çürümesine ve kokuşmasına sebep olan bu tür vakıaların sebep ve sonuçları arasında çok durulduğunu zannetmiyorum.
***
Kanaatimizce ve maalesef geleneksel , manevi değerlerine bağlı olan Türk toplumu eskiden olduğu gibi bir aile toplumu olmaktan hızla uzaklaşarak, bir yığın toplumu olmaya doğru sürüklenmektedir…
Eskiden de olurdu bu işler. Erkekler, gururlarının rencide olmaması ve hazmedemedikleri için, açtıkları boşanma davalarının gerekçelerine bunları yazdırmazlardı.
Aldatılmayı dava konusu yapmadan adını, şimdiki tabirle, ‘’Evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve şiddetli geçimsizlik '’ diye mahkeme dilekçelerine yazmayı daha uygun görürlerdi…
Kocaları tarafından aldatılan kadınlar ise direk olarak, boşanmak istemesinin sebebini açık olarak yazmakta bir sıkıntı, itibar ve gurur meselesi yapmadan işin adını koydukları dosya kayıtlarında mevcuttur…
Erkeklerin aldatması üzerine epey araştırma ve spekülasyonlar yapılmaktadır. Fakat kadınların aldatması hep gizli kalmaktadır.
Araştırmalarda erkeklerin aldatması kadınlara göre daha fazladır. Bu mahkemelerin dosya kayıtlarıyla sabittir.
Bilhassa büyük şehirlerin yorucu, koşuşturmalı, rekabetçi, stresli yaşam, ekonomik sıkıntıların getirdiği zorluklar, evlilik hayatında monotonluğu beraberinde getirmiştir.
İşyeri arkadaşlıkları, sohbet ve paylaşım ihtiyaçlarının ortamı haline geldiğinde zaman içinde işyeri aşklarının başlamış olduğu kayıtlarda görülmektedir.
Tabiat hiçbir boşluğu kaldırmaz. Boşluk mutlaka başka alternatiflerle doldurulur. Günümüzde sosyal medya ve arkadaşlık siteleri de boşluğu doldurmaya başladı.
Erkek ya da kadın olsun, bu ilişkileri yaşayanlardan bazıları yaşanan adrenalin ve heyecanla hayatlarına canlılık, muhabbet ve cinsel tatmin yaşama fırsatı yakalamışlardır.
Bir kısmı başlangıçta suçluluk duyuyor ve yakalanma korkusu yaşasa da devam ettirmeyenlerden daha çok, heyecan yaşamayı seçenek olarak görenlerin geldiği durak maalesef mahkeme kapıları olmaktadır.
ALDATMANIN TRAVMASI EN ÇOK KİMİ ETKİLER?
Kadınların hemen çoğu, erkeklerin aldatma potansiyellerinin daha yüksek olduğunu bildiklerinden, duyduklarında kendilerini aldattıklarına inanmaları daha kolaydır.
Fakat bu durum erkeklerde daha farklıdır. Çoğu erkekler kadınlarının kendilerini asla aldatmayacaklarından emindirler ve düşünmezler bile.
Bu yüzden aldatıldığını öğrenen erkek, kadından çok daha fazla etkilenir ve dünyası başına yıkılır. Utanır, toplum içine girmek istemez, içine kapanır. Bazıları şiddete başvurur, bazıları oturduğu çevreyi derhal değiştirerek ve hiç ikilemeden soluğu adliyelerde alır.
Kadınlar da tabi ki etkilenirler. Hele ki ekonomik özgürlükleri olmayıp, gidecek kapıları da yoksa, bunu sineye çekmenin acıları yıllarca birikir içlerinde. Çocuklar için zaten fazlaca denilecek bir şey yok. Yaşlarının büyük veya küçük olması çok fark etmese de, küçük çocuklar için durumlsr çok daha vahim oluyor. Yıkılan bir yuvanın enkazında ilk kalan çocuklar olur…
Eşi tarafından aldatılan bir erkek müvekkil anlattı, anlattı ve devamla:
"…Avukat bey, ben artık bende değilim, her yer karanlık ve insanlar bana yabancı artık, sanki yok olup gitmek istiyorum çok uzaklara. Sokağa bile çıkmaya utanıyorum. Artık hiç bir şeye, hiç bir kimseye güvenemez oldum.
