• Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
Anasayfa
  • GÜNDEM
  • KAMU
  • SENDİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SİYASET
  • HUKUK
  • TÜRK DÜNYASI
  • EĞİTİM MEMURLAR
  • Ara
SON DAKİKA:
09:31
GSB'den Sınavsız Atama Müjdesi: 2.610 Personel Alınacak!
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar Üye Paneli
A
Büyüt
A
Küçült
  1. Köşe Yazarları
  2. Yaşar YENİÇERİOĞLU UAEF Başk
  3. Gül Kız Bacı
Yayınlanma: 20 Ocak 2020 - 16:21

Gül Kız Bacı

20 Ocak 2020 - 16:21
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yaşar YENİÇERİOĞLU UAEF Başk
Yaşar YENİÇERİOĞLU UAEF Başk

 

Geçen haftaki yazımda Elbistan’daki komşularımızdan bahsetmiş ve yazımın sonunda “Gülkız Bacı” diye birini anmıştım. Bu hafta da ondan bahsedeceğim.

“Gülkız Bacı”, 1940-1960’lı yıllarda sanki herkesin aile hekimiydi. Çeşitli rahatsızlıkları, hastalıkları kendi yöntemine göre tedavi ederdi. Aynı zamanda ebe görevi de yapıyordu. Bir çok kişinin doğumunda bulunmuştur. Elbistan’da önceleri ebe görevini “Çiçekli Hatçe” diye bir kadın yaparmış. Çiçek, Elbistan’ın bir köyüdür.

Dediğim gibi, herkes sağlığıyla ilgili bir sıkıntısı, bir rahatsızlığı olunca “Gülkız Bacı”ya giderdi. Tabii ki doktorlar (hekimler) da vardı ama, o kadar yaygın değildi. Zaten kimsenin doktora verecek parası da bulunmazdı. Bu yüzden çok ağır bir rahatsızlığı, hastalığı yoksa “Gülkız Bacı”ya giderlerdi. “Gülkız Bacı” da insanların sıkıntılarını gidermek için hizmetini esirgemez, uzak yakın demeden koşardı. Karşılığında da pek bir şey istemezdi. Herkes gönlünden ne koparsa veya elinde ne varsa bir şeyler verirdi.

Benim nüfus kağıdımda doğum tarihim 17 Ocak 1953’tür. Ama ablama göre bu tarihte bir yanlışlık varmış: “Sen, 1953 yılbaşından önce doğdun. Çünkü sana getirilen paralarla babam bakır büyük bir sini almıştı. Bu sinide yılbaşında yemek yediğimizi hatırlıyorum” diyor. Bu durumda nüfusa 20-25 gün gecikmeli olarak yazılmışım; yani doğum tarihim tahminen 1952 yılının 23-24 Aralık olması gerekiyor.

Doğum için hastaneye pek gidilmezdi, genelde doğum evde yaptırılırdı. Ben de evimizde doğmuşum. Ebem “Gülkız Bacı”ydı. Rahmetli anam Hatun, 11 doğum yapmış ve bunların 6’sı ölmüş. Doğum sırasına göre ben 10’uncu çocuğum. Nedendir bilemiyorum: Doğduğumda yatağın altına (eskiden yer yatağında yatılırdı) taban tahtasına, o zamanki bozuk metal para olan delikli 2,5 kuruş çakılmış. 1980’li yıllara kadar tahtada çakılı duruyordu, sonra ev yıkıldı.

Babam marangozdu: Genelde çatı yapardı, ama duruma göre başka işler de alırdı. Kardeşimle birlikte küçüklükten itibaren yanında çalışırdık. Önceleri babama ve yanında çalışanlara su taşıdık; sonra yavaş yavaş çıraklığa geçtik. Eskiden bol çivi (mıh) olmadığı için keserle eski çivileri doğrultur, babama ve kalfalara verirdik, onlar da kullanırlardı. Babamın Arif Sucu ve Halil İbrahim (bir ara kiracımızdı) adında kalfaları vardı. Yavaş yavaş işleri öğrenmeye ve yaşımıza göre çatıda bazı işleri yapmaya başladık. Mesela: kiremitlere tel bağlamak, çatıya kiremit taşımak, kiremit düzmek gibi. Kısacası çatı yapmayı öğrenmiştik. Malzemeleri de biz taşıyorduk. 6 Eylül 1974 tarihinde memuriyete başlamamla birlikte bu işlerin hepsi bitti. Zaten babam da artık yaşlanmıştı.

