Yazımın başlığını böyle koydum çünkü tarihe bilimsel, objektif ve tarafsız bakan tarihçelerimiz, Türklerin tarih sahnesine çıktıkları günden itibaren kurdukları tüm imparatorlukları, devletleri, beylikleri/hanlıkları, krallıkları bu adla tanımlıyorlar. Aynı milletin kurduğu bu devletlerin kağanlarının, hükümdarlarının, sultanlarının, padişahlarının, hanlarının, beylerinin adlarını anıyor ve sadece yönetimde hanedan değişikliği olarak görüyorlar. Devamla şunu söylüyorlar: Tüm bu devletlerin aynı milletin kurduğu devletler olduğunu, belki Orta Asya’da, Avrupa’da ve Anadolu’da kurulan devletleri dikkate alarak birkaç grupta değerlendirebileceğimizi belirtiyorlar.
Yine, bazı tarihçilerimizin ise -ki daha çok taraflı ve İslâmî yönü ağır basan tarihçilerimizdir- bakış açılarının farklı olduğunu görüyoruz. Bunlar İslâmî anlayışlarının etkisinde ya Müslüman devletler diye başlıyorlar ya da Anadolu da kurulan devletlerimizi -biraz da Osmanlıcılık sevdasıyla!- öne çıkarıyorlar; diğer devletlerimizi pek dikkate almıyorlar. Esasen önyargılı olduklarından bir tarihçide olması gereken objektiflik yerine sübjektif davranıyorlar, dolayısıyla tarihçilik yaptıklarını sanıyorlar. Yabancı tarihçilerin de benzer şekilde objektif ve sübjektif olanları var. Ne ise, biz kadim tarihimize dönelim.
Daha önce belirtmiştim: Türklerin tarih sahnesine çıkışlarını tarihçiler farklı farklı belirtmektedirler. MÖ 20.000’li yıllara götürdükleri gibi daha gerilere -MÖ 40.000’lere- götüren tarihçilerimiz de bulunmaktadır.
Sibirya’da yaşayan bazı Proto-Türkler (Ön Türkler) gruplar halinde güneye doğru Aral Gölü ve Altay Dağları çevresine inmişler ve buralarda yaşayan diğer gruplarla karışmışlardır. Zamanla aileler, obalar, köyler, oymaklar, topluluklar şeklinde birleşerek milletleşme ve daha sonra da devletleşme yoluna gitmişlerdir.
Bazıları tartışmalı olsa da şu şekilde bir silsile olduğu söylenmektedir: Sümerler, Hititler (Etiler), Sakalar (İskitler), (Ek: Kimmerlerden de bahseden tarihçiler var.) Avarlar, Hunlar, Oğuzlar, Kıpçaklar-Kumanlar vs.
Türkler bulundukları yerlerden nüfus artışı, iklim, kuraklık, kendi aralarında ve düşmanla olan savaşlar ve diğer başka sebeplerle göç etmişler ve zaman içerisinde buralarda küçüklü büyüklü yüzlerce devlet kurmuşlardır. Kuzeye Sibirya’ya yönelmemişlerdir; Doğu’ya da çok az gitmişlerdir. Bering boğazından Amerika kıtasına geçiş yapanlar olmuş, Kore ve Japonya’ya geçmişlerdir. Yönleri Güney’e ve daha çok da Batı’ya dönüktür.
Asıl konumuza geçmeden önce “Cumhurbaşkanlığı Forsundaki Devletler” konusuna değinmek isterim.
Bu konuda Ahmet Bican ERCİLASUN Hocanın “On Altı Devlet Meselesi” başlıklı (25/1/2015, Yeniçağ) yazısından alıntılar yapacağım: “…
Cumhurbaşkanlığı forsundaki on altı yıldızın tarihteki on altı Türk devletini temsil ettiği görüşü, Atatürk dönemine ait bir görüş değildir. İnönü ve Demokrat Parti dönemlerinde dahi böyle bir görüş mevcut değildi. On altı devlet görüşü 1969 yılında ortaya çıkmıştır.
Bu görüşe ilk karşı çıkan Türkçü tarihçi Nihal Atsız olmuştur. Çünkü o daha 1941 yılında Çınaraltı dergisinde ‘Türk Tarihine Bakışımız Nasıl Olmalıdır?’ başlıklı bir yazı yazmış ve Sakalardan itibaren Türk devletinin bir devamlılık arz ettiğini, devletlerin değil hanedanların ve rejimlerin değiştiğini, Sakalardan bugüne kadar ana yurtta tek bir Türk devleti bulunduğunu ileri sürmüştür. Atsız’ın Türk tarihini ‘sistemleştiren’ bu görüşü Yılmaz Öztuna’nın Türkiye Tarihi’ne de yansımış, fakat Türk tarihçilerinin çoğu tarafından dikkate alınmamıştır. Ötüken dergisinin 1969 yılına ait 65.sayısında Atsız, sadece bu görüşüne uymadığı için değil, devletlerin rastgele ve ilmî esaslara dayanmadan seçilmesinden ötürü de ‘16 Devlet Masalı ve Uydurma Bayraklar’ başlıklı ciddi bir eleştiri yazısı yazmıştır. Atsız’ın yazısına rağmen özellikle milliyetçi çevreler on altı devleti ve ‘uydurma’ bayraklarını benimsemişlerdir.
