Mehmet ARSLAN Eğitim Yönetimi Ve Planlama uzmanı

Mehmet ARSLAN Eğitim Yönetimi Ve Planlama uzmanı

edip.halide@gmail.com

Asrın Depremini Hatırlıyor Muyuz?

17 Ağustos 2020 - 16:52

 


Asrın felaketi 17 Ağustos depremi sonrası sabahı :Bir çok evlat babasız,bir çok baba evlatsız,bir çok evlinin dul,bir çok nişanlının yalnız,bir çok zengin fakir,kudret sahibi olanların aciz,umutlu insanlar umutsuz,sağlamdır denen bir çok bina çürük,mükemmel denen şehirler çürük,var olduğunu zannedilen imar ve iskan yönetimin olmadığı,insan hayatının çıkarcı simsarların insafına bırakıldığı,sorumsuzluğun bedelinin çok ağır ödeneceği,AKUT denen  samimi bir sivil toplum örgütünün var olduğunu, EN ÖNEMLİSİ DE GEÇMİŞTEN HİÇ DERS ALINMADIĞI ÇOK NET ORTAYA ÇIKMIŞTI.

Bu felakettte olduğu gibi, devlet kavramının içi boşaltılmış ve görevleri ile değilde başka işlerle ilgilenilen vasıfsız, vatan sevgisi ve Allah korkusunun olmadığı kişilerin yönettiği bir çok devletlerin yaşayanları bedel ödüyor. 

O zaman daha yeni kurulmuş olan DSP +MHP+ANAP hükümeti iktidardı. Eskişehirden zonduldağa, Boludan Tekirdağa, Balıkesirden istanbula kadar büyük bir alanda  ana kadar bu kadar büyük yıkımı çok büyük olan  bir deprem yaşanmamıştı. Hükümet yeni kurulmasına rağmen çokta uyumlu değildi. Ama MHP li  Bayındırlık Bakanı Koray Aydın ve Sağlık Bakanı Osman Durmuş Ülkücü hareketin başarılı  teşkilatçığının tecrübesiyle hemen olaya el koydular ve devlet anlayışını hakşm kılmaya çalıştılar.

Bayındırlık  bakanı asrın depreminde önce geçici konut sonradan da kalıcı konutların yapılması için harekete geçti. Ve altı ayda bitireceğim dediği konutları bitirdi. Lastik çizme giyerek her tarafı yaya doşarak gece ve gündüz inşaatları denetledi ve bir an önce bitirilmesini sağladı. Bir çok fırsatçının önünü kesti. Her depremzedenin ulaşabileceği bir bakan olmaya gayret etti. Falaketin yıktığı her yeri gezdi.

Daha sonra 12 Kasımda 1999 Büyük Düzce depremi olmasına rağmen devlet sözü verildiği için prefabrik konutları 30 Kasım 1999 tarihinde tamamlayarak, teslim etti. 

Bir gazeteci "NTV Ankara bürosunun başındaydım. O dönemin Bayındırlık Bakanı Koray Aydın, depremin ilk gününden itibaren gece gündüz bölgede olmuştu. Gece sessiz sedasız Ankara’dan gider, sabahın erken saatlerinde tekrar makamına döner çalışırdı. Kendisine ulaşıp röportaj vermesini istediğimizde hep olumsuz cevap alırdık. Kameralarımızın karşısına çıkmak istemezdi. Çizmelerini giyip çamur içinde çalıştığını duyardık, bunun bile kamuoyuna aktarılmamasını talep ederdi. Üstelik bölgeye giderken, “bakan geliyor” diye bürokratları ve diğer görevlileri meşgul etmemek, işlerinden alıkoymamak için haber dahi vermezdi. Yanındaki personeli de sıkı sıkı tembihlerdi" diyor. Ülkücü terbiye gereği Bakan yaptığı çalışmları gösteriş ve şova çevirmiyordu.

Koray Aydın, Küçük bir Bingöl Depreminin mağduriyetini yıllarca gideremeyenler ve şu ana kadar kendi adamlarının haricinde hiç kimseye ihale verilmeyen iktidarlarının ilk günlerinde ihaleye fesat karıştırmak suçlamalarıyla Yüce Divan’a gönderildi. Doğal olarak her şeyin didik didik edildiği uzun bir yargılama sonucunda Koray Aydın suçsuz bulundu. Hem de Anayasa  Mahkemesi tarihinde bir ilk ile; Yüce Divan üyeleri 11-0 Aydın’ın suçsuzluğunu tescil etti.

