Konunun başlığına bakınca, eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı —yani yeni adıyla fon vurguncu cambazı— Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın fon hırsızlığı ile malı nasıl götürdüklerinden bahsetmeden olmayacak.
Bu çok zatımuhterem hanımefendinin İBB’den burs alarak okuduğu, fakir olduğu için devletin beytülmalından aldığı fakirlik burslarıyla Amerikalarda eğitim gördüğünü bilmeyen yok. Peki, bu derece fakruzaruret içinde olan bir muhteremin Özata Denizcilik hisselerine tak diye 163 milyon TL’yi nasıl ve nereden bulup şak diye yatırdığını anlayan var mı? Dört ay içerisinde milyon dolarları nasıl söğüşlediklerini artık sadece Türk kamuoyu değil, dünya kamuoyu da öğrenmiş oldu sayelerinde.
Efendim, ne demişler: "Zenginin malı, züğürdün çenesini yorarmış." Çok doğru! Bizim gibi züğürtlere veya işini bilmez beceriksizlere, gemisini yüzdüren kaptanların dedikodularını yapmaktan başka bir çare kalmıyor. Ne yapalım şimdi, ağlayalım mı?
Aslında, helal kazanılmış para olsa ve yetimin, fakir fukaranın kul hakkı yenilmese lafını bile etmeyiz. Yukarıda "gemi" yazdım da birden aklıma çeşit çeşit hinlikler, "gemicikler" geldi; fakat şimdi konuyu dağıtmanın sırası değil. Aşırıya kaçmadan az bir dedikodu yapalım, sonra asıl mevzuya gireriz.
Biz yazılan, çizilen basının yalancısıyız. Yani 25 milyar dolarcık FON HIRSIZLIĞINDAN bahsediliyor. Bakın bu 25 milyar dolarcık ne demekmiş? En basit ifadeyle, bu parayla 440 adet F-16 veya 227 adet F-35 savaş uçağı alınabilecek devasa boyutta bir vurgun!
Yani hırsız çetesinin mensupları demişler ki: "Boğulursan büyük denizde boğul, anladın mı? Verince doyur, vurunca öldür... Attığın taş ürküttüğün kurbağaya değsin. Mademki atı alıyorsun, tabii ki Üsküdar’ı da geçsin!"
Şu Türkçemizin alicenaplığına, zenginliğine, muzipliğine, taşı gediğine koymasına ve güzelliğine bakar mısınız? Yaz Allah’ım yaz... Yazdıkça arkası bitmiyor!
Fon vurgununun belki en küçük ortağı, zavallı gariban ve de pek sayın, kıymetli devletlimiz, içlerinden en ehli kadir kıymet bilen çok muhterem eski bakanımız Fatma Hanımefendi hazretleri ve şürekasının fon vurgunu sadece fona 163 milyoncuk yatırıp 4-5 ayda 2,2 milyarcık kazanması çok görüldü! Şimdi tebrik ve takdirlerimizi sunmayalım, zaten milletin öfkesi burnunda... Fakat "kıskananlar çatlasın" demeden de bu yazıyı bitirmem, anladın mı? "İş bilenin, kılıç kullananın" demesem de ayıp olacak.
Neden mi derseniz? Rahmetli diyelim, bunların yaptıklarını tarihe mal olmuş "Sülün Osman" bile yapamadı da ondan! Bizim Sülün ancak köprüyü satabilmişti gariban; asla fakiri fukarayı dolandırmazdı. Yiğidi vur ama hakkını da ver.
Basit bir hesap: Şimdi bu cukkalanan paracıklarla ancak ve ancak 400-450 arasında dairecik alınabilir. Yani hepinizin bildiği gibi; daire var, dairecik var, anladın mı?
Aklıma şimdi şu geldi: Zavallı gariban, mevta eski Başbakanlardan Bülent Ecevit... Sen tut 50 yıl aktif siyaset yap, sonra da başbakanlık yap; bu süre zarfında Ankara’da Or-An Sitesi'nde sadece iki tane dairecik al. Reva mı bu? Zavallı, bu dairelerin birinde kendisi oturdu, öbürünü ise ne yaptı bilmiyorum.
Halbuki gençlik yıllarımızda hiç sevmediğim kişilerin başında gelirdi. Şimdikileri görünce, bunların yanında ne kadar pürupak ve zemzemle yıkanmış olduğunu geç de olsa anladık. (O zamanki şartlarda onu sevmememizin kendimizce makul ve izah edebileceğimiz sebepleri vardı, burası ayrı konu, geçelim.)
Bir de yine eski Milli Eğitim Bakanlarından Hasan Celal Güzel’in "Ben ne enayiymişim" yazısını okumuştum. Ben "Eski Türkiye-Yeni Türkiye" ayrımı yapmam. Türkiye, Türkiye’dir. Fakat "Eski Türkiye" dedikleri siyasetçi ve yöneticilerin hemen hemen birçoğu, şimdikilerin devlet yönetimi anlayışlarıyla kıyaslandığında, çoğunun Hasan Celal’in tabiriyle kafaları çok çalışmadığından olsa gerek enayilermiş! İşte ben o eski "enayi" denilenleri bu yüzden mumla arıyorum!
Esas konuya gelemedik hâlâ, uzattığımın farkındayım. Ama kafamda binbir türlü soru... Hangi birini sormayayım? Birini atlasam, öbür soru kızacak. En iyisi yavaştan ve kısaca devam etmekte yarar var.
