Mehmet ARSLAN Eğitim Yönetimi Ve Planlama uzmanı

Mehmet ARSLAN Eğitim Yönetimi Ve Planlama uzmanı

edip.halide@gmail.com

1. Dünya Savaşına ve Çanakkale Savaşlarına giden yollar nasıl oluştu?(4)

06 Haziran 2021 - 18:29 - Güncelleme: 06 Haziran 2021 - 19:40


(Önceki bölümlerdeki yazdıklarımıza bu gün 4.bölümle  devam ediyoruz)

Türk Osmanlı Devletinde bilinen sona büyük bir süratle yaklaşılmaktadır. Devleti yönetenlerin büyük gayretlerine rağmen Rusyanın yüzyıllardan beri sıcak denizlere inme isteğinin gereği olarak büyük ve güçlü Rus Ordularının karşısında güçlü müttefikle karşı durabilmek için Fransız ve İngilizlerin ülkemiz üzerindeki planlarını bozmak için ticari antlaşmalar ve başka taviz vermek yoluna gitmiştir.

Ağustos‟ta İngiltere, Fransa ve Rusya elçileri Sadrazam Said Halim Paşa’yı ziyaret ederek Osmanlı Devleti savaşın sonuna kadar kesin olarak tarafsız kalırsa onun toprak bütünlüğünü koruyacaklarını hükümetleri adına sözlü olarak vaat etmişlerdir. Pek de ciddi dayanağı olmayan üç devlet adına ortaklaşa olarak Büyükelçiliklerince verilmiştir. Bu tarihlerde Rusya Kafkasya‟da Osmanlı yığılmasından, Karadeniz‟de de Goeben ve Breslau zırhlılarının yapabilecekleri herhangi bir faaliyetten çekinmiştir.


Sadrazam Said Halim Paşa Üçlü İtilaf devletlerinin verdiği güvence onlardan sağlanabilecek menfaatler konusunda bu devletlerin büyükelçilikleri ile görüşmeye Cavit Bey’i görevlendirmiştir. Cavit Bey’de Üçlü İtilaf devletlerinden Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğüne dair her bir devlet tarafından herkese karşı yazılı bir güvence verilmesini ve Türkiye’ye iktisadi bağımsızlık tanınmasını kapitülasyonların kaldırılmasını istemiştir. Böylece, kapitülasyonlar meselesi ortaya atılmıştır. Fakat o zamanlar Paris’te hâkim olan fikir, iktisadi imkânlar hakkındaki görüşler iken Londra’da ise, savaştan önce İngiltere’nin ilgilendiği arazi meselelerinin İngiltere lehine çözümü düşünülmüştür. İngiliz ve Fransız başkentlerindeki hesaba göre, savaştan sonra Rusya‟da zayıflayacak ve küçük Asya’da Batı devletleri için daha elverişli koşullar meydana gelecektir. Bu nedenledir ki kapitülasyonların kaldırılması ve Türkiye’ye tam bir iktisadi bağımsızlık verilmesi gerek Paris’te gerekse Londra‟da kabul görmeyecektir.

Ağustos ayı sonunda üçlü itilaf elçileri hükümetlerinden aldıkları talimat uyarınca Sadrazam Said Halim Paşa’ya şu belgeyi vermişlerdir:
 Aşağıda imzaları bulunan Fransa, Rusya ve İngiltere Büyükelçileri, Babıâli bu sırada Avrupa‟yı ikiye ayıran savaş boyunca kesin bir tarafsızlığı muhafaza etmeyi garanti ederse kendi hükümetleri adına Osmanlı topraklarının bütünlüğünü garanti etmeye ve Osmanlı Hükümetinin ekonomik ve adli alanda kendisinden isteyebileceği yönleri dostça bir anlayışla incelemeye hazır olduklarını bildirmişlerdir. Ancak İngiltere Büyükelçisi o gün hükümetinden aldığı bir emir üzerine bu belgeye “Osmanlı topraklarının” kelimesinden sonra “bu günkü savaştan faydalanmaya kalkışacak her hangi bir düşmana karşı” cümlesini koydurmuştur. Bu husus Rus ve Fransız elçileri tarafından da tereddütsüz kabul edilmiştir.

Batılı devletlerin Osmanlı üzerindeki Emelleri. 30 Mayıs 1913‟de Londra‟da Osmanlı Devleti ile Balkanlı bağlaşıkları arasında imzalanmış olan barış antlaşması Midye-Enez hattını sınır Kabul etmiştir. Bu akıbet gerçekleşmeden önce dahi, başka ve daha önemli bir mesele ortaya çıkmıştır. Buda Osmanlı Devleti’nin Asya'da kalan topraklarının paylaşılması meselesidir.

Esasen Osmanlı topraklarını paylaşmak düşünce ve istekleri daima mevcut olup kah uyku halinde olup, kah canlanmaktaydı. Osmanlı Hükümeti tam bir anlayışsızlıkla bu istekleri canlandırmakta önemli bir rol oynayacaktır. Özellikle İngiltere ve Almanya’dan uzmanlar getirerek onlara geniş yetkiler vererek kendini diğer devletlerin ihtiraslarından koruyabileceğini sanmıştır. Hâlbuki iş tersine bir istikamet alacak ve öbür büyük devletlerde birer pay almaya kalkışınca genel bir paylaşımın temelleri atılmıştır.