17 Ağustos ve sonrası Sağlık Bakanı Osman durmuş ise cumhurbaşkanımızın yok dediği  112 Acil Yardım ve kurtarma ambulansları ile acil yardım ekiplerini hemen deprem bölgelerine göndermiş ve aynı gün Türk Silahlı Kuvvetleri ile işbirliği içinde hava köprüsü kurularak yaralıların civar illerdeki boşaltılan devlet hastanelerine nakillerinin sağlamıştır.İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile işbirliği içinde deniz köprüsü kurularak yaralıların bir kısmının da bu yolla İstanbuldaki hastanelere nakillerinin yapılmasını sağlamıştır. Böylece bölgede çok sayıda yaralının birikmesine ve acil hizmetlerin aksamasına meydan verilmemiş sevk edilen yaralılara da daha iyi ortamlarda hizmet sunulmasını sağlamıştır.

1999 yılı dünya'da genetik-dna çalışmalarının zirve yaptığı, canlı kopyalama ve genetik silah geliştirme teknolojisine ulaşıldığı yıldır.Asrın  Depremi ve büyük Düzce deperemini fırsat bilen Türk düşmanları ve yerli uşaklarının bu Türk Milletinin gen haritasının ABD ce ele gerilmesi için harekete geçilmişti...

Adnan Oktar'ın en yakın adamı Oktay Babuna  kanser hastası olduğunu iddia ederek ilik tedavisi için kendisine uygun ilik bulmak için herkesin merhamet dugularını istismar ederek türkiyenin her bölgesinden kan örneği istemişti.Kısa sürede 160.000'e yakın kişiden kan örneği alınmıştı. Sağlık Bakanı Osman durmuş durumu fark etmiş bu duruma engel olmuş toplanan kan örneklerinin ABD ye gitmesine engel olmuştur. Medya ve işten haberi olmayan bir çok kişi Osman Durmuş'u suçlamış hatta ona faşit demişti. Osman durmuş medya tarafından linç edilmiş ve canilikle suçlanmıştı.Ama daha sonra şımarık ve bu memleketin hem kaymağını yiyen hem de bu memlekte ihanet eden Babuna bir televizyanda iyişetiğini, herhangi bir ilik nakli tedavisi görmedi ve katıldığı bir programda iyileştiğini söylemişti.

Yine iki büyük depremde ABD ve batı ülkerinden gelen kan bağışı yapalım tekliflerini Osman Durmuş  "Kan ihtiyacımız yoktur" diyerek geri çevirmekle milletimi büyük bir tehlikeden korumuştur...

Bir gazeteci diyorki: Dönemin atmosferinde medya dolduruşuna gelip, oktar babuna'ya destek çıkıp, sırf siyasi ön yargılarımızdan dolayı ülkücü faşist! diye dönemin sağlık bakanı osman durmuş'u linç etmişliğimiz var. ben kendi adıma utanıyorum. siz siz olun, gaza gelmeyin. gün gelir hayat sizi siyasi rakiplerinizle aynı çizgide buluşturursa buna üzülmeyin, sevinin!..

Milletin dertleriyle dertlenmeyenler ve basının kaba ve cahil olarak suçladığı Osman Durmuş hakiki bir Türk evladı olarak bu milletin paralarının çarçur edilmesini asla müsaade etmiyordu. Bakanlığı esnasında Antalya devlet hastanesi'ni ziyaretinde, Mayıs ayının ortasında kaloriferin cayır cayır yandığını görünce başhekimi çağırtıp elini kalorifer peteğine basmış, başhekim bey "Yandım bakan bey" diyene kadar orada tutmuştu.

Koray Aydın Bey ve Osman Durmuş Bey'in elbette yanlışları ve eksikleri vardır ama pisliğin ve yanlışın en ortasında kıpırdamadan yaşayanların bu insanları suçlamaları çirkinliğin en zirve noktasıdır.

Marmara ve Düzce depremlerinde görevleri hakkıyla yapan devletimizin  bütün yetkililerine, depremdelere maddi ve manevi yardım yapan Türk milletine teşekkür ediyoruz. En mağdur olarak bu büyük felaketlerde  ölenlere rahmet yakınlarını kaybedenlere ise baş sağlığı diliyorum...