Şimdi diyeceksiniz ki:
"Nasıl olur da koskoca Avrupa’nın bile kıskandığı anlı şanlı devletimiz bu işlerin önüne geçemez?!"
Efendim, biz o kadar derinlemesine bilmeyiz. Ne bilgimiz yetişir, ne kariyerimiz, ne de kapasitemiz... Ama yine de birkaç kelam edelim, kalem oynatalım. Oynatalım ki sorularımıza cevap bulalım:
Evvela: İslami referanslarla hareket eden son 25 yıllık siyaset kurumu, adalet ve yürütme mekanizması, Müslüman Türk milletinin manevi duygularını onarılamayacak kadar zarara ve hasara uğrattı mı?
Evet, uğrattı; hem de nasıl!
Peki: Yıllardır bu ve bu türlü yalan, dolan, kamu mallarını talan, ihalelerde vurgun, devletin hazinesinin içini boşaltanlar ve son günlerde zirve yapan FON SKANDALINDA; bu işleri bizzat yapanlara göz yuman kurumlar ve görevini ihmal edenler yok mu? Siyaset kurumu bu işin neresinde?
Herkesin içinden doğru cevaplar verdiğini duyar ve tahmin eder gibiyim. Sanki vatandaş kulağıma üfler gibi:
"Sanki işgal edilmişiz de düşman bütün varlıklarımızı yağmalıyor! Zavallı halk şüphelenmesin diye de camilerimizde ezan, Kur'an okunuyor; gönderde bayrağımız da dalgalanıyor! Çalınan 848 milyarın 2,2 milyarcığı Sayın Eski Bakanımız Fatma Hanımefendi’de çıktı ama kalan 846 milyar nerede ve kimlerde?"
Doğrusunu söyleyeyim mi, vatandaşın bu son sorusundan ben de ürktüm! Vatandaş durmuyor ki, daha da ileri gitti. Hep böyleleri de bizi bulur! Diyor ki:
"Şu anda bizi yöneten ve AKP’lileri yetiştiren etkin görüş, yani Nakşibendi Halidi tarikat şeyhlerinin anlayışlarına göre Türkiye bir 'Darülharp' ülkesidir, yani kafir ülkesidir. Bu yüzden de kamu malından yapılan her türlü yolsuzluk, hırsızlık ve ülkenin YAĞMALANMASI tarikatçı dinine göre mübahtır ve helaldir..."
Vay be! Vatandaş neler biliyor görüyorsunuz. "Yapma, etme, dur, sus, bir duyan olacak" desem de faydası yok. Vatandaş soruyor, ağzı susmuyor ki mübareğin:
"Bu dini kullanan dinciler, din sahtekarlarının çoğu Besmele çekerek hırsızlık yapmaktan utanmıyorlar. Hadi utanmanız kalmadı, Allah’tan da mı korkmuyorsunuz? Hani Peygamberin 'Kamu malından bir hırka çalan, savaşta bile ölse şehit olmaz' hadisi? Bıçak kemiğe dayandı, duyarlarsa duysunlar! Bu sahtekarlar; ölen şeyhlerinin paltosunu ve ağzından çıkan protez dişleri öpmek için ellerinin üzerinde koyun gibi dizilip sıraya giren çağın putçuları... Atatürk’e saygı duruşunda bulunanlara ise putperest diyorlar! İşte ülkemizin bekasına da beytülmalına da ülkemizi kurtaran devletimizin kurucularına karşı da düşman olan bu zihniyettekilerdir."
Daha başka şeyler de var diyerek devam etti. İktidar kanadından bu fon vurgunu için "Sadece sorumlulardan hesap sorulacak" denildi. Soruldu mu? Başka bir şey yapıldı mı? Hayır! Foncu Fatma Hanımefendiler ifadeye bile çağrılmadı. Hukuk muhalefete farklı, iktidar kanadına farklı mı işliyor? Şu işletilen hukuki süreç "ayrımcılık" değil de nedir? Bu uygulama ile adalete güven kalır mı? Kalmadı zaten...
Vay be! Biz de avukatız diye kendimizi bir şey sanıyorduk; adam bize neredeyse avukatlık dersi verecek! Baktım ki vatandaş fena halde dolu ve susmayacak, çareyi sohbet etmek için başka yere gitmekte buldum. Oradan hızla kalkıp gitmek isterken vatandaş burnundan solumaya devam ederek arkamdan yüksek sesle bağırdı:
"Sen otoyolları özelleştir, tersaneleri, limanları sat, halkın fonlarda birikmiş paralarını vurgunculara kaptır, anladın mı? Hâlâ bunlardan hesap sorulmayacak mı? Bu nasıl yönetim şekli be?!"
Vatandaşın hızını alamayıp "Acaba padişahlarda bile bu kadar yetki var mıydı?" diye mırıldandığını duyar gibi oldum sanki...
NOT: Bu konuyu mizah ederek yazmaya çalıştım. Asıl konumuz olan 'Siyasal İslamcılığın Analizi ve Tükenişi'ne bugün sıra gelmedi. Yarın ya da en geç birkaç gün içinde bu çok önemli konuyu ilmi verilerle inceleyeceğiz. Kaçırmamanızı öneririm.