Tabii, bu çalışmalar sırasında ufak tefek kazalar da atlatıyorduk. Bazen çok ağır bir şey kaldırdığımızda; karnımız sancılanır, kıvranırdık. Eskilerin deyimiyle “göbeğimiz savuşurdu”. Hemen “Gülkız Bacı”ya giderdik: Bizi sırtüstü yatırır, göbeğimize parmağını bastırır kontrol ederdi. Eğer göbek atmıyorsa veya aşağıda olursa; “Göbeğin düşmüş” derdi. Önce bir ağaç dalına veya kapının pervaz tahtasına tutunarak sallanmamızı söylerdi. Bir süre sallanırdık. Eğer sancı geçmezse sırtüstü yatırır, göbeğimizi açar ve ellerini göbeğimiz üstünde döndürerek gezdirir, sonra göbeğimizi tutar çekerdi: Göbeğimizi yerine getirirdi. Gerçekten de bir süre sonra ağrı kesilirdi.

Çatıda çalışırken veya tavan tahtası çakarken -o zaman gözlük olmadığı için- gözümüze toz veya kıymık kaçardı, çıkaramazdık. Veya çelik-çomak, top oynarken de olurdu. Çıkartmak için uğraşırken gözlerimiz “kan çanağı” gibi olurdu. Hemen “Gülkız Bacı”ya koşardık: Toz veya kıymık kaçan gözümüzün alt ve üst kapağını sol el parmakları ile ayırır ve başındaki tülbendinin ucu ile gözümüzün içindeki tozu veya kıymığı alırdı. Gözümüzü kaşımaktan kurtulur, rahatlardık.

Hele başıma gelen bir olayı hiç unutmam ve her balık yediğimde bu olay aklıma gelir. Eğer yanımda daha önce anlatmadığım bir kişi veya kişiler varsa mutlaka anlatırım. Ceyhan Nehri; Elbistan’ın güney-doğusunda bulunan Pınarbaşı mevkiinden doğar ve şehrin ortasından geçerek kuzey-batıya doğru akar gider. Eskiden nehirlerimizde, derelerimizde çok balık olurdu. Ceyhan Nehri’nde de balık çoktu. Yanlış avlanma sonucu bugün hiç balık kalmadı. 1960’lı yıllar bir gün babam “sazan balığı” almış. Bu balık çok kılçıklı olur ve balık büyükse kılçığı da büyük olur; ayrıca ince kılçıkları da vardır. Kılçığını ancak piştikten sonra yerken ayıklarsın. Çok dikkatli yenilmesi gereken bir balıktır. Anam ocakta balığı pişiriyordu. (Kerpiç evlerde odanın içerisinde bacalı ocaklar olurdu, yemekler odun yakılarak bu ocaklarda pişirilirdi.) Çocukluk işte, “canım çekti” istedim. Anam balıktan biraz verdi. Tabii kılçığına dikkat etmeden balığı yemeye başladım. Ağzımda sert bir şeyler vardı; yutmak istedim, boğazıma bir şey takıldı yutamıyordum. Öksürmeye başladım; anam su verdi, suyu içtim yine yutamıyordum. Ekmek verdi, onu da çiğnedim yutmak istedim yutamadım. Sanki öleceğim: “Hık mık” sesler çıkarıyordum. Hemen “Gülkız Bacı”ya götürdüler: Allah’tan evdeymiş. Ağzımı açtı, boğazıma doğru baktı. Tam boğazımın girişinde büyükçe bir kılçık yan olarak iki taraflı ete saplanmış. Hemen bir kaşığın sap tarafını (tam hatırlayamıyorum, küçük soba maşası da olabilir) ağzıma soktu ve kılçığı ittirerek kırdı. Su verdiler içtim, kılçık gitti. Böylece beni ölümden kurtardı. Bu olayı, hayatım boyunca hiç unutamadım.

Kısacası “Gülkız Bacı”; her türlü yaralanmada, kol veya ayak kırıklarında, çıkıklarda ilk başvurulan insandı.

"Gülkız Bacı”nın bir de kaynanası “Eşatma” varmış. Rahmetlinin çok saf biri olduğunu söylerlerdi. Kendisiyle ilgili -fıkra misali- yaşanmış çok olay anlatılırdı. Biraz da ondan bahsetmek istiyorum. Tabii ki, zenginler de olmakla birlikte Elbistan halkının büyük çoğunluğu fakirdi; evde sobaya veya ocağa atacak odunları bile yoktu. Kadıncağız evde soğuktan üşümüş, dışarı çıkmış: Her taraf karlar içinde, dışarıda da dondurucu bir soğuk. Çaresiz bir halde kendi kendine bir “mani” tutturmuş, şöyle demiş:

Çiriş gelse çarşılarda satılsa,

Lalek gelse yuvasına otursa,

Allah’a hoş gelse yazı getirse,

Yaz bahar ayları ne zaman gelir.

(Çiriş: Nisan sonu veya Mayıs başında çıkan bir bitkidir. Genelde her evde bir defa da olsa yemeği yapılır. Biraz da havaların ısınacağının ve yazın geleceğinin müjdecisidir. Lalek: Elbistan’da halk ağzında “leylek”in söyleniş şeklidir.)

“Eşatma Bacı”, yine bir kış günü sabah çevirmeye (Çevirme: Evlerin ön tarafında ‘üç tarafı’ önü ve yanları açık, üsttü kapalı yazları oturulan yer) çıkmış. Bakmış, bir köpek -herhalde acıkmış ki- havlayıp duruyor. Köpeğe dönerek: “Hısımım dağelsin, garimim dağelsin. Sabah sabah ne geziyon çevirmede, ne çen çen bağarıyon” (Akrabam değilsin, garip değilsin) demiş. Bunu da komşular duymuşlar. Hep şaka yaparlarmış: “Eşatma Bacı, itle ne konuşuyordun diye?”

Bugün rahmetle andığım; ne o saf, temiz, dürüst, iyi niyetli, birbirine yardıma koşan insanlar ne de komşular / komşuluklar kaldı. Hepsi törelerimizle, geleneklerimizle birlikte göçtü gittiler, tarih oldular!.. 

Yazarın Diğer Yazıları

  • Eski Türklerde Hayvancılık-2 - 10 Mayıs 2026
  • Eski Türklerde Hayvancılık-1 - 03 Mayıs 2026
  • Yazıtlarda Geçen Bazı Sözcükler - 26 Nisan 2026
  • Eski Türklerde Dinî Hayat - 19 Nisan 2026
  • Osmanlı'da Türkçe Tartışması-3 - 12 Nisan 2026
  • Osmanlı'da Türkçe Tartışması-2 - 05 Nisan 2026
  • Osmanlı'da Türkçe Tartışması-1 - 29 Mart 2026
  • Din ve Ahlâk - 22 Mart 2026
  • Türk Halklarının İnançları-2 - 15 Mart 2026
  • Türk Halklarının İnançları - 08 Mart 2026
  • Türklerde Sosyal Yapılar-2 - 01 Mart 2026
  • Türklerde Sosyal Yapılar-1 - 22 Şubat 2026
  • Eski Türk Yazıtları-3 - 15 Şubat 2026
  • Eski Türk Yazıtları-2 - 08 Şubat 2026
  • Atalar Kültü - 01 Şubat 2026
  • Mitostrateji'den Son Sözler - 25 Ocak 2026
  • Cin'li Deyimler-2 - 18 Ocak 2026
  • Cin'li Deyimler-1 - 11 Ocak 2026
  • İyeler ve Cinler - 04 Ocak 2026
  • Ak ve Kara İyeler - 28 Aralık 2025
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 27
ilan.gov.tr
Gazete arşivi için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
Köşe Yazarları
Serdar Gündüz Liyakat-Sen Genel Sekreteri
Serdar Gündüz Liyakat-Sen Genel Sekreteri
Eğitimle Ulus Devlet Bilincini Geliştirmek
Cahit Akdoğan Araştırmacı yazar
Cahit Akdoğan Araştırmacı yazar
Giresun Dereli Dosyası: Vurgun İddialarının İç Yüzü Ve Denetim Zafiyeti
Ahmet Acaroğlu Türk Ocağı Eski Başkanı
Ahmet Acaroğlu Türk Ocağı Eski Başkanı
Mayıs,Ayı ve Gazi Turhan Beyi Anma Töreni
Sende mi Hocam Diyen Öğrencimize Mektup(1)
Mehmet ARSLAN Eğitim Yönetimi Ve Planlama uzmanı
Sende mi Hocam Diyen Öğrencimize Mektup(1)
Remzi ÖZMEN TES İst 8 Nolu eski Şb. Bşk, Kamu-Sen İst eski Bşk
Remzi ÖZMEN TES İst 8 Nolu eski Şb. Bşk, Kamu-Sen İst eski Bşk
Müdür ve Yardımcıları Akademiye
Av.Alev SEZEN M.A. Adli Bilimler Uzmanı
Av.Alev SEZEN M.A. Adli Bilimler Uzmanı
Siyasi Umutsuzluk
1 Mayıs'ta Eğitim Emekçilerinin Hak, Adalet Ve Liyakat Çağrısı
Kadriye Demirel (AES Antalya il Temsilcisi , Eğitim koçu)
1 Mayıs'ta Eğitim Emekçilerinin Hak, Adalet Ve Liyakat Çağrısı
Aziz Dolu Atabey
Aziz Dolu Atabey
Adalet; paylaşım ile suç ve ceza arasında orantı
Yaşar YENİÇERİOĞLU UAEF Başk
Yaşar YENİÇERİOĞLU UAEF Başk
Eski Türklerde Hayvancılık-2
Reyhan Yıldız Eğitimci Yazar
Reyhan Yıldız Eğitimci Yazar
Anneler Günü'nün Sessiz Çocukları
Yusuf İPEKLİ
Yusuf İPEKLİ
Oku-yorum...
Şu Hayat
Namık Özer ERDOĞAN Atatürk Eğ.En.Eski Md.
Şu Hayat
Sri Lanka Gezimizden
Canan ÖZDEMİR Uzman Sosyolog
Sri Lanka Gezimizden
Açılımda kritik eşik: MİT, 'PKK silah bıraktı' diyemez!
Misafir Yazılar
Açılımda kritik eşik: MİT, 'PKK silah bıraktı' diyemez!
Kimsenin Vatan, Namus Emniyeti Kalmadı!
Orhan KILIÇOĞLU
Kimsenin Vatan, Namus Emniyeti Kalmadı!
Din Anlayışının Ahlaki Çöküntüdeki Etkisi ve Felsefi Düşünce
Av.Faruk Ülker Ümraniye Türk Ocağı Eski Bşk
Din Anlayışının Ahlaki Çöküntüdeki Etkisi ve Felsefi Düşünce
Tek Adama Yönelik Rejim
Ali Kemal Gül
Tek Adama Yönelik Rejim
İki Menfur Saldırı Ve Katliam Çok Yönlü İncelenmelidir
Türk Ocakları'ndan
İki Menfur Saldırı Ve Katliam Çok Yönlü İncelenmelidir
Niçin Türkçüyüz
Şerife Güven
Niçin Türkçüyüz
Türk'üz Elhamdülillah
Köksal Cengiz
Türk'üz Elhamdülillah
Ermeni İftiraları ve Gerçekler
Şevket Sezer
Ermeni İftiraları ve Gerçekler
Çok Okunan Haberler
Eğitimci Yıldırım Demirci Tarifsiz Baskıyı Cumhurbaşkanına Şikayet Etti
Eğitimci Yıldırım Demirci Tarifsiz Baskıyı Cumhurbaşkanına Şikayet...
Tarım ve Orman Müdürlüğünde 600 milyon liralık vurgun! Müdür kayıp, kayıtlar eksik, projeler hayali..
Tarım ve Orman Müdürlüğünde 600 milyon liralık vurgun! Müdür...
ÖSYM, 2026-ALES/1 Heyecanını Geride Bıraktı: Sonuçlar 5 Haziran’da!
ÖSYM, 2026-ALES/1 Heyecanını Geride Bıraktı: Sonuçlar 5 Haziran’da!
Ana Sayfa
GÜNDEM
KAMU
SENDİKA
DÜNYA
EKONOMİ
SİYASET
HUKUK
TÜRK DÜNYASI
EĞİTİM
MEMURLAR
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Video Galeri
Biyografiler
Üye Paneli
Günün Haberleri
Arşiv
Gazete Arşivi
Anketler
Gazete Manşetleri
  • EKONOMİ
  • HUKUK
  • KAMU
  • MEMURLAR
  • SENDİKA
  • TÜRK DÜNYASI
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Biyografiler
  • Üye Paneli
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Gazete Arşivi
  • Anketler
  • Gazete Manşetleri
sanalbasin.com üyesidir

  • Rss
  • Sitemap
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri

Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.

Yazılım: Tumeva Bilişim

Yeni Slow Radyo