‘’Bir kavim kendini bozmadıkça, Allah onları bozmaz.’’ (Rad Suresi 13/11)
Konuya buradan başlarsak, bir toplum sahip olduğu yüksek manevi değerlerini korursa, Allah Teala da o toplumu, bozulmaya, çözülmeye, çöküşe kısaca çürümeye götüren, her türlü nifak ve şerlerden koruyacağına inanıyoruz.
Bu noktada acaba toplumu yöneten idareciler doğru ve dürüst olunca mı toplum sağlıklı, huzurlu ve güvenli olur? Yoksa yönetilen halk iyi ve dürüst olunca mı yöneticiler daha adil, adaletli, ehliyetli ve liyakatlı olur?
Sorunun cevabı iç içedir. Tek başına birinin iyi olması yeterli olmaz. Her ikisi de birbirini olumlu ve olumsuz etkileyecektir. Buna bağlı olarak, sebep- sonuç ilişkisi içinde baskın karakter, pasif karakteri kısmen de olsa etkileyecek gücü elinde tutacaktır.
Dememiz şu ki; toplumlar layık oldukları yönetim tarzıyla yönetilirler. Zira yöneticiler halkın içinden çıkarlar. Her çağda yöneticilerin görevi, ahlak kurallarını gözetmek, haksızlığa, kayırmacılığa pirim vermemek, hakkı ve adaleti gözetmek,, istişareye önem vermek, görev makamına layık olanları, ancak liyakat sahibi olanları iş başına getirmek olmalıdır.
Kul hakkına önem vermeyen, yağma ve talan düzeni kuran, kendilerini ve yandaşlarını zenginleştiren, kamu mallarını talan ettiren, fakir fukaranın hakkının yenilmesine izin veren idarecilerin olduğu bir toplumda, refah, huzur, mutluluk olamayacaktır.
Bunun beraberinde gelen yolsuzluk ve yoksulluk, toplumda kokuşma ve çürümeyle birlikte her alanda ve her türlü ahlaki bozulmaya davet çıkaracaktır…
‘’ Her millet layık olduğu şekilde yönetilir…’’ Veya; ‘’Nasıl yaşıyorsanız o şekilde yönetilirsiniz…’’ sözleri sosyal medyada genellikle, Churchill’e ve Hegel’e atfedilmiş bir söz tanımı olarak karşımıza çıkmasına rağmen, milattan önce yaşamış Platon’un Devlet adlı eserinde, öğrencisi olan ünlü düşünür Sokrates’in ağzından sarfettiği bir söz olduğu da öne sürülmektedir.
Her millet layık olduğu şekilde yönetilecektir. Zira bir devletin ideal yönetim biçimi, ilgili halkın profiline uygun olup, olmaması ile de şekillenir.
Bilindiği üzere milletimiz, dünyada tek bir örneği bile görülmeyen, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen yönetim tarzını kendi seçmiştir.
Bir kişi hem Cumhurbaşkanı, hem hükümet başkanı, hem parti başkanı!. Bununla birlikte, halkın layık olmadığı bir yönetim biçimi, sinsice günlük hayatın en ince detayların kadar nüfus ederek, dejenere olmuş, bozulmuş bir sosyal yaşantıyı ortaya çıkarması kaçınılmazdır.
Dolayısıyla sosyal normlar, tüm iletişim kanalları bu yönetim mantığı içinde filizlenerek sosyal yaşantı ve ilişkiler bozlacaktır…
Sözün kaynağı her ne olursa olsun, Kur’an da ve Hadisler de konuya ilişkin çok açık ayetler ve hadisler olduğu da malumdur.
Kur’an ayetlerine baktığımızda; ‘’ Siz ne halde iseniz başınıza o şekilde idareciler gelir. Bir topluluk kendini düzeltmedikçe, Allah CC, onlarda ki hali düzeltecek değildir…’’
En’am suresinin 129. Ayetinde; ‘’Davranışları sebebiyle zalimlerin bir kısmını, diğer kısmına yönetici yaparız.’’ Buradan şunu demek mümkündür. Kötü bir toplumun yöneticisi kötü olur. İyi bir toplumun yöneticileri de iyi olur…
***
YOKSULLAŞTIR, KÖLELEŞTİR SİSTEMİ
Toplumdaki çürüme ve kokuşma bilhassa son 25 yılda tavan yaptığı söylenebilir.
