• Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
Anasayfa
  • GÜNDEM
  • KAMU
  • SENDİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SİYASET
  • HUKUK
  • TÜRK DÜNYASI
  • EĞİTİM MEMURLAR
  • Ara
SON DAKİKA:
13:25
Adliyede görevli katip zimmetine 6,5 milyon TL geçirdi! Paraları sanal bahiste oynayarak harcadı
13:19
'Halkın sağlığıyla oynatmam' diyen Devrek Zabıta Amiri Abdurrahim Altuntaş görevden alındı
11:27
Çekmeköy'deki uyuşturucu operasyonunda çatışma çıktı: Bir polis şehit oldu
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar Üye Paneli
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Köşe Yazarları
  2. Av.Faruk Ülker Ümraniye Türk Ocağı Eski Bşk
  3. Atatürk'ün Din Anlayışı
Yayınlanma: 23 Ekim 2025 - 14:43

Atatürk'ün Din Anlayışı

23 Ekim 2025 - 14:43
Yorumlar
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
Atatürk'ün Din Anlayışı
Av.Faruk Ülker Ümraniye Türk Ocağı Eski Bşk
Herşeyde hukuk

(Baştan belirtelim ki Cumhuriyet tarihinde en çok istismar edilmiş bir konusu olduğu için yazımız belgeler ve bilgilere dayalı oldığundan haliyle uzun bir yazıdır. Konunun bütünlüğü bozulmaması adına çok fazla bölümlere ayıramadım.Şimdilik 2 bölüm tamamı ise ayrı ayrı yazılar halinde 4, 5 bölüm olarak siz sabırlı okuyucularımın bilgilerine sunma gayreti içinde olacağız.Yazının ilerleyen kısmında kaynak ve belgeleri göreceksiniz. İnşallah sabırla okuyabilirsiniz.)

 

Bu konuya girmeden önce, neden Atatürk’e ve Cumhuriyete saldırıların yapıldığını, altında yatan sebepleri basitçe anlatmaya çalışalım.

Türk Cumhuriyetine, Atatürk’e , onun manevi şahsiyetine çeşitli odaklardan gelen saldırılarla yapılan iftira ve yalan kampanyasında bulunanların ortak özellikleri genelde birkaç gurupta noktada toplandıklarını görmekteyiz.

TÜRK kelimesini kullanmaktan ısrarla kaçan, TÜRK’ÜM diyemeyen, Türkiye’de yaşadığı halde, Türkiye’nin ve Türk’ün ekmeği ile büyüyen içimizdeki bazı kesimler güya dindarlık adına İslam savunuculuğu görüntüsüyle Cumhuriyet ve Atatürk karşıtlığında birleştiklerini görmekteyiz. Emperyalistler ve emperyalizme uşaklık edenler, kula kulluk edenler ve Türk olmayanların, Atatürk’e allerjileri bilinmektedir.

Kimse, kimseyi sevmek zorunda değil, diyecek olanlar var. Doğru ama bir şartla. İşin içinde yalan, iftira, nankörlük ve inkar olmamak kaydıyla…

Düşmanlık gösterdiğin kişi, senin okul arkadaşın, mahalle arkadaşın değil ki, hadi işine baksın diyerek geçiştirilecek bir konu hiç değil.

Zamanın şartları ve tüm olumsuzluk ve yoksulluğa rağmen yaptığı 11 savaşın tümünden galip çıkan, 24 savaş madalyası ve 7 nişanla, 57 yıllık ömrünün yarısını savaş meydanlarında milleti için çarpışan, 11 kitap yazan, 6 yabancı dil bilen, 4000’e yakın kitap okuyan, 15 yılda 46 fabrika açan Türk’ün son başbuğu ve devletimizin kurucusu, İstiklal savaşının kahramanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi , dünyada hiçbir millete böyle bir komutan ve deha lider nasip olmamıştır.

Ve hiçbir millet, bu özelliklerin yarısına bile sahip olmayan tarihi kahramanlarına asla toz kondurtmaz, hainlik yapılmasına, hakaret edilmesine de izin vermezler.

Ancak ve maalesef bunun tek istisnası ülkemizde görülmektedir. Sakarya’dan, İzmir’e kadar kovalayıp denize döktüklerinin torunları şu, bu isimlerle Müslüman ve Türk adını alarak, etnik milliyetçiliklerini gizleyip, güya İslam şampiyonluğuna soyunanlar , Türk’e karşı genlerinde birikmiş, hasmane ırkçılık yapanlar ve planları bozulan emperyalistler, Cumhuriyeti ve Atatürk’ü sevmediklerinden her türlü yalan ve iftirayı atmaktadırlar.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temelini, yıkmak için; İngiliz- ABD ve İsrail tarafından kurulan ve desteklenen tarikat ve cemaatlerin, bunların liderleri şeyh, şıh, kutup, hocaefendi, gavs, bediüzzaman şu bu gibi din istismarcıları ve din tüccarlarının hiç birisi ne Atatürk’ü severler ne de onun kurduğu Türk Devletini severler.

Her birisinin hedefi aynıdır. Devletin temeline Dar’ül Harpçi denilen çeteler tarafından dinamit koyularak patlatılmak istenmektedir. Siyasal İslamcı dediğimiz CİASASAL İSLAMCILAR bölücü terör örgütleri başta PKK olmak üzere, el ele, kol, kola ittifak halinde devletin ve milletin tüm değerleriyle birlikte altını oymak peşindedirler!..

Sorarsan her birine, Atatürk din düşmanıymış da, hilafeti kaldırmış, yaptığı devrimlerle ve harf devrimiyle bir gecede insanlar cahil kalmış da, gökten indiği sanılan dogmalar demiş de… Say, say bitmez. Hiçbir iddiaları da gerçek bir temele ve haklılığa dayanmaz.

Abdurrahman Dilipak gibi bir çok İslamcı yazarların da açıkladığı ve ikrar ettiği üzere, AKP’nin İsrail ve ABD tarafından kurdurulmuş parti olduğu ve Türkiye’nin devşirilmesi ve görevi bu partiye verilmiş olduğu sabittir.

Yazarların ifşaatları, bu zamana kadar yapılan uygulamalar ve icraatlardan açıkça ortaya çıkmıştır. Yönetimin değiştirilmesinin önündeki tek engel Atatürk’ün fikirleri ve Cumhuriyeti olduğundan iftira kampanyasına maruz kalmıştır.

Rahmetli Erbakan, ‘’… AKP dindar bir parti değildir. Dindar kesimin oylarını almak için tiyatro oynuyor. Tek bir misyonları var, ülkeyi İsrail ve ABD için bölmek olduğunu kendi tedrisatından geçen talebelerinin niyet ve davranışlarından anlayarak açıklamıştır.

***

İslamcılık adı altında Türk düşmanlığı yapanlar soyu, nesebi, şeceresi net olmayanlarda bu durum en bariz özellik olarak karşımıza çıkıyor. Tabi ki herkes aynı soydan olmak zorunda değil.

Biz şuur altında yatan, aynı bir buzdağının görünmeyen devasa kısmı gibi bilinç altına atılmış histerik davranışların altında yatan sebeplerden bahsediyoruz.

Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Arap, Arnavut, Ermeni, Rum….şu, bu gibilerin çoğu, ‘’Osmanlı torunuyum’’ maskesi takınarak, düşmanlıklarını bu yolla ifşa etme gayreti içindedirler. Bunların içinde hızını alamayıp, ‘’Türk ırkı yoktur…’’ diyecek kadar basitleşen ve alçaklaşanları da gördük.