Bilindiği gibi yeni yerler ele geçirmek işinde sömürgeci büyük devletler bazı esaslar gözetir ve kendileri lehinde bir “hak” kavramı ileri sürerler. Onların saygı gösterdikleri esasların başlıcalar şunlarıdır:

Bir büyük devlet bir yerde bir şey kaparsa öbürlerinin eli boş kalmamak “hakkı” vardır.
Herkesin payı arasında az çok bir denklik payı olması bu “hakkın” gereğidir. Devletlerin her biri “hakkını” kendine en yakın coğrafi bölgeden almalıdır. Büyük devletlerin bu paylaşım içinde birbirlerine karşı baskın biçimde davranmayarak önceden anlaşmalar yapmaları ve böyle bir barış için tehlikeli gerginlikler doğmasını önlemeleri faydalıdır.

Bu devletler, aralarındaki paylaşma anlaşmalarını, elden geldiği kadar örtülü bir biçimde, kendisinden pay koparılan devlete –Osmanlı Devleti- kabul ettirmiş olmaları ve bu payı teşkil eden yerlerde imkân dairesinde yalnız kendilerinin demiryolu, maden vs. imtiyazı almaları az çok usuldendir.

Rusya, Boğazlar‟a resmen egemen olmak ayrıca Doğu Anadolu’yu elde ederek İskenderun’a inmek istemiştir. İngiltere, Basra Körfezi’ni, Şattülarap’ı Hindistan’ın bir parçası olarak kabul ediyor, Hint yolu ve Süveyş Kanalının güvenliği bakımından da Filistin‟e el atmak istemiş, Fransa, Suriye ve Kilikya’ya göz koymuştu.
31 Ağustos‟ta Rus elçisi Dö Giers, Cavit Bey’e “dost eli uzatıyoruz elimizi havada bırakmamalısınız” derken, bu dostluk elinin uzatıldığı günlerde de Rusya, Bulgaristan’ı Üçlü İtilaf yanında savaşa girmesini sağlamak için ona Edirne’yi ve Midye Enez çizgisine kadar olan topraklarını vaat etmişlerdir. Bütün bu gelişmeler ve yoğunlaşan Alman baskıları Osmanlı Devleti’ni Almanlara büsbütün yaklaştırmıştır. Çünkü Osmanlı Devleti‟nin toprak bütünlüğünün süreli veya süresiz olarak Almanya ve müttefiklerinden başka hiçbir devlete karşı ve yazılı olarak garanti edilmemesi, Osmanlı Devletinin parçalanması ve bölüşülmesi konusunda itilaf devletleri arasında önceden anlaşmaya varılmış olduğunu ortaya koymuştur.

Almanya, Türkiye’yi hayat sahası, Hint Denizi ve Asya‟ya ulaştıran bir köprü olarak görüyordu. Avusturya!nın kendi çıkarına ve Balkanlardaki siyasi olayların aldığı şekle göre Türkiye’de ki emelleri değişik olmuştu. Berlin antlaşmasından sonra Balkanlarda Slav birliği kurarak buradaki topraklara sahip olmayı düşünürken, Balkan savaşlarından sonra Osmanlı üzerinde bir emeli kalmamıştır.

İtalya’nın Ege Bölgesinde ve Antalya’da gözü vardı. Esasen Osmanlı Devleti’nin dağılmasını sorun olarak gören büyük devletler 1913’te Osmanlının Asya'da kalan topraklarını paylaşmış durumdadır.

Osmanlı Devleti’nin ittifak denemeleri neticesiz kalmıştır. Bunun nedeni gizli paylaşım projeleridir. Çünkü I. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan bir belge Osmanlı Devleti’nin kesin tasfiyesinin savaştan evvel İtilaf Devletlerince konuşulduğu açıkça ortaya çıkaracaktır.

1907 Rusya’nın Viladi Vaskov Şehrinde İngiltere, Rusya ve Fransa elçileri buluşup Türk topraklarının kendi aralarında paylaşıyorlar. Yapılan bu antlaşmaya göre kendi aralarındaki mücadeleye son vererek  Osmanlı Türk Devletinin topraklarını şöyle paylaştılar:

Boğazlar ve çevresi, Sakarya’dan başlayarak Marmara’dan Ege Denizine inen topraklar, Kafkaslardan İskenderun’a inan bir hat, Rize ve Trabzon çevresi  Rusya’ya,
Musul, Kerkük, Kuzey Irak’ın hepsi, Basra körfezi , Arabistan havalisi ve Filistin İngiltere,
Akdeniz Bölgesi, Çukurova, Güneydoğu Anadolu, Suriye, Akabe çevresi  ve Lübnan  Fransa yönetimine bırakılacaktır.
Ege Bölgesi, Muğla İngiliz, Fransız hükümranlığın da olacaktır.

Üç devletin elçisi Osman Türk Devletinin topraklarını kendi aralarında bu şekilde paylaşılması noktasında antlaşmaya varmıştır.

(Devam edecek)

 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum