• Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri
Anasayfa
  • GÜNDEM
  • KAMU
  • SENDİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SİYASET
  • HUKUK
  • TÜRK DÜNYASI
  • EĞİTİM MEMURLAR
  • Ara
SON DAKİKA:
21:53
Kurban Bayramımız Kutlu Olsun
Video Galeri Foto Galeri Yazarlar Üye Paneli
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
  1. Köşe Yazarları
  2. Mehmet ARSLAN Eğitim Yönetimi Ve Planlama uzmanı
  3. Çocukluğumuzun geçtiği köyümüzün kışları
Yayınlanma: 23 Ocak 2022 - 00:41
Güncelleme: 23 Ocak 2022 - 00:56

Çocukluğumuzun geçtiği köyümüzün kışları

23 Ocak 2022 - 00:41
Güncelleme: 23 Ocak 2022 - 00:56
Yorumlar
Yazdır
A
Büyüt
A
Küçült
Yorumlar
 Çocukluğumuzun geçtiği köyümüzün kışları
Mehmet ARSLAN Eğitim Yönetimi Ve Planlama uzmanı
Doğrunun peşinde...


Köyümüz ve çevresinde çocukluğumuzun geçtiği yıllarda teknoloji, ulaşım ve iletişimin şimdiki duruma göre çok geri olmasına rağmen zamanımıza göre insanlar çok daha rahat ve mutlu hayat sürebiliyorlardı.

Çocukluğumuz ve ilk gençlik yıllarımızın geçtiği köyümüz Trabzon-Beşikdüzü –Dağlıca Köyü büyük bir köydü. Vakfıkebir ve Tonya kazaları arasında bizim köyün kendine bağlanması ve ayrılmaması için büyük çekişme vardı. Bağlı olduğumuz Tonya İlçesinden ayrılarak bize daha yakın ve daha kolay ulaşabildiğimiz Vakfıkebir İlçesine bağlanmıştık. Köyümüze araba yolu köylülerimizin bizzat fiili çalışmasıyla gelmişti. Köylülerimiz, ilçemiz Tonya iken köyümüzle ilgisi olmayan yollar için bile herkesi çalışmaya mecbur tutmuşlardı. Köylülerimiz çok fedakarlık yaparak iptidai olarak ta olsa dağınık olan köyümüzün ortasından toprak yol geçirerek o zaman nahiyemiz olarak olan Beşikdüzü’nden Tonya’nın İskenderli beldesine kadar uzanması sağlanmıştı.

Çocukluğumuz köyümüze çok kar yağıyordu. Ya da o zamanlar bize öyle geliyordu. Çocukluğumda kar yağmayan bir kış ayları görmemiştim. Kar yağınca, hayat zordu. Evlerin hiç birinin içinde içme suyu yoktu. Biz, amcam ve halamlar amcamların kabak armudu dediğimiz armudun altından akan pınar suyundan bütün su ihtiyaçlarımızı karşılıyorduk. Bu pınar suyu çok güzel içimli bir su idi. Elektrikte yoktu. Yani hayatımızı kolaylaştıracak hiçbir şey hemen hemen yok gibi idi.

Akşamları şayet aşanada(yemeklerin yapıldığı kısım) ocak başında oturuyor ve misafir yok ve kendi kendimize isek tenekeden yapılma idari lamba(küçük kandil biçiminde gazyağı ile fitille yanan lamba) yakıyorduk. Çünkü bu lamba yok az gaz yağı yakıyor ve çok iktisatlı idi. Zaten ocakta yanan ateşinde ışığı da aydınlanmaya katkı sağlıyordu. Bu sebeple bize yetiyordu. Bunun haricinde camlı lamba dediğimiz 7, 14, 16 numaralı lambalarımız vardı. Babam evde olduğunda aşanada otursak dahi camlı lamba yakardık. Odada soba kurduysak babam olsun olmasın mutlaka camlı lamba yakılıyordu. Misafir geldiğinde misafirin durumuna göre 14 ya da 16 numara camlı lamba yakılıyordu. Bu camlı lambalarda aydınlatmayı ayarlayan düğmeler vardı. Bunların dışında da her evde bulunmayan lüks denen bir aydınlatma aracı kullanılıyordu. Lüks ışığı çok kalabalık toplantılarda, mevlit, düğün ve meci(imece), teravih namazı kılmak için köy merkezinde kalabalık şekilde giderken vb toplantılarda kullanılıyordu. O zamanlar lüks ışığı olduğu mekanlar çok hoşumuza gider ve her tarafın gündüz gibi olduğunu zannederdik. Ve lüks yandığını mekanları ayrıcalıklı mekanlar gibi görürdük. Oralarda olmak bizi mutlu ederdi.

Bu yokluklar arasında zengin ve fakir arasında çokta büyük fark yoktu. Zengin olanarda lastik çizme ya da cıslavet ayakkabısı vardı fakirlerin de Trabzon Lastiği(kara lastik) vardı. Harçlıklar arasındaki farklar çok değildi. Kısmen birbirine yakındı. Zengin olsun fakir olsun ama her şeyi ile tabi besleniyorduk. Kar yağınca bütün işlerimiz zorlaşıyor gibi görünse de biz onu kolaylaştırıyorduk.

Kışın kar yağdığında bizler komple soba odasında otururduk. Ev de yemek aşanada pişirilir ve soba odasında sofranın üstünde yeniliyordu.

Gündüzleri komşulara gider veya onlar bizlere gelir mısır patlatır sonra kar donmamışsa sıkılmış bir kar topunu kara bırakır kontrollü bir şekilde yuvarlar ve büyütürdük. Daha sonra büyüyen bu kartopu dev büyüklüğe gelinceye kadar yuvarlardık. Sonra onu dev bir kartopu haline gelmesini sağlayarak kontrolsüz yuvarlardık. Kontrolsüz yuvarlanan bu büyük kütle ormanlık ve ya fındık bahçesine vardığında parça parça olmasını seyrederdik. Bundan dolayı kendimizi zafer kazanmış komutan gibi görüyorduk. Sonra yürüyerek evlere gelir. Ayağımızda Trabzon Lastikleri içinde ıslanan el örgü koyun yününden yapılmış çoraplarımızı sobanın yanında kuruturduk.

Yine sağlamca(sağlamca derken ayağımızda kara lastik ve yün çorap pantolon. Üstümüzde kazak varsa cekette giyerdik) giyinir dışarı çıkardık. Eğer kar hafif donduysa iskemleyi ters çevirir karın üstünde kayardık. Bazıları iskemleyle değil de ondan çok daha büyük olan ahşaptan yapılmış çamaşır teknesiyle kayarlardı. Ama biz onunla kaymazdık. Çünkü o hızlanınca kontrolden çıkabilir ve tehlikeli olabiliyordu. Ama iskemlede bu olmuyordu. Çünkü eğer kar çok donmadıysa iskemle daima bizim kontrolümüzde olurdu. Kar çok donmuşsa zaten kaymazdık.

Yerlerde kar olup ta hava güneşli ise bizim yerin en yüksek yeri olan Evliya Tepesine çıkar (fotoğraftaki en üstteki katlı çok katlı evin olduğu düzlük) oradan 30 yakın köyü uzaktan da olsa seyrederdik. En muhteşem görüntü ise tam karşımızda ulaşılmaz olarak görülen her tarafı bembeyaz olan Sis Dağının görüntüsü idi. Onu hep hayran hayran seyrederdik. Halamın yerinin tepesindeki Ağasarlı Azman denilen kişinin mezeresinin (yazlık olarak kullanılan teferruatsız ev) bitişiğinde Naltutmaz Tepesine çıkardık. O tepede genellikle sert kayalar vardı. Bütün rüzgarların uğrak yeri olduğu ve zeminin de kaya olması nedeniyle rüzgarlar burada karları başka taraflara savururdu. Bu sebeple güneşli havalarda buranın kayalık yerleri hemen meydana çıkıyordu. Buradan da Ağasar Köylerini seyrediyorduk. Naltutmazda kısım kısım çimenler vardı. Çimenler biraz kalın gibiydi. Bu çimenlere ayaklarımızla hızlı vurduğumuzda para şangırtısını( Ayak vurmamızla kalın toprakla kaya arasında sıkışan hava bu sesi yapacağı o zamanlar aklımıza gelmiyordu) andıran sesler geliyordu. Buralarda hazine olabileceğini zannediyorduk. Hatta büyük amcamın torunu hazine bulabileceği umuduyla birkaç kere kazmış ve bulamamış tabi. Bu tepelerden eve dönerken yine adına tur dediğimiz kartopu yuvarlayarak eve dönüyorduk.