Osmanlı devleti tarihimizde gurur duyduğumuz, 3 kıta, 7 deniz 22 milyon km2 topraklar üzerinde devasa bir Türk imparatorluğudur.

Ama Osmanlı diye bir ırk yoktur. Sülale devletidir. Esasen Osmanlı bir imparatorluktur ama aynı zamanda bir Balkan devletidir. Kökleri Anadolu’da atılmış, gövdesi ve dalları daha çok Avrupa ve Balkanlarda kök salmıştır. Bu yüzden tarihe eşlik eden medeniyet eserlerimizin çoğu Balkanlar da kalmıştır.

Anadolu ise yıllar yılı, Osmanlı’nın arka bahçesi daha açık tabirle, çoğu zaman vergilerde ve askerlik zamanında akla gelmiş, hatta Anadolu’dan İstanbul’a göç dahi engellenmiştir. Türk’ün İstanbul’a bile girmesi çoğu zaman yasaklanmış, adeta sömürge ve üvey evlat muamelesine maruz kalmıştır.

Ne zaman ki Osmanlı, Balkan savaşları ile Balkanlardan atılmış, 500 yıllık egemenlik sürdüğü Evlad-ı Fatihan diyarları terkedilince Osmanlı yönünü ve pusulasını dahi şaşırmıştır.

Tarihin en büyük, binbir zulüm, mezalim, işkence soykırım ve katliamlarla Anadolu’ya 5 milyon’a yakın büyük bir göç hareketi başladığında, Osmanlı, Anadolu’yu hatırlamıştır!..

Türkü, Avrupa topraklarından atan emperyalist devletler, Anadolu topraklarında bile yaşama şansı vermek istemedikleri için tekrar gerisin geriye Orta Asya topraklarına Türk Milletini sürmek ve Anadolu’yu Türksüz bırakmak olan SEVR PROJESİNİ, Türk Milletinin büyük evladı Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları durdurmayı başarmıştır.

Türk Milleti, büyük liderleri sayesinde yok oldu, bitti denilen zamanlarda bile yeniden küllerinden doğmayı başarmış büyük bir millettir.

Bu yüzden tarihte, 17 imparatorluk, 144 devlet kurmuş, Ötüken’den, Adriyatik Denizine kadar, tarihe isim ve izlerini bırakmış en büyük liderler, Türk Milletinin bağrından çıkmıştır. Asalet Türk’ün mayasında ve kanında vardır.

Türk milleti tarihte; Çin’de, Hindistan’da, Afganistan, Pakistan, Kafkaslarda, İran’da, Mısır, Suriye, Rusya’nın çok büyük bölümünde ,tüm Ortadoğu Coğrafyasında, Balkanlar’da, Avrupa’da yani sonuç olarak, Çin Denizinden, Adriyatik’e kadar çoğu bölgelere , beş-altı- yedi asır hükümranlık sürmüş tarihte ikinci bir millet yoktur…

Türk soyunun yetiştirdiği, büyük liderlerden Atilla, Timur, Cengiz gibi hükümdarların ortak bir kanaatle, "Dünya bir lidere çok, iki lidere az..." dedirten hükümranlık ve yöneticilik anlayışları, dünya milletlerinin liderleri dahi böyle bir iddiada bulunma gücünü kendilerinde bulamamışlardır...

Mete Han, Oğuz Kağan, Atilla, Timur, Cengiz, Alparsan’dan, Fatih Sultan Mehmet, Yıldırım Bayezid , Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan’dan ve daha sayamadığımız nicelerinden, Türk’ün son başbuğu Atatürk’e kadar dünyanın en büyük liderlerini yetiştirmiş millrttir.

TÜRK SOYU karşısında ki, eziklik, kompleks ve allerjilerini, şu, bu zahiri sebepleri kendilerine kalkan yapanların, bu milletin evlatlarına ayrılık ve düşmanlık tohumu aşılamanın hiç kimseye bir yararı olmayacaktır…

Halbuki Türk Milleti aşağılanacak, nefret edilecek bir millet değil tam aksine tarihte hiçbir millete nasip olmayan fıtrati özelliklere sahiptir.

Türk milletiyle birlikte olmak, beraber olmak, aynı çatı altında yaşamak, hem güven altında olmak, hem de şanslı olmak demektir.

Türk milleti ırkçı bir millet olsaydı, yabancı tarihçilerinde üzerinde birleştikleri gibi, Orta Asya’dan, Viyana’ya kadar pek çok milletin adı, sanı, esamesi olmayacaktı…

Gerçekten İslam’ı siyaset dışı tutan, halis, samimi, dürüst mütedeyyin dediğimiz kardeşlerimiz soyu, atası ne olursa olsun başımızın tacıdır. Halkımızın da ekseriyeti böyle olduğu için, tenzih ederek saygı duyarız.

Biz ırkçı değiliz. Milletimizi seviyor ve gurur duyuyoruz. Karşı milletlere de saygı duyarız… Kur’an’da Allah’ın indirdiği hükümleri n de çok şükür idrakindeyiz.

Her milletin, her kavmin ayrı, ayrı yaratıldıklarını, Allah yanında en değerli, en üstün olanların, ondan en çok korkanların olduğunu El-Hücürat Suresi Ayet 13. yazılıdır… Yarattığı insanların dillerinin, renklerinin ayrı ayrı olması (Rum Suresi ayet 22. vd) Allah’ın tecelli sıfatından olduğu da Allah’ın kitabında yazılıdır… Bunları din istismarcıları da çok iyi bilmektedir..

Bazılarının hoşuna gitmese de, gerçekler ne ise onu yazmak durumundayız. ‘’TÜRKİYEDE’Kİ 72 TARİKATI DA BİZ KURDUK…’’ diyen İsrail’deki hahambaşının bu açıklamalarını nereye koyacağız?

‘’…Müslümanların her şeyini bozduk, yok ettik. Dini inançları, dine bağlılıkları ve insani duyguları da yok oldu. Onların milli ve manevi değerleri ne varsa yok ettik#

…14 asırlık dinlerini, itikatlarını ve ibadetlerini tartışılır hale getirdik. Bundan sonra siz misyonerlerin işi daha da kolaylaştı. Onlara maaş bağlayarak, vize vaat ederek, yurt dışına çıkma imkanı ve cinselliği kullanarak, Müslümanları Hristiyan yapın’’ ( Kaynak: Louis Massingnon, Su Dergisi,Yıl 1, sayı 3, Mayıs- Haziran 2005)

Empati kulağı ve gözüyle yaşanan hadiselere bakalım…Şimdi bu Masonun itiraflarının bir çoğu gerçekleşti mi, gerçekleşmedi mi? Yalan mı söylüyor bu adamlar?...

Yalansa, gerçek değilse biz de ispata davet ediyoruz…Maalesef günde sadece birkaç dakikasını okumaya ayırırken, televizyon izlemek için günde 6 saatini, internet başında ise 3- 4 saatini ayıran ve okuma alışkanlığında dünya sıralamasında 87- 88’inci sıralarda bulunan bir toplumu, tarikat ve cemaatler tarafından, emperyalist ve dış güçler tarafından, dini değerler kullanılarak yönetmek ve aldatmak hiç de zor değildir!...

İslam’dan yana olmak, dindar olmak suç mu, günah mı? Tabi ki bin defa hayır. İnancımız, imanımız, ibadetlerimiz Allah’la kul arasında.

Dindarız, ama dinci değiliz. Din ticareti yapmayız. İslam’ın değerlerine hem saygı duyar ve koruruz. Dini kullanarak, insanları aldatmak, din tüccarlığı yapmak kitabımızda yazmaz.

İslamcılık kisvesi altında, kendi etnik ırkçılıklarından dolayı, Türk düşmanlığı, Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı yapanların gerçek fikir ve niyetlerinin İslam Davası olmadığı, esasen gizli ve etnik ırkçı oldukları çok açıktır…

Hiç şüphesiz yaşanılan acı tecrübelerden sonra, Mustafa Kemal Atatürk daha Cumhuriyeti kurmadan, İslam’ı çok iyi tetkik etmiş, ruhuna vakıf olmuş ve gerçek tehlikenin bu tür yapılanmalardan kaynaklandığını görmüşyür.

100 yıl önce anladığından yeni bir devlet ve Cumhuriyeti kurarken tüm tedbirlerini almış olduğundan, din istismarcıların bu yüzden boy hedefi olmuştur…

Bu meyanda yazılanları ve yazanları küçümseyenler veya uzun yazı diye okumak istemeyenler, yarın başkalarının yazdıklarını okumak zorunda kalacaklarından haberleri olsun!.

Yazdıklarımızı belgeleyemezsek burada yazmayız herkes emin olsun. Ama birileri rahatsız olacak diye; ‘’bana ne, benden sonrası tufan, bana dokunmayan yılan bin yaşasın…’’ diyerek sütre gerisine çekilerek izlemek de karakterimize yakışmaz.

Topluma karışan nifak, ayrılık, Cumhuriyet düşmanlığı ve Türk düşmanlığı öyle birden bire olmadı. Yavaş, yavaş, alıştıra, alıştıra, alıştıra, senden benden görünerek, ve sindirerek, ince eleyip sık dokunarak, gerek okullarda, tarikat ve cemaat yapılanmalarında gençlerimiz ve halkımız hedef alındı.

Taa yüz yıl önceden, Ortaçağın bile gerisinde kalmış tarikatların yanı sıra, önceki adı ‘’Kürt Said, sonra Said’i Nursi’den Bidiüüzzaman ) başlattığı Nurculuk hareketi ve onun çömezleri FETÖ ve bir kısım bunların müritleri tarafından, İslam adı altında ki vaazlarla günbe gün uyuşturularak devam etti…

Yavaş, yavaş ve alıştırarak, Cumhuriyet ve Atatürk hedef tahtasına oturtulmuştur. Bu iş direk taarruz edilerek değil de, gizlice sinsice , haksızlıklara uğramış halkın ve haşa boynu bükük kalmış İslam’ın savunucu kahramanları gibi davranılarak roller çok iyi oynanmıştır.

Mazlum ve kahramanlık rolleri içinde başta, camiler, okullar, öğrenci yurtları, hatta bazı Kur’an Kursu yurtlarında düşmanlık tohumları her gün daha fazla aşılanmıştır.

Başta Fetö, Allah’ın kutsal mabetleri camilerde, bir elinde Kur’an, öbür elinden salya sümük ağlayarak, gözyaşlarını mendille silip, sümüklü mendilini cemaate koklatacak kadar, cemaatin ruhları teslim alındı bu ülkede…

Neymiş o? Türkiye İslam devleti, şeriat devleti değilmiş!.. Devletimizin kurucusu Atatürk’e ‘’ Deccal’’ diyecek kadar çukurlaşanlara karşı tabi ki diyeceklerimiz olacaktır.

İlahiyatçı Prof. Dr. HİLMİ DEMİR, ‘’Şeriat’’ tartışmaları için ne diyor.

‘’Şeriat gelsin, şeriat gelsin diyorsunuz da kimin Şeriatı?

Selefilerin şeriat gelse, Sufileri keser. Sufilerin Şeriatı gelse Selefileri keser.

İslamcıların Şeriatı gelse, hem Selefileri hem Sufileri keser. O ağzınızdan düşürmediğiniz Osmanlı’nın Şeriatı gelse hepinizi keser.

O yüzden oturun, oturduğunuz yerde, Devlete ayar vermeye kalkmayın…’’

Şairliğine büyük saygı duyduğumuz, üstat ve Sultanu’ş Şuara (Şairler sultanı) diye anılan ve gençlik yıllarımızı ideolü Necip Fazıl’a şu dedikleri yakışıyor mu? Okuyalım o zaman:

‘’Amerikan politikasını korumakla mükellefiz… Amerikan siyasetini tutmak biricik yol… Amerika’dan nazlı bir sevgili muamelesi görmek biricik dikkatimiz olmalı…’’ (Kaynak: Büyük Doğu Dergisi, Sayı 20/ 17.07.1959)

Kürtçü ve zaman gazetesinin eski yazarı fetöcü Akit yazarı denilen bir sahte tarihçi, Mustafa Armağan, aslen tarihçi de değildir. Utanmadan bakınız ne diyor.

‘’Yunanlılar kendileri çekip gitti. Biz de bunu zafer diye kutluyoruz…’’ ( Alıntı. Halktv.comtr/siyaset/Atatürk )

Bu sözlerin sahibi, aynı zamanda bir numaralı Atatürk ve Cumhuriyet’in değerlerine düşmandır. Bu kustuklarından sonra biz de ona asla saygı duymuyoruz.

2023’de seçimlere girerken Akp’li Şevki Yılmaz denilen adam bakın utanmadan neler söyleyebilmektedir.

‘’…Ülkenin geleceğini ipotek altına alacak her türlü harcamayı yapmalı. Hazinede ki 700 ton altını ve diğer varlıkları harcamalı ve seçimi kazanmalıyız. Kazanamazsak bile arkadan gelenler tufan yaşasın…’’

Gördünüz mü hızlı İslamcıyı?! Bu adama ve bu zihniyette düşünenlere bırakın beytül malı, hazineyi emanet etmeyi, bunlara bir kümesteki tavuklar bile emanet edilemez.

Yoksulluk- Yasaklar ve Yolsuzlukları bitireceğiz diye gelen İslamcılar hepsinde dünyada birinci sırayı aldılar. Hani İslam’ın din, ahlak, kul hakları nerede?!..

Hiç birisinin elinde gerçeğe dayalı ne bir belge, ne bir arşiv bulunur. Çoğu yediği kabı kirletmek için görevlendirilmiş sahte kahramanlığa soyunmuş zavallılardır.

Bir çoğunun hafızasında ise, hatta en aydın sayılanların hafızalarından ise yarım sayfalık bir ezberden ve iftiralardan öte bilgileri de yoktur. Tüm çabalara ,tarihi saptırmalara ve iftiralara rağmen Atatürk karşıtlığının kimseyi daha fazla dindar yapmaya yetmediği gerçeği de ortaya çıkmıştır.

Hassas olduğumuz bu konuları, önemsiz bulan kim ve kimler varsa, yoklukları ve varlıkları da bizim için önemsizdir.

Tarih milletlerin mücadele sahasıdır. Milletlerin hayatına da yön ve şekil veren o toplumun içinden çıkmış liderlerdir. Öyle liderler vardır ki; saman alevi gibi, mum ışığı gibi parlayıp, tarihin derinliklerinde kaybolup giderler.

Bazı liderler de vardır ki; milletlerin hayatına her gün doğan bir güneş gibidir. Bu tip liderler tarihte ender rastlanır ve sayıları çok azdır. Kendileri madden ölse bile, bıraktıkları iz, saçtıkları ışık, yüzyıllarca halkını yönetmeye devam eder. Bazı tip liderler, ‘’dünyayı ölüler yönetmeye devam eder…’’ felsefesinin hakikate dönüşmüş kimliğini temsil ederler…

Türk’ün adına, Göktürklerden 1.300 yıl sonra yeniden tarih sahnesine yazdıran, Türk Milleti ve Türk Devleti adıyla çıkaran, yeniden bize Türklük bilincini aşılayan, köklerimizle ve tarihimizle barıştıran ve buluşturan Atatürk gibi deha lidere nasip olmuştur.

Türklük aidiyetini içine sindirememiş, bu topraklarda doğmuş, büyümüş ama ayrık otu gibi yaşamış malum kişiler ve çevrelerin, bilinç altlarına bastırılan, haset, kıskançlık, öfke ve nefretlik duygularının kaynakları ve sebepleri bizce bilinmektedir…

Yok Atatürk, dinsizmiş de, dini kaldırmış da, hilafeti kaldırıp laikliği getirmiş de, ‘’ Gökten indiği sanılan dogmalar demiş de!..Bu ve buna benzer bahaneler işin zahiri tarafı.

Gerçek tarafı, gerçek niyetleri ise bambaşka. Atatürk gibi bir deha tam 100 yıl önceden din adına, şarlatanların uydurduklarını gerçek din olmadığı, halkı dincilik kisvesiyle ve kendi istikballeri yararına sömürdükleri, bu yağlı ekmeğin ellerinden alınması için bir takım düzenlemeler yaptığı ve doğrudan Türk Milliyetçisi olduğunu söylemesi bu çevreler tarafından hoş karşılanmadı.

Başta Kurtuluş Savaşını, Cumhuriyetin değerlerini ve onun kurucu liderini önemsizleştirmek için yoğun bir çaba var!...

Yazımızın hacmi biraz artsa da bunlara delilleriyle cevap vermeye çalışacağız. Şimdi asıl konumuza geçebiliriz.

ATATÜRK’ÜN DİNİ GÖRÜŞLERİ

Konuyu resmi kaynaklar , hatıralar , belgelerle ve onun din konusunda söyledikleri ve yaptıkları üzerinden incelemeye çalışalım.

Görelim bakalım kim dindar, kim kindar? Kim gerçek İslam’ı özümsemiş ve sindirmiş kim ve kimler ideolojileri uğruna, yüce dini , tarikat- kutup- cemaat, şeyh - şıh – gavs- hoca efendi, bediüzzaman gibileriyle din adamı veya din sınıfı adı altında kimler dinimizi istismar etmiştir.

Atatürk hem anne hem de baba tarafından, özellikle de anne tarafından Molla Sülalesindendir. Atatürk’ün yakın istihbarat subaylarından olan Yüzbaşı Cemal Bey, onun hafız olduğunu bizzat söylemiştir. Daha 5 yaşındayken gittiği Selanik’te 6 ay dini okula devam etmesinin sebebinin hafızlık sürecinin tamamlamak olduğu açıklanır. Sonra ki yıllarda yakın arkadaşlarından bir çok kişi kendisinin sık, sık Kuran’ı Kerim’i okurken gördüklerine şahit oldukları anlatılmaktadır…

Örneğin bunlardan Muhafız Alayı Komutanı İSMAİL HAKKI TEKÇE, ‘’…Kur’an okunmasından büyük haz duyardı. Fakat okuyan kişinin Kur’an’ın mana ve derinliğini mutlaka bilmesini isterdi. Bu yüzden Kur’an’ı Türkçe tercüme ettirmek istemişti…’’ (İsmail Hakkı Tekçe, benim Atam İman ve İnsanlık Abidesi, s. 143. Atatürk Din ve Laiklik BTTD Öz. Yay, 1968) Ayrıca Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Ahmet Hamdi Akseki’ye 1925’te ‘’Askere Din Kitabı’’ yazdırdığı bilinmektedir.

**Samsun Terme İmam Hatip Lisesinde aynı zamanda öğrencimiz de olan İlahiyatçı Prof. Dr. ABDURRAHMAN KASAPOĞLU, Atatürk’ün Kur’an Kültürü, s. 95 İlgi Kültür Sanat Yayınları, 10 baskı.2006 tarihli yazdığı eserde Kasapoğlu, FERİT TAN’IN, ‘’….Atatürk’ün masasında dikkatle Kur’an’ı Kerim okuduğunu gördüm…’’ dediğinden bahseder.

Oysa ki İslamiyet’te ne din adamı, ne din sınıfı ayrımı yoktur, dolayısıyla ruhbanlık da yoktur. Kendilerini halk üzerinde egemen sınıf olarak gördüklerinden ve dünyalık menfaatlerini korumak adına, din, İslam, Kur’an, hak, hukuk, adalet hiç birisinin çoğunun umurunda bile olmaz.

Kendilerinin dışındakilerinin dinsiz, imansız, cehennemlik olduğunu, kurtuluşun yalnız kendi gemilerine binmekle elde edileceğini iddia ederler. Milleti, bölmek, parçalamak bu tür din bezirganlarının sermayesidir.

Maalesef gelinen noktada İslamcı zümre giderek, kendileri dışında hiç kimseye nefes alma ve yaşama hakkı tanımayan silahsız bir IŞID zümresine dönüşme görüntüsü vermeye başlamıştır.

IŞID’IN kafa kesmesi yerine, kendi düşüncesinden olmayanları ya da eleştirel espri yapanlara dahi tahammülsüzlük had safhaya varmıştır. İslam’ın hoş görüsünün harfi bile kalmamıştır. Kendi dışında kalanların uğradıkları haksızlık, adaletsizlik, mezalim, zulüm umurlarında bile olmayacak hale gelinmiştir…

Şimdi şundan da bahsedelim: Atatürk’ün hep yanında olan NURİ ULUSU’ya kulak verelim:

‘’…Hafız Yaşar vardı. Atatürk onu çok sever ve çok beğenirdi. Bazı zamanlar, ‘Hafızı çağırın’’ derdi. Hemen emri yerine getirirdik. Ya sofrada ya da salonda, Hafız Yaşar’ın makamı ile okuduğu, Kur’an’ı Kerim’in surelerini huşu ile dinlediğine ve gözlerinden yaş akıttığını ve bu göz yaşlarını ceketinin sol üst kısmındaki mendil cebinde her zaman bulundurduğunu, beyaz keten mendille sildiğine yakınen şahit olmuşumdur…’’ ( Atatürk’ün Yanı Başında, Çankaya Köşkünün Kütüphanecisi Nuri Ulusu’nun Hatıraları, Doğan Kitap, s. 184. 3. Baskı .2008)

Yıllardır Cumhuriyetle inşa edilen saf, temiz, halis Anadolu Müslümanlığı hızla kirletilerek Işıd Müslümanlığına dönüşmektedir….

Atatürk bu tehlikeyi 100 yıl önce görmüş olduğundan; din gibi temiz duyguların vicdanlarda yaşatılarak, dinin insanlar üzerinde ve bilhassa rejim aracılığıyla baskıya dönüşmemesi için söylediği sözler ve fikirler bugün art niyetli din tüccarları tarafından bu büyük insan iftiralarla DİN DÜŞMANI olarak gösterilmeye çalışılmaktadır…

Esasen bu istismarcılardan her devirde olmuştur. Her yerde de bulunmaktadır. Yüce kavramlar hızla talan edilerek hatta çok yerlerde kurumsallaşmışlardır. Bir kısmı, tarikat, cemaat, bir kısmı mezhepçilik adına işlerini yürütmektedirler.

××××

Dünyada tarihinde hakkında en çok kitap yazılan lider Atatürk olmuştur. Konuya ilişkin kaynak sıkıntısı yoktur. İsteyen ve araştıranlar Atatürk’ün Nutuk ve Atatürk’ün SDV Cilt setinde, Türk Tarih Kurumu’nun konuya ilişkin kitaplarında ve çok sayıda ki araştırmacı yazarların eserlerinden faydalanabilirler.

Biz de öyle yaptık. Özetler halinde 4. Baskı Tarihi Gerçekler Işığında Belgelerle Yusuf Koç- Ali Koç’un , Ankara 2005 basımlı eserleri, Tarihçi Yazar Sinan Meydan’ın konuya ilişkin eseleri, Lord Kınross’ın Atatürk Bir Milletin Yeniden Doğuşu Eseri, H. C Armstrong BOZKURT adlı eseri, Prof. Dr. Suna Kili’nin Atatürk Devrimi eseri, Kazım Yurdakul’un Asil Kan isimli eseri gibi kaynak kitaplar faydalandığımız baş ucu kaynaklarımız olmuştur…

Atatürk konusunda en fazla yalan, iftira, fitnenin, bilinçli ya da bilinçsiz din konusunda olduğunu görüyoruz. Çünkü din konusu Türk toplumun yumuşak karnıdır.

Onun savaş meydanlarındaki askeri dehasına, olağanüstü zeki ve üstün karakterli oluşuna söz edemeyenlerin sömürecekleri ve cahil insanlarımızı aldatacakları tek konu olarak DİN KONUSU kalmıştır.

O sadece İslam Dinini değil, tüm dinleri incelemiştir. İslam’ın insanlardan ne istediğinin ayrıntılarına kadar derin bilgi sahibi olmuş, dinin gerçek anlamını algılamada çağın düşünürlerinin bile üstünde olduğu, onun din konusuna ait yazdığımız bir kısım sözlerinden de anlaşılmaktadır…

Nitekim bir Alman düşünürü yazar KURT ZİEMKE’NİN sözlerine kulak verelim:

‘’İngilizler, tüm yaptıklarına rağmen Mustafa Kemal’i durdurmayı başaramamışlardır. Şu an bunun en iyi yolu, onun DİN DÜŞMANI ve Kürt düşmanı olduğuna dair iddiaları ortay atıp, bunları sürekli güçlendirmektir…’’

İngilizlerin yaydığı fitne ve iftira kampanyası bilhassa 1930 yıllarından sonra yaygınlaşmaya başlamıştır.

‘’…Atatürk 1930 yılından sonra dine biraz mesafeli olmuş da, ya da 1930’dan sonra Ateist olmuş, veya aslında o ateistmiş de 1923 yılına kadar milleti aldatmış, takiyye yapmış…’’ gibi, Atatürk’ün gerçek şahsiyet ve karakteri ile asla bağdaşmayan yalan ve iftiralarla maalesef Türk toplumunun bir kesimine inandırmayı başarmışlardır.

Oysa ki, Atatürk hiçbir konuda milletine ne yalan söylemiş, ne de aldatmıştır. Olduğu gibi görünmüştür. O günkü toplumun bulunduğu şartlar ve dünya konjöktürel şarlar içinde ki olgunlaşmayı ve sırayı bekleyerek devrimlerini gerçekleştirmiştir.

Düşünmek lazım ki, gerek Kurtuluş savaşı yapılırken, gerekse 1923’e kadar ve sonrasında Atatürk gibi bir dahi kime yapacak takiyye yi?

Milletine mi yapacak veya o zamanlarda televizyon mu vardı ki, her akşam kendisini seyrettirecek. O zaman geriye ne kalıyor? Yapsa, yapsa meclisteki mebuslara mı (millet vekilleri)ne mi şov yapacak, aldatacak veya içi başka, dışı başka söylemlerde bulunmaya ihtiyacı mı var. Zaten meclisteki her milletvekilinin, kökenlerine, yaşam tarzlarına kadar en ince teferruatları bilmiyor muydu?

Yahut şöyle düşünelim. Atatürk’e dinsiz ve diktatör benzetmesini yapan beyni gelişmemişlere sormak lazım; hangi diktatör, halife veya padişah olabilecekken, Cumhuriyeti kurar?...

Şimdi malum çevrelerce DİN DÜŞMANI olduğu iddia edilen Atatürk’ün dini araştırmalarına, dinimiz ve Peygamber Efendimiz konusundaki çeşitli konuşmalarının sadece bir kısmına ve sözlerine kulak verelim:

-----İKİNCİ BÖLÜM-----

ATATÜRK’ÜN İSLAM DİNİ VE PEYGAMBERİMİZ HAKKINDAKİ SÖZ, DÜŞÜNCE VE KONUŞMALARI

*** ‘’…Hutbe demek halka seslenmek, yani söz söylemek demektir. Hutbenin anlamı budur. Hutbe denildiği zaman bundan bir takım kavram ve anlamlar çıkarılmamalıdır.

Halkı genel durumdan haberdar etmek son derece önemlidir. Çünkü her şey, açık söylendiği zaman halkın beyni çalışma halinde bulunacak, iyi şeyler yapacak ve milletin zararına olan şeyleri reddederek şunun, bunun veya arkasından gitmeyecektir.

Hutbelerin halkın anlamayacağı bir dilde olması ve onların da bugünkü gerek ihtiyaçlarına değinmemesi, halife ve padişah adını taşıyan zorbaların arkasından köle gibi gitmeye zorlamak içindi. Hutbeden amaç; halkın aydınlanması ve doğru yolun gösterilmesidir, başka bir şey değildir.

Yüz, iki yüz, hatta bin yıl evvelki hutbeleri okumak, insanları bilgisizlik ve dalgınlık içinde bırakmak demektir. Hutbe okuyanların her halde halkın kullandığı dille görüşmesi gereklidir. Geçen yıl, Millet Meclisinde söylediğim bir söylevde demiştim ki; ‘ Minbere, halkın beyinleri, vicdanları için bir v erim kaynağı, bir ışık kaynağı olmuştur’

Böyle olabilmek için, minberlerden yansıyacak sözlerin bilinmesi ve anlaşılması, teknik ve bilim gerçeklerine uygun olması gerekir.

Hutbe okuyanların siyasi durumu,, toplumsal ve uygar durumu her gün izlemeleri zorunludur. Bunlar bilinmediği taktirde halka yanlış öğretilmiş olur. Bu nedenle hutbeler tamamen Türkçe ve zamanın gereklerine uygun olmalıdır ve olacaktır.’’ ( Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II.s, 95-96 Türk İnkilap Tarihi Enstitüsü Yayınları, 1959)

** ‘’Kur’an’ın çevrilmesini emrettim. Bu da ilk defa olarak Türkçeye çevriliyor Hz. Muhammed’in yaşamına ait bir kitabın çevrilmesi için de emir verdim.’’ (Söylev ve Demeçler I. S. 225, Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları, 1961)

Atatürk’ün konuya ilişkin söylev ve konuşmalarına devam edelim:

**‘’ HZ. Muhammed (SAV), Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor, Benim, senin, adın silinir. Fakat; sonsuza kadar O , ölümsüzdür.’’ (Ali Rıza Ünal, Atatürk Hakkında Anılarım. Türkiye Harp Mamulü Gaziler Dergisi. S, 158,s.23, 1969 basım)

** Ankara’da ilk defa Basın Kongresi toplanmıştı. İstanbul gazetelerinin sahip ve başyazarları da toplantıya çağırılmıştı. Kongrede çok yararlı kararlar alındı. Çankaya köşkü gezildi. O zaman ki İçişleri Bakanı Şükrü kaya idi. Onun ağzından dinleyelim. ‘’..Atatürk’ün çalışma odası ve hemen yanındaki yatak odasını gazetecilerle birlikte geziyorduk. Sade şekilde döşenmiş, karyolanın hemen yanı başında üzerinde kara kaplı bir kitap duruyordu.

Atatürk’ün yatak odasının başı ucunda duran kitabı ne olduğunu merak ederek açıp çevirdim. Bir de ne göreyim ‘’DEDE KORKUT’’ idi. Bu eser, Oğuz Türk’lerinin yaşayışlarını anlatan, Türk Ulusu’nun sönmez bir destanı, Türk Ulusu’nun sönmez bir ateşidir.

İşte Atatürk yatağının baş ucunda bir meşale gibi ulusal bilinç ışığını veren bu kitabı bulundurmuştur. Atatürk’ün ÜLKÜCÜLÜK RUHUNU BESLEYEN atalarımızdan kalan bu ve benzeri eserler olmuştur…’’ (N.A Banoğlu Sizin Gazete, s11. Milli Eğitim Basımevi, 1971, İstanbul)

**’’Türk Kur’an’ın arkasından koşuyor, fakat onun ne dediğini anlayamıyor. İçinde neler var bilmiyor ve bilmeden ibadet ediyor. Benim maksadım arkasından koştuğu kitapta neler olduğunu Türk anlasın..’’ (Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi.s.41, Atatürk Düşüncesinde Din ve Laiklik S. 131)

ÇANAKKALE SAVAŞINI KAZANDIRAN KUR’AN’I KERİM RUHU

** ‘’ Biz ferdi kahramanlık sahneleriyle meşgul olmuyoruz. Yalnız size Bombasırtı vakasını anlatmadan geçemeyeceğim. Karşı siperler arasında mesafeniz sekiz metre, yani ölüm muhakkak, muhakkak…

Birinci siperdekiler hiçbiri kurtulamamacasına tümüyle düşüyor. İkinci siperdekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar imrenilecek bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz?

Öleni görüyor, üç dakikaya öleceğini biliyor. Hiç ufak bir bezginlik bile göstermiyor, sarsılmak yok!. Okumak bilenler ellerinde Kur’an’ı Kerim cennete gitmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime’i şahadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren hayrete ve tebrike değer bir misaldir.

Emin olmalısın ki Çanakkale muharebesini kazandıran, bu yüksek ruhtur. ‘’(1918, Ruşen Eşref Ünaydın, Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat. 1930. S. 47-48, 1943 Ankara Türk Tarih Kurumu.s.28..)

** ‘’….Ey Millet, Allah birdir. Şanı büyüktür. Allah’ın esenliği sevgisi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamber Efendimiz hazretleri, Cenabı Hak tarafından insanlara dini gerçekleri duymaya memur ve elçi seçilmiştir.

Temel kanunu hepimizce bilinmektedir ki, yüce Kur’an’daki manası açık olan ayetlerdir. İnsanlara FEYZ RUHU VERMİŞ OLAN DİNİMİZ SON DİNDİR. En mükemmel dindir.

Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa, gerçeğe uymamış olsaydı, bununla diğer ilahi tabiat kanunları arasında çelişki olması gerekirdi. Çünkü tüm evren kanunlarını yapan Cenabı Haktır….’’ (Atatürk’ün SDV. Cilt II.s.98)

**‘’ Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi fakat, uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş.

Aksine olarak bir çok yabancı unsur, tefsirler, hurafeler binayı daha fazla hırpalamış. Bu gün, bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar da derinleşecek ve sağlam temeller üstünde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır.

Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kaste ve fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere asla fırsat vermeyeceğiz. (Asaf İlbay Anlatıyor, Yakınlardan Hatıralar. S. 102.103)

**1930 yılında, İslam düşmanı bir şarkiyatçı yazarın Hz. Muhammet hakkında yazmış olduğu bir kitabı tercüme eden bir yazar eserini Atatürk’e taktim eder. Atatürk kitabı inceledikten sonra tarihçi Prof. Dr. Şemsettin Günaltay’ı çağırtır ve kitap hakkında fikirlerini sorar. Günaltay’ın cevabı:

- Ele alınacak bir şey değil, bir facia olur, Paşam.

Atatürk Günaltay’ın sözünü bitirmesini beklemeden yerinden fırlar ve yanında bulunan Başvekil İsmet Paşa’ya dönerek:

- Bu PAÇAVRAYI TOPLATIN. Ve tercümeyi yapanı da devlet hizmetinde kullanmamak üzere hükümet kapısından derhal uzaklaştırın der. ( Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi. S. 35, Atatürk Düşüncesinde Din ve Laiklik, s. 127)

**‘’Hz. Muhammed’i bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar, onun yüksek şahsiyetini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır… Cezbeye tutulmuş ( bir inanışın ya da bir duygunun verdiği coşkuyla kendini yitirme, kendinden geçme) bir derviş, Uhud muharebesinde en büyük bir komutanın yapabileceği bir planı nasıl düşünür ve tatbik edebilir?

Tarih hakikatleri tahrif eden bir sanat değil, belirten bir ilim olmalıdır. Bu küçük harpte bile askeri dehası kadar siyasi görüşü ile de yükselen bir insanı, cezbeli bir derviş gibi tasvire yeltenen cahil serseriler, bizim tarih çalışmamıza katılamazlar.’’ (Kemal Arıburun, Atatürk’ten hatıralar, 1930 Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi, Cilt 9, sayı 100, s.3. 1945)

** ‘’ Dinle hilafeti birbirinden ayırt etmek lazımdır. Birincisi ne kadar faydalı ise ikincisi o kadar lüzumsuz bir hal almıştır. Hilafeti kaldırdığımız günden bu güne kadar kimsenin buna sahip çıkmaması, Müslüman dünyasının Halifesiz de yürüyeceğine ve yürümekte olduğuna en güzel misal değil midir?’’ ( 1932 Kılıç Ali, Atatürk’ün hususiyetleri, s. 117)

* *‘’ Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur. Yalnız şurası var k, din, Allah ile Kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir.

DİNDEN MADDİ MENFAAT TEMİN EDENLER İĞRENÇ KİMSELERDİR. İŞTE BİZ BU VAZİYETE MUHALİFİZ VE BUNA MÜSAADE ETNİYORUZ. BU GİBİ DİN TİCARETİ YAPAN İNSANLAR SAF VE TEMİZ HALKIMIZI ALDATMIŞLARDIR. BİZİM VE SİZLERİN ASIL MÜCADELE EDECEĞİMİZ VE ETTİĞİMİZ BU KİMSELERDİR. ( 1930 Kılıç Ali, Atatürk’ün hususiyetleri, s. 116)

**‘’ Arkadaşlar, Cenabı Peygamber çalışmasında iki yere, iki eve sahip bulunuyordu. Biri kendi evi diğeri Allah’ın evi idi. Millet işlerini Allah’ın evinde yapardı. Hz. Peygamberin mübarek yolunda bulunduğumuz bu dakikada milletimize, milletimizin bu gününe ve geleceğine ait hususları görüşmek maksadıyla bu kutsal yerde Allah’ın huzurunda bulunuyoruz.

Beni buna eriştiren Balıkesir’in dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu fırsat ile büyük bir sevap kazanacağımı ümit ediyorum. Efendiler camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp, kalkmak için yapılmamıştır.

Camiler itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmasını gerekli olduğunu düşünmek için yani konuşup tartışmak, danışmak için yapılmıştır….’’ ( Atatürk’ün SDV, cilt II, s.90)

‘’ En son olarak niyaz ederim ki, Cenab’ı Vahibül Amal Hazretleri, Habib’i ekrem hürmetine, necip milletimizi muvaffak buyursun. Aminnn.’’ Hacı Bayram türbesinde edilen dualardan sonra Büyük Millet Meclisinin açılışında yine dualar edilir….