Nasıl olur da, her yerde haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik, rüşvet, iltimas, adam kayırma çarkı dönerken, devletin mal varlıkları bu derece talan edilirken, 20 yıl öncesine kadar hiçbir şeyi olmayanların bu süre içerisinde milyar dolarlık servet sahibi olmalarının yol açtığı o derin çelişkinin perde arkasında esasen sır olmayan başka bir gerçek daha var.
Nedir o derseniz. Devlet eliyle beslenen arpalık siyasetinin, garantili ve kadrolu biatçı seçmen kitlesi de var. Bu kitle, bozulmuş siyasetin, bozulmuş toplum düzenini ortaya çıkmasında etken bir kitle olacaktır…
‘’Bağnazlık- yoksulluk- cehalet - biat ve devletin kaynaklarından beslenen kadrolu seçmenlerin’’ oluşturduğu BEŞLİ BİR ORTAKLIKTAN oluşmuştur bu siyaset!..
Kimseyi suçlamıyor ve aşağılamıyoruz. Türkiye’nin getirildiği açmazların türevidir bu durum.
Bu tespitler sosyolojik vakıaya dayanan ve sabit olan gerçeklerdir. Sadece kırsal kesimlerde ve varoşlarda dinci siyasetin, sahil boylarında ve daha varlıklı çevrelerde ise iktidara karşı olan muhalif kesiminin oy oranlarıyla dışa vurulmuş bir gerçek olmaktan da çok ötede, derinleşmiş sorunların olduğu bir gerçektir…
Her gün medyaya yansıyan, sosyo ekonomik çıkmazlar içinde kıvranan binlerce aile faciaları, sürekli artan suç oranları, işsizlik ve geçim sıkıntılarının cenderesinde boğuşan milyonlarca açlık sınırında yaşayan insanlarımız var.
Orta direk denilen sınıfın tamamen ortadan kalkması ve bir avuç zengin- fakir uçurumundaki makasın her gün biraz daha açılması gibi tehlikeli gidişat, hem toplumdaki sürüleşmeyi hem de yozlaşma ve çürümeyi artıran etkenlerin bir kısmıdır.
TÜİK RAPORLARI
Önce yoksullaştır- sonra köleleştir stratejisini Tüik raporları doğrulamaktadır.
Şöyle ki:
Tüik’in Sosyal Koruma İstatistikleri, yıllardır dincilik sömürüsü yaparak iktidarı ele geçiren, Siyasal - İslamcı iktidarın, ehliyetsiz ve liyakatsız bir kısmının da diplomasız, kindar fakat dindar! Ve Türk milletine ve Türklük değerlerine düşman olan ideolojik kadroların uygulamalarında görmekteyiz.
Tüik’e göre devlet 2018’de 14 milyon 389 bin kişiye toplam 442 milyar TL sosyal yardım yapmış. Yani genel bütçenin %10.5’i sosyal yardımlara gitmiş.
Yani verilere göre, 3 milyon 282 bin 975 hane sosyal yardım almış. Her hanede 4 seçmen olsa, iktidarı besleyen 10 milyon oy buradan gelmektedir.
Bunun haricinde, Din – İman -Allah - Kitap diyerek; tarikat- cemaat- dernek- vakıflar gibi kurumların oluşturduğu müritlerin rant tezgahları üzerinden, ekonomik çarkını kuran, yoksul vatandaşları kullanarak siyaseti daha da tehlikeli hale getiren yapılar mevcuttur.
Tüik’i izlemeye devam edelim.
2021 yılında bu sayı artarak %1.6 artarak, 4.33 milyon hane sosyal koruma kapsamında maaş yardım sayısı 15 milyon 930 bine yükselmiştir. 2023 yılında ise bu sayı nerdeyse 5 milyon haneye ulaşmıştır…
Şimdi bazıları diyecek ki; devletin yoksul vatandaşlara yardım etmesi kötü bir şey mi? Tabi ki yardım edilmesi güzel. Kimsenin buna itirazı yok. İtirazımız toplumun neden % 60’ından fazlası bu duruma gelmiştir.