Bazen de annemizin isteği üzerine lahana yemeği yapması için karların altından karalahana çıkartıp eve getirirdik. Karların altındaki lahanaları kökten kesip sepete koyar eve getirirdik. Anne ya da ablamız kökünden kestiğimiz lahananın yapraklarını alıp köklerini ayırırdı. Getirdiğimiz lahananın kökü dediğimiz toprağın dışında ve lahana yaprakları arasında kalan etli kısma kök deriz ve o köklerin iyilerini soyar yerdik. Donmuş kökler iyi olmuyordu. Yemediklerimizi doğrar ineklerimize verilirdi.

Köyümüzün Ağasar köylerine komşu sınırı olan Küplüce Mahallesinin(bizim mahalle) Kudili bölgesinde oturan halamlara giderdik. Onlarda çokça bulunan adına tuzak dediğimiz kapanlardan isterdik. Halamda eşini ikna eder bize vermesini sağlardı. Eve gelince, evin önüne biraz toz toprak atıp kuşların gelip tuzağın ucuna koyduğumuz mısır tanesini görmesini sağlardık. Bu işi tuzağı gizleyerek mısır tanesini görünür yapardık. Kuşlar gördükleri tozların arasında mısır tanesini yemeye geldiklerinde çoğunlukla tuzağa yakalanıyordu.

Kuşları canlı yakalamak için adına kapaniza dediğimiz düzeneklerimiz de vardı. Ve ya karatavuk ve kisa dediğimiz büyük ve daha etli kuşları canlı yakalamak için cıdık dediğimiz düzeneği bizden büyükler yaparak kullanıyorlardı.

Evlerde kışın çoğunlukla yöreye has küçük ama tadı çok güzel olan patates ya haşlanır ya da aşhana dediğimiz kısımdaki kızgın ocağın küllerini boşaltarak üstünü taş ocak kapağı ile örter üstüne küllü köz koyarlardı. Bu ocakta pişen patates nefasetten yenilmiyordu. Ya da bizim küçük ama mutlu dünyamızda biz öyle hissediyorduk.

Kar yağdığında ve ya havalar çok soğuk olduğunda aşana dediğimiz ve odun ateşinin devamlı yandığı yemeklerimizin pişirildiği kısımda tam ısınmak mümkün olmadığı için evin en korunaklı odasına kalın bir demir soba kurardık. Kalın yapılı soba geç ısınır geç soğurdu. Yani ateşi geçtikten sonra bile odayı ısıtıyordu. Kalın soba kurma imkanı olmayanlar gaz tenekelerinden köyümüzdeki çeşitli insanların köyde çiftçilik veya ev için gerekli olan alet edevat ve eşyaların yapımı, tamiri ve bakımlarının yapıldığı dükkanlarda adına beşko dediğimiz çok erken ısınan, çok erken soğuyan sobalardan yaptırıyordu. Bu sobalar çok daha ucuz oluyordu ama uzun ömürlü olmuyordu. Bu sobalar gaz tenekelerinden yapıldığı için kalınlığı ince idi. Hemen hemen her yanışta sobanın saçı ateş gibi kızıl rengini alıyordu.

Odaların altı döşeme tahtası dediğimiz tahtalardı. Bu tahtalarının yanmaması ve ya zarar görmemesi için sobanın altına kalın ve üstüne teneke çakılmış bir soba altlığı konuluyordu.

Odaların döşeme tahtası kişinin maddi durumu çok kötü değilse kaçakçıların Torul ve Kürtün, bazen de Tonya’nın yüksek kesimlerinde bulunan (bizim oralarda doruk dediğimiz değişik bir çam türü) çam ağaçlarını izinsiz kesip genelde geceleri katırlarla köye getiriyorlardı. Köyde kereste hızarı dediğimiz hızarla kırmızı çamur ve ya kömürlerle boyanan iplerin çırpi dediğimiz şekilde istenilen ölçülerde işaretlenmesinden sonra hazırlanan düzenekte biri üstte birisi altta olmak üzere iki kişi tarafından tahta haline getirilirdi. Daha sonra el planyası ve rende ile kullanılan kısmı işlenirdi. Sonra da evlerimizde bulunan iki ahırdan(ahır kısımları aşana kısmından bir kat aşağıda olurdu. Yani bu iki ahır yarım alt kat gibi inşa ediliyordu) biri olan ineklerin ahırlarının üstündeki kestane ve ya pelit ağaçlarından planlı bir şekilde konulmuş dökmelerin üstüne bu kalın döşeme çam tahtaları yerleştiriliyordu.

Bu yapı sisteminde ineklerin nefeslerinin sıcaklığından kısmen bizim odalarımız da nasibini alıyordu. Ve odamızda soba yanmadığı zamanlarında bile dondurucu soğuk olmuyordu.

Köyün merkezindeki okul bize 2.5km uzaklıkta idi. Karlı havalarda sabah kahvaltımızdan sonra amcamın evine uğrar oraya daha önce gelmiş büyük amcamın benden iki sınıf yukarı sınıfta olan torunu, amcamın aynı sınıfta olan ve benden iki sınıf yukarda okuyan çocuklarıyla yola düşer. Diğer akrabalarımızın çocuklarının katılımı ile karla kaplı patika yollarından karları yara yara okula giderdik. Öğretmenlerimizin merhametine göre yanan sobanın başında kurulanmamıza izin verilirdi bazen. Öğlen teneffüsünde okulda büyük sınıfların okul mutfağında süt tozundan yaptığı yoğurt, hazır gelen sıvı yağ ve buğday ekmeği veriliyordu. Eğer o gün okulda öğlen yiyecek verilmediği zamanlarda yünden yapılmış ve adına çentey dediğimiz kitap defter ve öğlen yiyeceklerimizin olduğu çantamızdan genellikle çökelek mısır ekmeği olan yiyeceğimizi çıkartıp yerdik. Sonra okulun bahçesinde kıran kırana kartopu oynardık sınıf arkadaşlarımızla. Dönüşümüz de çok eğlenceli oluyordu.

Kışın yaşayabileceğimiz tek sevimsiz durum ise, öğütülmüş mısır unumuzun bitmesi idi. Çünkü tükettiğimiz ekmeği mısır unundan yapıyorduk. Çünkü en zor iş kışın su değirmenine gitmekti. Geri kalan yiyeceklerimiz tekir(Serenler) dediğimiz altı direk üzerine kestane ağacından kalın kereste haline getirilerek çivi kullanılmadan kurulan bir nevi erzak deposu olan yerde her zaman bulunduruyorduk.

Kış akşamlarında dışarıda ıslık çalan rüzgarların olduğu karlı havalarda akşam soba yanan odanın penceresinden uzun ve büyük bahçemizde bembeyaz olan uçsuz bucaksız kar alanlarını, yapraksız ağaçları ve çok az olan yabani taflan(karayemişleri) ve kumar(orman gülü) dediğimiz ağaların haricinde koskoca arazilerde yeşillik görünmüyordu. Karşımızdaki mera dediğimiz kısımlarda yapraksız kızılağaçların içinde bulunduğu uçsuz bucaksız ve bizi korkutmayan birazda bizleri güzel düşüncelere sevke eden kar yığınlarını görüyorduk...