Onun Kocatepe’deki halini anlatan yaveri (yardımcısı) Muzaffer Kılıç şöyle der:

** ‘’ 28 Ağustosta Kocatepe de bizim topçu ateşimiz başladığı zaman, Mustafa Kemal; ‘YARABBİ SEN TÜRK ORDUSUNU MUZAFFER ET… TÜRKLÜĞÜN, MÜSLÜMANLIĞIN, DÜŞMAN AYAKLARI ALTINDA, ESARET ZİNCİRİNDE KALMASINA MÜSAADE ETME… ‘ dedi. O anda gözlerinden birkaç damla yaşın süzüldüğünü gördüm.’’ der.

**‘’Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz… Görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir. Onlar her türlü hareketi dinle karıştırırlar.

Halbuki, Elhamdülillah hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız. Artık bizim dinin icabatını öğrenmek için şundan, bundan derse ve akıl hocalığına ihtiyacımız yoktur. Analarımızın, babalarımızın kucaklarında verdikleri dersler bile bize dinimizin esaslarını anlatmaya kafidirler….

Bilhassa bizim dinimiz için herkesin elinde bir miyar (ölçü) vardır. Bu miyar ile hangi şeyin bu dine muvafık olup olmadığını kolayca taktir edebilirsiniz.

Hangi şey ki akla, mantığa, menfaati ammeye ( Kamu menfaatine) muvafıktır, biliniz ki o bizim dinimize de muvafıktır (uygundur) Bir şey akıl ve mantığa, milletin menfaatine, İslam’ın menfaatine muvafıksa kimseye sormayın.

O şey dinidir. Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın tetabuk ettiği ( birbirine uygun olduğu) bir din olmasa idi ekmel ( mükemmellik- kusursuzluk) olmazdı, ahir din olamazdı… ( Geniş bilgi, Atatürk’ün SDV, cilt II, s.131)

Münir Hayri Egeli’nin hatıralarında anlattığına göre Atatürk’ün huzurunda bulunanlardan birinin, ‘’ Türklerin milli dininin ŞAMANLIK OLDUĞUNU’’ söylemesi üzerine Atatürk’ün verdiği cevap:

**‘’ Ahmak! Müslümanlık da Türk’ün milli dinidir. Müslümanlığı Türkler yaymışlar ve Türkler kendilerine göre en geniş manasıyla anlamışlar ve benimsemişlerdir…’’ demiştir. (Münir Hayri Egeli, Bilinmeyen yönleriyle Atatürk)

**Allah’ın emri çok çalışmaktır. İtiraf ederim ki, düşmanlarımız çok çalışıyor. Biz de onlardan ziyada çalışmaya mecburuz.

Çalışmak demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın icaplarına göre ilim ve fen her türlü medeniyet buluşlarından azami derecede istifade etmek zaruridir. Hepimiz itirafa mecburuz ki, bu husustaki hatalarımız çok büyüktür.(1923 Atatürk’ün S.D.V. Cilt: II, s. 92)

** ‘’ Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla alakası olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler zamanın yeniliklerine uymayı KAFİR OLMAK sayıyorlar. Asıl küfür onların bu zannıdır.

Bu yanlış yorumu yapanların amacı Müslümanların kafirlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın. Hoca olmak sarıkla değil, beyinledir…’’ (1923 S.D.V, Cilt II.s.108)

**‘’ Bizim dinimiz en makul ve en tabi bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabi olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır.

Bizim dinimiz ise bunlara tamamen uygundur.

Müslümanların toplumsal hayatında hiç kimsenin özel bir sınıf halinde mevcudiyetini muhafazaya hakkı yoktur. Kendilerinde böyle bir hakkı görenler dini emirlere uygun harekette bulunmuş olmazlar. Bizde ruhbanlık yoktur. Hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz. Her fert dinini, din duygusunu, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da mekteptir. ‘’(1923 S.D.V. Cilt II, s. 90)

** ‘’ Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, b unda öyle inanıyorum. Şuura aykırı ilerlemeye mani hiçbir şey ihtiva etmiyor.

Halbuki Türkiye’ye bağımsızlığını veren bu milletin içinde daha karışık, suni, batıl inançlardan ibaret bir din daha var. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Onlar ışığa yaklaşamazlarsa, kendilerini yitirmiş ve mahkum etmişler demektir. Onları kurtaracağız.’’ (1923. Atatürk’ün S.D.V. Cilt III, s.70)

**‘’Hz. Muhammed, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir fakat, sonsuza kadar o ölümsüzdür. (Atatürk Düşüncesinde Din ve Laiklik, s.127. Cilt ı. S.455)

……..

……..

***

Buraya kadar ki yazdıklarımızdan anlaşılmaktadır ki, Atatürk İslam dinini çok iyi inceleyip, araştırmış ve gerçek dinin özüne vakıf olmuştur.

O hurafeye, din adına simsarlık yapan ruhban görünümündeki aracılara, din yobazlarına, dinin özünden ve kaynağından anlaşılmasına karşı çıkanlara en baştan kendisi karşı çıkmıştır.

Okundukça ve araştırıldıkça, Atatürk’ün dinimizi, en iyi algılamış ve dinin değerlerini özümsemiş bir düşünür olarak karşımıza çıkmaktadır. İslam’ın tabi ki reforma ihtiyacı yoktur, ama din üzerinden kendi menfaatlerini devam ettirmek isteyen ve İslam’ın gerçeklerini gizleyenlerin ve dinin hurafeleştirilip yozlaştırılmasına şiddetle karşı çıkmıştır.

Araştırılmadan, düşünülmeden, örf veya kültür yolu ile gelmiş ve zaman içinde kalıplaşmış ezberlerin bozulması şarttır. Gerçek din haksızlıklara karşı direnme ve mücadele gücü verir.

Halbuki 100 yıl öncesini bırakın günümüzde ise adaletsizlik, haksızlık , hukuksuzluk ve her türlü yolsuzluklara karşı, sanki Allah’ın isteğiymiş gibi ve ucuz bir ‘’KADERCİLİK’’ anlayışıyla direnme gücü yok edilmek istenmektedir.

İslam tarihine baktığımızda, Hz Ömer, Hz Ali, oğlu Hz Hüseyin, büyük sahabelerden Ebu Zer’in zulümlere karşı verdiği mücadele hemen hemen yok olmuş gibidir…

Dinimiz eğer doğru bir akıl ve ruhla anlaşılıp, ahlakla yaşandığı taktirde tüm insanlara mutluluk verir, doğru yolu göstermiş olur. Fakat dini değerlerin içine siyaset karıştırıldığında ise o din insanlara mutluluk vermekten uzaklaşır. Din her alanda, her konuda referans yapılarak, Allah’ın kullanılmasını emrettiği akıl devre dışı bırakılırsa, din yozlaştırılmış olur.

Allah adına kendi heveslerini din haline getirenler, Allah’ın yanına yedek tanrıları koyanlar, ekleme, çıkartma, abartma yoluyla, dini değerlerimizi yozlaştırmışlardır.

Allah’ın emirleri dışında din adına ne bir ilave yapılabilir ne de dinin gerçeklerini yok sayarak eksiltme yapılamaz. Maalesef din adına aracı olan her türlü tarikat ve cemaat yapılanmaları ve bunların başlarındaki, şeyh, şıh, gavs, kutup, şu bu gibi kişiler ve emirlerindeki müritler zaman içinde dindarlaştıklarını zannederek dincileşen, kendi fetvalarıyla sapıklaşan, siyasallaştıkça alçaldıkları görülen bir gerçektir.