Neden bunca insan açlık sınırının bile altında yaşamaktadır? Cumhuriyet tarihi boyunca devletin yapılan tüm kamu mal varlıkları, limanları, fabrikalar, tersaneleri, köprüleri, yolları, tüm işletmeleri yabancılara ve yandaşlara, ‘’ölmüş eşek’’ fiyatından bile ucuza ve ısrarla satılmıştır.
İşin bir diğer tarafı yoksul vatandaş, ‘’….ben neden bu hale düştüm, bu yardımları alacak hale düşürüldüm?...’’ sorgulamasını bile yapamaması için her türlü yalan, iftira ve manipülasyonla engellenme kampanyası tüm argümanlarıyla çalışmaya başlamıştır.
Tam bir köle biat kültürü oluşturularak toplum hızla dönüştürülerek bozulmuştur. Ahlaki değerler bir, bir yok olmaktadır. Bunun sonuçları ise toplumda ‘’ Sürü Psikolojisini’’ getirmiştir… Tüm toplumlarda ki ‘’ Sürüleşmenin’’ ortak yanları şudur:
TOPLUMUN SÜRÜLEŞMESİ
Sürüleşme dediğimiz olgu, her şeyden önce kişisel sorumluluğu ortadan kaldırır. Adeta manipüle ile hipnoz edilmiş kişilere sorumluluktan, eleştiriden, sorgulamaktan kaçınan, "ortak bir kimlik’’ kazandırmakla hedefe ulaşılmaya çalışılır.
Sürüleşmeyi kabul etmeyenlerde; sorup, araştırma, haklıyı haksızı ayırt etme özelliği, liderlik ve particilik tabularınızın olmaması gerekmektedir. Özgür ve onurlu yaşamak için, topluma olan bireysel sorumluluk gereği bunun bedeli olacaktır…
Oysa ki, sürünün özgürlüğü yoktur. Yukarıdan gelen emirlere uymak, her söylenene inanmak, asla hiçbir araştırma ve eleştiride bulunmadan itaat ve biat ederek mankurtlaşmaktır.
Toplumlar ne zaman sürüleşir?
Tabi ki soru sormaktan, yargılamaktan ve eleştirmekten korktukları zaman!..
Tarihte Nazi Almanya’sı sıradan insanları bu şekilde nazi yapmıştır. Mussoloni İtalya’sı sıradan insanları bu şekilde faşist yapmıştır.
Stalin Rusya’sı da, insanları korku ve baskı ile insanları birbirinin ihbarcısı yapmıştır. Toplumları bu şekilde çürümüş ve bozulmuştur.
Halkın ve milletin yararına olmayan, kişisel menfaatler üzerinde kümelenmiş tüm ideolojik sistemler toplumu sürüleştirme esası üzerine kurgulanmış sistemlerdir.
Böylece biat kültürü üzerine oluşturulmuş yığınlar, kitlesel gücün bilinçsiz ve şuursuz bir parçası yapılması hedeflenmiştir. Tüm toplumlar için en büyük tehlike budur…
Maalesef ülkemizde gelişmiş bir mimari anlayış, estetik sanat duygusu, bunları hayata geçirecek ilim adamları yetişmemektedir.
Yetişenler de , sorumlu iktidarı eleştirdiklerinden dolayı, en üst makam tarafından, "giderlerse gitsinler…’’ denilerek yarınlarımız heba edilmektedir.
Eğer bir toplumda, sanat ve edebiyat, ilmi araştırmalar felç olmuşsa, hukuksuzluk ve adaletsizlik sıradan bir hal almışsa, ehliyet ve liyakata önem verilmezse kokuşmalar baş göstermeye başlamış demektir...