18.01.2015 tarihli Hürriyet gazetesinde ‘Forstaki devletlerden kaçı Türk?’ başlıklı bir yazı yayımlandı. Bilimsel bir kılığa büründürülmüş bu yazıda bazı devletler için sorulan ‘Türk mü?’ sorusuna verilen cevaplar şöyledir: Avrupa Hunları: Tartışmalı. Ak Hunlar: Hanedanı Türk. Uygurlar: Tartışmalı. Gazneliler: Tartışmalı. Harzemşahlar: Yönetimi Türk. Altınordu: Tebaası Türk. Timur Devleti: Türk ve Moğol. Babür Devleti: Tartışmalı (Hint-Moğol devleti olarak biliniyor).
Yukarıdaki cevaplar tarihimiz konusunda ne kadar az şey bildiğimizi gösteriyor. Bu, eğitim sistem(sizlik)imizin ortaya çıkardığı sefil bir sonuçtur ve bu eğitim, bugünkü içler acısı durumumuzun da ana sebebidir. Böyle bir eğitimden PKK da, El-Kaideci de, IŞİD’ci de çıkar; hatta Selefîlik devlet yönetimine dahi hâkim olabilir.
Öncelikle devletin kimliği için hangi ölçütün kullanılacağına karar verilmelidir? Vatan, millet, devlet, kurucuların soyu, ordu... Bunların hepsi birer ölçüt olabilir. Mesela Çin, Moğol olduğundan hiç kimsenin şüphesi bulunmayan Yüan (Kubilay Hanlığı) ve Mançu olduğundan yine hiç kimsenin şüphesi bulunmayan Mançu hanedanlarını kendi devletine ait kabul eder. Fransa, İngiltere, Rusya, hanedanları ayrı devletler kabul etmez. Ruslar, Rurik hanedanı Fin-Slav, Romanov hanedanı Rus-Alman-Litvan karışımıdır diye bu hanedanları tarihlerinin dışına atmaz. Türklerin sözlü tarihi olan Oğuzname’de de Oğuz Kağan’dan 13.yüzyıla kadar tek ve sürekli bir Türk devleti söz konusudur.
Avrupa Hunları Türk’tü; Attila’nın babasının adı Muncuk (boncuk), oğullarından birinin adı Dengizik (küçük deniz) idi. Uygurların Türk olduğunda yerli ve yabancı hiçbir tarihçinin şüphesi yoktur. Uygur kağan adları Kutluğ Bilge, Bayan Çor, Bögü, Külüg Bilge, Alp Uluğ Bilge her hâlde Moğolca veya Çince değildi. Gazneli hanedanı elbette Türk idi; Mahmud’un babasının adı Sebük Tigin’dir. Harezmşahlar’ın hanedanı da, vatanı da, halkı da Türk’tür. Altınordu hanedanı Çengiz soyundan geliyordu ama hanedan üyeleri de daha sonra Türkleşmişti. Temürlülerin Türklüğü konusunda hiç şüphe yoktur. Halkı da Türk’tür. Temür soyundan Hüseyin Baykara’nın Türkçe divanı vardı. Büyük Türk şairi Ali Şir Nevâyî de Baykara’nın en yakın dostu idi ve Türkçenin Farsçadan üstün olduğunu gösteren Muhâkemetü’l-Lugateyn’i yazmıştı. Babür de Temür soyundandı ve onun Çağatay Türkçesiyle yazdığı Vekayi adlı eseri Türk hatıra edebiyatının şaheserlerindendir.
Atsız’ın hakkı var. Tarihçiler toplanıp Türk tarihini sistemleştirmelidirler.” demektedir.
Büyük Türk Kağanlığı başlığı altında devletlerimizin isim listesini çıkarırken, mümkün mertebe kesinleşmiş bilgilere dayanmaya çalıştım. Ama mesela Milattan Önce, henüz Türk adının kullanılmadığı dönemde prototip (ön Türk) dediğimiz halklar tarafından kurulan devletler hususunda temkinli olmak zorunda kaldım.
Bu dönemde kurulan birçok devlet var ve bunlar bazı buluntulara, bilgi ve belgeler göre prototip (ön Türk) olarak açıklanmaktadır. Bu nedenle;
- MÖ kurulan bazı devletleri tartışmalı olması sebebiyle bunları listeme almadım.
- Bugün kullandığımız Türk şekliyle değil de Türükler, Turoklar, Troklar, Turukkiler şeklinde dillendirilen isimleri dikkate aldım.
- Bazı tarihçilerin dikkate almadığı Türk halkları tarafından kurulan Kimmerler, İskitler (Sakalar), Asya Hun Devleti gibi devletleri listeme aldım. (Not: Prof.Dr. Mustafa AKSOY, Aytöre Kadın Dayanışma Platformunun 29/10/2023 tarihindeki etkinliğinde “Sergey Pavloviç Karpov ‘Trabzon İmparatorluğu Tarihi’ adlı eserinde Pontus Rum Devleti (1204-1450) kuranların Hristiyan Kıpçak Türkleri olduğunu anlatır.” demiştir.
- Devletlerin kuruluş ve yıkılış tarihleri -özellikle Miladdan Öncekiler- bazı kaynaklarda farklı yazılmaktadır. Benim yazdığım doğrudur demiyorum: Araştırmanız gerekir.
Bundan sonraki yazılarımda “Büyük Türk Kağanlığı” diye tanımlanan büyük ve küçük tüm devletlerimizi, yüzyıllar itibariyle yazmaya çalışacağım.
Haftaya devam…