Harun yolundan gitmeye talip olduk diyenler dincileştikçe, dinsizleşerek, zenginleşip, ‘’Karunlaştıkça’’ Firavunlaşma yolunda müritleşmeye başladıkları yaşanan sabit ve gerçek hale geldi!... 21.10.2025/ Ümraniye / AV.Faruk Ülker

Devam edecek

Not. Üçüncü bölümde ise en çok istismara konu olan Atatürk’ün Gökten İndiği sanılan Kitapların Dogmaları ve 1937 ^’de ki Meclis konuşmasına dayanarak incelemeye çalışacağız.

  • YORUMLAR
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • Anayasa'nın 66.Maddesinde İfadesini Bulan Milli Kimlik Tanımı, Etnik Ayrıştırmadan Uzak Hukuki Bir Tanımdır - 08 Aralık 2025
  • Tarih Sahte Ve Çakma Milliyetçileri Affetmeyecek... - 30 Kasım 2025
  • Dini Kullananlar Dine Zarar Vermektedir - 04 Kasım 2025
  • ATATÜRK'ÜN DİN ANLAYIŞI (3) - 29 Ekim 2025
  • Yeter ki Sabır Taşmasın... - 20 Eylül 2025
  • Türk Toplumunda Ki Sosyal Çürüme Derinleşiyor - 17 Ağustos 2025
  • Sayın Özgür Özel, Seçmenlerinin Ve Milletin Umudunu Tüketme!.. - 01 Ağustos 2025
  • Adaleti Geçtik De, Hukuk Bunun Neresinde? - 26 Temmuz 2025
  • Siyonizm Nedir Ve Siyonizmin Tarihçesi - 23 Haziran 2025
  • Ümit Özdağ Hocanın Tutukluluğu... - 11 Haziran 2025
  • Eyy Özgür Efendi, Kendine Gel, Kendine!.. - 05 Haziran 2025
  • Yeni Anayasa İle Üniter Devlet Yapımıza Tuzak Mı Hazırlanıyor?! - 29 Mayıs 2025
  • 1921 Anayasası Neden İstismar Ediliyor? - 19 Mayıs 2025
  • Şartsız, Amasız, Fakatsız Silah Bıraktırılmalıdır... - 11 Mayıs 2025
  • 3 Mayıs Türkçüler Günü Kutlu Olsun - 04 Mayıs 2025
  • İklim Anlaşması Ve İklim Kanunu Nedir. Tasarı İçindeki Tuzak Maddeler !... - 19 Nisan 2025
  • Türk Devletler Teşkilatı - 08 Nisan 2025
  • Hayırlı Cumalar Demekle, Cumalar Hayırlı Olmuyor... - 29 Mart 2025
  • Türk Devletine Vatandaşlık Bağı İle Bağlı Olan Herkes Türk'tür. - 12 Mart 2025
  • Ademi Merkeziyetçilik Nedir. - 01 Mart 2025
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 9
ilan.gov.tr
Gazete arşivi için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
Köşe Yazarları
Av.Alev SEZEN M.A. Adli Bilimler Uzmanı
Av.Alev SEZEN M.A. Adli Bilimler Uzmanı
Ahlak Toplumsal Suç Oranlarını Nasıl Etkiler?
Sayın Yusuf Tekin, Hatıran Yeter!
Kadriye Demirel (AES Antalya il Temsilcisi , Eğitim koçu)
Sayın Yusuf Tekin, Hatıran Yeter!
Aziz Dolu Atabey
Aziz Dolu Atabey
Girit; pahalıya alınıp bedavaya verilen ada
Yaşar YENİÇERİOĞLU UAEF Başk
Yaşar YENİÇERİOĞLU UAEF Başk
Al Mitolojisi-1
Remzi ÖZMEN TES İst 8 Nolu Şb. Bşk, Kamu-Sen İst eski Bşk
Remzi ÖZMEN TES İst 8 Nolu Şb. Bşk, Kamu-Sen İst eski Bşk
Öğretmen Ataması Yetersizdir
Reyhan Yıldız Eğitimci Yazar
Reyhan Yıldız Eğitimci Yazar
Ruhumuzu Kilitleyen Pranga: Mobbing
Cahit Akdoğan Giresun Valiliği Esk.Halkla İliş. Md
Cahit Akdoğan Giresun Valiliği Esk.Halkla İliş. Md
Fıkra Gibi İhale...
Aşk
Namık Özer ERDOĞAN Atatürk Eğ.En.Eski Md.
Aşk
Serdar Gündüz Şb. Müd. Liyakat-Sen Genel Seketeri
Serdar Gündüz Şb. Müd. Liyakat-Sen Genel Seketeri
Bir Namuslu Yeter
Kahramanmaraş Olayları ve Olayları Hazırlayan Süreçler Gerçeği (2)
Mehmet ARSLAN Eğitim Yönetimi Ve Planlama uzmanı
Kahramanmaraş Olayları ve Olayları Hazırlayan Süreçler Gerçeği (2)
Avrupa Turundan,Gondollar Şehri Venedik
Canan ÖZDEMİR Uzman Sosyolog
Avrupa Turundan,Gondollar Şehri Venedik
İmralı Görüşmesinin Düşündürdükleri
Misafir Yazılar
İmralı Görüşmesinin Düşündürdükleri
Türk Devleti Mağlup mu Oldu?
Orhan KILIÇOĞLU
Türk Devleti Mağlup mu Oldu?
Anayasa'nın 66.Maddesinde İfadesini Bulan Milli Kimlik Tanımı, Etnik Ayrıştırmadan Uzak Hukuki Bir Tanımdır
Av.Faruk Ülker Ümraniye Türk Ocağı Eski Bşk
Anayasa'nın 66.Maddesinde İfadesini Bulan Milli Kimlik Tanımı, Etnik Ayrıştırmadan Uzak Hukuki Bir Tanımdır
Türk Kadını ve Atatürk
Ali Kemal Gül
Türk Kadını ve Atatürk
Cumhuriyet'imizin 102. Yılı Kutlu Olsun
Türk Ocakları'ndan
Cumhuriyet'imizin 102. Yılı Kutlu Olsun
Ülküdaşım ve Beyim Önder Güven
Şerife Güven
Ülküdaşım ve Beyim Önder Güven
Ben Deyim, Siz Anlayın!...
Köksal Cengiz
Ben Deyim, Siz Anlayın!...
Kurtuluş Savaşımızda Rus Yardımı Hakkında
Şevket Sezer
Kurtuluş Savaşımızda Rus Yardımı Hakkında
Çok Okunan Haberler
Pes artık! Üniversitede kadro benim için hazırlandı, ilan sadece prosedür!
Pes artık! Üniversitede kadro benim için hazırlandı, ilan sadece...
Zorbalık yapılan öğretmenin asil hareketi
Zorbalık yapılan öğretmenin asil hareketi
Kamu Yönetiminde Adalet ve İş Barışı İçin: MEB Şefleri ve MEB Şube Müdürleri Görmezden Gelinemez
Kamu Yönetiminde Adalet ve İş Barışı İçin: MEB Şefleri ve MEB...
Ana Sayfa
GÜNDEM
KAMU
SENDİKA
DÜNYA
EKONOMİ
SİYASET
HUKUK
TÜRK DÜNYASI
EĞİTİM
MEMURLAR
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Video Galeri
Biyografiler
Üye Paneli
Günün Haberleri
Arşiv
Gazete Arşivi
Anketler
Gazete Manşetleri
  • EKONOMİ
  • HUKUK
  • KAMU
  • MEMURLAR
  • SENDİKA
  • TÜRK DÜNYASI
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Biyografiler
  • Üye Paneli
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Gazete Arşivi
  • Anketler
  • Gazete Manşetleri
sanalbasin.com üyesidir

  • Rss
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri

Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.

Yazılım: Tumeva Bilişim