 

  • YORUMLAR
adlı kullanıcıya cevap x

Yazarın Diğer Yazıları

  • Yönetenlerin Yanlışlarını Göremeyen Öğrencime Mektup(2) - 19 Mayıs 2026
  • Yönetenlerin Yanlışlarını Göremeyen Öğrencime Mektup((1) - 29 Nisan 2026
  • Eğitimde ve Toplumda Şiddet: Bir Tükenişin Anatomisi - 16 Nisan 2026
  • Türkeş Bey'e ABD Ajanı Diyen Marks'ın Çocuklarına ve İnanan Zavallılara - 05 Nisan 2026
  • "Tarih Baba" Ortaylı'yı Mahşeri Kalabalıkla Ahirete Yolcu Ettik - 17 Mart 2026
  • Türkiye'de İdeolojik Olayları Hazırlayan Süreçler ve Olaylar Gerçeği(5) - 10 Mart 2026
  • Türkiye'de İdeolojik Olayları Hazırlayan Süreçler ve Olaylar Gerçeği (4) - 08 Şubat 2026
  • Türkiye'de İdeolojik Olayları Hazırlayan Süreçler ve Olaylar Gerçeği (3) - 21 Ocak 2026
  • Sarıkamışta, Soğuğa ve Moskof'a Karşı Destan Yazan Vatan Evlatları - 22 Aralık 2025
  • Türkiye'de İdeolojik Olayları Hazırlayan Süreçler ve Olaylar Gerçeği (2) - 11 Kasım 2025
  • Türkiye'de İdeolojik Olayları Hazırlayan Süreçler ve Olaylar Gerçeği (1) - 22 Ekim 2025
  • Soğuk Savaş Döneminde SSCB Talepleri ve Baskıları Türkiye'yi Batı ve ABD'ye Mecbur Bırakmıştı - 02 Ekim 2025
  • Bize Ne Oldu! - 10 Eylül 2025
  • Milli Mücadelenin Kazanıldığının Resmileşmeye Başladığı Büyük Zaferimiz - 31 Ağustos 2025
  • Memur-Sen Hakem Heyetine Güvenmiyormuş! - 24 Ağustos 2025
  • 15 Temmuz Kalkışması Üzerine Düşünceler - 15 Temmuz 2025
  • Birliğimize Kast Edenlere Verilen Değeri, Anlamak Mümkün Değil - 16 Mayıs 2025
  • Tam Çökmenin Yaşandığı MEB'de Yeni Çökme "Proje Okulları" (2) - 27 Nisan 2025
  • Tam Çökmenin Yaşandığı MEB'de Yeni Çökme "Proje Okulları" (1) - 15 Nisan 2025
  • Volkan Konak'ın Ölümüyle Ölümü Yeniden Öldürenler - 04 Nisan 2025
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 13
ilan.gov.tr
Gazete arşivi için üye girişi yapmanız gerekmektedir.
Köşe Yazarları
Serdar Gündüz Liyakat-Sen Genel Sekreteri
Serdar Gündüz Liyakat-Sen Genel Sekreteri
Eğitimle Ulus Devlet Bilincini Geliştirmek
Cahit Akdoğan Araştırmacı yazar
Cahit Akdoğan Araştırmacı yazar
Yıllardır Bekleyen Hacı Adaylarının Feryadı...
Ahmet Acaroğlu Türk Ocağı Eski Başkanı
Ahmet Acaroğlu Türk Ocağı Eski Başkanı
Edirne ve Uzunköprü'de Fetih Coşkusu
Yönetenlerin Yanlışlarını Göremeyen Öğrencime Mektup(2)
Mehmet ARSLAN Eğitim Yönetimi Ve Planlama uzmanı