Her türlü hırsızlığın üzerine gidilmeden kapatılırsa, her meslekte binlerce sahte diplomaların, yolsuzlukların araştırılması bile iktidar ortaklarının oylarıyla mecliste görüşülmesi engellenirse, hırsız ve sahtekarlardan açık, açık hesap sorulmadığından, toplumun tüm değerlerinin içi boşaltıldığından , çürüme ve kokuşma sürecine girmiş demektir…
Fötö’den itibaren yıllarca ÖSYM sorularını çalarak iş başına gelen, hak etmeden Üniversite bitirenlerden hesap sorulmadığından, devletin her kademesine bu tür hırsızlar tarafından tecavüz edilmiştir…
Gelinen noktada, kaliteli, eğitimli, donanımlı, ehliyet ve liyakatlı insan gücümüz hızla yok olmaktadır. Maalesef bunların yerini dolduran binlerce sahte diplomacılarla dolmuştur.
Yıllarca alın teri dökerek, emek harcayan milyonlarca gencimizin kul haklarına tecavüz edilmesinin bile hesabı tam ve gerekli şekilde sorulmamasının getirdiği travma kolay, kolay atlatılamayacaktır…
Üsküp eski Büyükelçimiz HAKAN OKÇAL, Makedonya’da kurulan Uluslararası Balkan Üniversitesi hakkında, çarpıcı ve geniş açıklamalarda bulunarak SAHTE DİPLOMA TEZGAHININ nasıl kurulduğunu ve nasıl işlediğini ve bir kısım sorumluları da açık açık ifşa etmesine rağmen bu skandalın soruşturma önergesi bile iktidar tarafından görüşülmesi ve hırsızların açığa çıkarılması reddedilmiştir!!!..
İslamcı yazar Abdurrahman Dilipak bu konuda ağızları açık bırakacak iddialarda bulunmuştur. Bu açıklamalar Türk siyasetinde taşları yerinden oynatacak nitelikte olmasına rağmen, bu zaman kadar hiç kimse yerinden bile oynamamıştır.
Dilipak yaptığı açıklamada sahte diplomalı bir çok mühendis, doktor, hakim ve savcıların yanı sıra en az 40 milletvekilinin bile diplomasının sahte olduğunu iddia etmiştir.
Bu zamana kadar bu iddialara, incir çekirdeğinin içini dolduracak yetkili ve etkili ağızlardan bir açıklama gelmemiş olması da düşündürücüdür?!..
Ne diyelim, ‘’ Balık baştan kokar!...’’
Sahte diploma ile profesör olanlar. Atanan kayyımların devleti dolandırması. Daha yakın zamanda Almanya’da Diyanete bağlı imamın toplanan yardım ve sadaka paralarını kadınlarla yemesi. Kendine 1.5 milyon döner sermaye maaşı bağlatan hırsız rektör, valilikte yapılan törenle o ilden uğurlanması…
Daha buraya sığmayacak kadar ciltler dolusu yolsuzluklar. Tüm bunlar dünya örneğinde eşi benzeri olmayan ahlaksızlıklar. Ve müeyyidesi cezasızlık!..
Üzüm, üzüme bakarak kararır misali, her gün yüzlercesi yaşanan bu tür ahlaksızlıkların olduğu bir toplumun bozulmaması mümkün değildir…
Bu ve buna benzer skandallar, bırakın bir Avrupa ülkesinde olmasını, kabilelerle yönetilen Afrika ülkelerinde bile olsa o hükümet bir değil, bir çok defalar istifa etmek zorunda kalırdı!..
Yazımı yıllar önce TBMM başkanlığı da yapan rahmetli Ferruh Bozbeyli’nin tespit ve teşhisiyle alıntı yaparak son vermek istiyorum.
Bozbeyli:
-‘’ Allah bu ülkede sağcılara, solculara, sosyalistlere hatta komünistlere bile iktidar nasip etsin, ancak bu din sömürücülerine iktidar nasip etmesin’’ diyor.
Neden hocam, onlar da bu memleketin alnı secde gören çocukları neden onlara, komünistlere bile layık gördüğün iktidarı layık görmüyorsun?’’
Bozbeyli’nin cevabı :
-‘’…Bakın bu ülkede, sağcıların da, solcuların da, sosyalistlerin de, komünistlerin de bir devlet kültürü vardır. Hangi biri iktidara gelse bir devlet kültürü ile ülkeyi yönetir. Ancak bu dincilerde devlet kültürü yoktur. İktidara geldiklerinde devleti yıkarlar…’’ demiştir.