Aynı sofrada yemek yediğimiz, beraber yaşadığımız ve bana aslan gibi evlatlar veren eşim bana ihanet etti. Buna inanmak istemiyorum. Sanki birisi bana bir rüya gördüğümü, bunun gerçek olmadığını anlatsın.
Darp, şiddet, aşağılama yok, bir dediğini iki etmedim... Kazandığımdan daha çok onun isteklerini karşıladım…Bir gün buradan kalk, şuraya otur demedim. Çoğu zaman evde bile yemekleri ben ve çocuklarım yaptı.
Her akşam işten eve geç gelmelerinden bile şüphelenmedim. Şüphelensem de ne olacak ki, öyle bir yalan söyleme ve inandırma kabiliyeti var ki!.. Benim hatalarım birse, onun on bir hatasını bile sorgulamadım.
Evde birlik, dirlik olsun istedim. Belki çok varlıklı bir yuvamız olmasa da onu ve çocuklarımı hiç kimseye muhtaç etmedim. Şimdi ise utancımdan sokağa bile çıkamaz oldum…’’
Hayır hocam diye devam etti:
‘’… Aldatmanın bile bir namusu olsa gerek!.
Benden talep ettikleri şeyler, kaçtığı ve yaşadığı kişide daha fazla olsaydı gam yemezdim. Kendi çocuklarını başkasına nasıl tercih ederdi?
Çocuklarına ve bana yapmadığı hizmeti şimdi başkasına yapmayı nasıl göze aldı ve içine sindirdi?.. Koskoca çocuklarına yaşattığı travmayı hiç mi düşünmedi?
Bizi mahallede, çevrede, tüm tanıdık ve akrabaların arasında nasıl küçük düşürdü, haysiyetimizi çiğnedi. Demek ki karşısına çıkan ilk kişiye hepimizi tercih edecek kadar haysiyet düşkünü olacağı dünyayı başıma yıksalar ihtimal veremezdim...
Ama şart olsun ki, tüm bunların hesabı bir şekilde verilecek… Eğer siz olmasaydınız bugün ben yanınıza bile gelemeyip başka yerlerde olacaktım.
Siz benim yapmak istediklerimin en az yüzde yetmişini beni ikna ederek engellediniz. Fakat her şeye rağmen içimde ki bu öfke hiç dinmeyecek...
Karısını elinden kaçırtmış, dostuyla kaçmış, adamı boynuzlamış diye konuşanlar yüzünden hocam mahalleye bile çıkamıyorum artık. Kaçar gibi ben ve çocuklarım, başımız önümüzde gidip geliyoruz. Çocuklarımın psikolojisi zaten alt üst oldu. Çocuklarım daha şimdiden nefret ettiler kendisinden…’’
Burada sözünü kestim. Anlayacağı her üslup ve her dilden konuştum. Her konuda değil ama bir çok konuda ikna edici ve başarılı oldum sayıyorum kendimi. Onunda kusurlarını vurdum yüzüne.
Sonra o da bana;
‘’…Hiçbir şey sebepsiz olmasa da, sebepler ne olursa olsun, sonucundan ağır olmamalıydı…’’ dedi.
***
Acizane ben de bildiklerimi hukuki ve psikolojik bilgilerimi harmanlayarak tane, tane anlattım.
Kısaca:
Aldatma konusu, tek bir sebebe indirgenerek tüm kadınlar böyledir denemez hiçbir zaman. Genelleme yapmak kesinlikle doğru olmaz.
Fakat araştırmalar, 0tuz yıllık avukatlık tecrübelerimden ve dört yıl da psikoloji eğitimi almış birisi olarak ve terapi deneyimlerine baktığımızda bazı ortak yönler görülebilmektedir…
Mesela; aldatan kadınların bu ortak yönlerine baktığımızda en başta gelen duygusal boşluk olduğunu görüyoruz.
Yani bir başka deyişle; kendisinin değerli görüldüğünü hissetmemek, iletişim kopukluğu gibi şeyler, dışardan gösterilen ilgiler bu boşluğu doldurmaya yeterli olabiliyor.
Yine karşılanmayan cinsel ihtiyaçlar, ilişkilerde ki kopukluk ve yalnızlık hissi tetikleyici olmaktadır. Bunlar aldatma riskini yükselten faktörlerdir. Bir önemli etkili neden de, maddi sorunlardır. Rahar ve lüks yaşama istekleri gibi...
Eğer daha önceden kendisi aldatılmışsa eğer bu durum, intikam alma yani karşılık verme olarak, o beni incitti ben de onu incittim düşüncesini doğurabilir.
Bazı kadınlarda yaş dönemi değişimleri ve yalnız kalma korkuları ya da kendisini karşı objeye karşı çekici , seksi gösterme, hissettirme ve beğendirme iç güdülerinin etkisinde kalanların olduğu görülmektedir...
Yeni ve değişik birine karşı çekici görünmenin ve onu peşinde koşturmanın dürtüsü yakın ilişiklerin başlangıç noktası olur…
Müvekkil XY , burada sözümü keserek:
-Ama hocam hadi beni gözden çıkardı, çokta umurumda değil. İnan ki artık peri padişahının torunu bile olsa artık o her şeyiyle benim gözümde bitti.
....
Benim derdim onun dostuna kaçması, evi terk etmesinden daha çok, ben çocuklarımın derdindeyim. Bir insan nasıl olur da, çocuklarının evlenme sırası gelmişken, kendisi onlardan önce evlenmek için kaçar?
Bu nasıl bir duygu ve nasıl bir anlayış? Bizde bulmayıp ta, üç günlük adamda neler buldu?...Bunca yaşanmışlıklar bir kalemde nasıl silinebilir?
Kendi zevkleri için tüm müşterek hatıralarını yaşadığı çocuklarını nasıl satabilir? Şimdi başkasının çocuklarını mı sevecek?!..
.....
.....
- Bak XY , yukarıda bunun sebeplerini kısmen açıkladım. Senin anlattıklarından geriye kalan şey şu olabilir
Ona göre, "sevme ve sevilme’’ duygusunun verdiği tatminsizlik olarak karşımıza çıkıyor gibi…
Veya bir başka deyişle; bu tür kişilerde beğenilme ve beğendirme duyguları bir cinsel obje olarak karşımıza çıkar.
Bu tür kişilerde buna benzer olaylar, psikolojik bir marazi hastalık belirtileri olarak da görülebilmektedir...
Kişi cinsel olarak, arzu edilen, peşinden koşulan, güzel ve çekici görünmenin yarattığı arzu ve istek, cinsel flört etme arzusunu kamçılar.
Bu arzu ve istek duyguları aile bağlarını zayıflatacak derecede ilerlemişse, bu noktadan itibaren her şey bitmiş demektir.
Madem ki senin sunduğun hayattan daha iyi şartlar oluşmayacağını bildiği halde, sizi başkalarına tercih etmesinin altında yatan nedenlerden birisi de cinsel ihtiyaç kadar, statükoda değişiklik arzusu da bunların bir öznesi olarak değerlendirilebilir…
Not:( Bu tip olayların uaşandığı bir ailede, evini, çocuklarını bırakarak kaçan kadın XX, 4 ay sonra evine geri döndü. Tekrar kabul eden eski eşin ve kadının psikolojik sorunları ise halen devam etmektedir...)
......
......
Her ne olursa olsun aldatmanın hiç bir zaman haklı ve meşru tarafı yoktur. Konunun dini tarafı ayrı bir inceleme konusudur ve benim branşımın içinde değil)