Yönetenlerin Yanlışlarını Göremeyen Öğrencime Mektup(2)
Remzi ÖZMEN TES İst 8 Nolu eski Şb. Bşk, Kamu-Sen İst eski Bşk
Remzi ÖZMEN TES İst 8 Nolu eski Şb. Bşk, Kamu-Sen İst eski Bşk
Müdür ve Yardımcıları Akademiye
Av.Alev SEZEN M.A. Adli Bilimler Uzmanı
Av.Alev SEZEN M.A. Adli Bilimler Uzmanı
Siyasi Umutsuzluk
Sendikalar Sendika Patronluğundan Kurtulmalı, Rota Yeniden Çizilmeli
Kadriye Demirel (AES Antalya il Temsilcisi , Eğitim koçu)
Sendikalar Sendika Patronluğundan Kurtulmalı, Rota Yeniden Çizilmeli
Aziz Dolu Atabey
Aziz Dolu Atabey
Adalet; paylaşım ile suç ve ceza arasında orantı
Yaşar YENİÇERİOĞLU UAEF Başk
Yaşar YENİÇERİOĞLU UAEF Başk
Yeryüzünde Gezin Dolaşın!..
Reyhan Yıldız Eğitimci Yazar
Reyhan Yıldız Eğitimci Yazar
Mürailer Arasında Hakikatin Vakur Adımları
Yusuf İPEKLİ
Yusuf İPEKLİ
Oku-yorum...
Şu Hayat
Namık Özer ERDOĞAN Atatürk Eğ.En.Eski Md.
Şu Hayat
Sri Lanka Gezimizden
Canan ÖZDEMİR Uzman Sosyolog
Sri Lanka Gezimizden
Açılımda kritik eşik: MİT, 'PKK silah bıraktı' diyemez!
Misafir Yazılar
Açılımda kritik eşik: MİT, 'PKK silah bıraktı' diyemez!
Kimsenin Vatan, Namus Emniyeti Kalmadı!
Orhan KILIÇOĞLU
Kimsenin Vatan, Namus Emniyeti Kalmadı!
Din Anlayışının Ahlaki Çöküntüdeki Etkisi ve Felsefi Düşünce
Av.Faruk Ülker Ümraniye Türk Ocağı Eski Bşk
Din Anlayışının Ahlaki Çöküntüdeki Etkisi ve Felsefi Düşünce
Bayram Vesilesiyle
Ali Kemal Gül
Bayram Vesilesiyle
İki Menfur Saldırı Ve Katliam Çok Yönlü İncelenmelidir
Türk Ocakları'ndan
İki Menfur Saldırı Ve Katliam Çok Yönlü İncelenmelidir
Kuvvayi Milliye Ruhuyla Bandırma Vapurunda Olmak..
Şerife Güven
Kuvvayi Milliye Ruhuyla Bandırma Vapurunda Olmak..
Türk'üz Elhamdülillah
Köksal Cengiz
Türk'üz Elhamdülillah
Ermeni İftiraları ve Gerçekler
Şevket Sezer
Ermeni İftiraları ve Gerçekler
Çok Okunan Haberler
CHP'ye mutlak butlan kararı çıktı
CHP'ye mutlak butlan kararı çıktı
Resmî Gazete’de yayımlandı: Bilgi Üniversitesi kapatıldı
Resmî Gazete’de yayımlandı: Bilgi Üniversitesi kapatıldı
Türk dünyası Uygur soykırımını neden görmüyor?
Türk dünyası Uygur soykırımını neden görmüyor?
Ana Sayfa
GÜNDEM
KAMU
SENDİKA
DÜNYA
EKONOMİ
SİYASET
HUKUK
TÜRK DÜNYASI
EĞİTİM
MEMURLAR
Köşe Yazarları
Foto Galeri
Video Galeri
Biyografiler
Üye Paneli
Günün Haberleri
Arşiv
Gazete Arşivi
Anketler
Gazete Manşetleri
  • EKONOMİ
  • HUKUK
  • KAMU
  • MEMURLAR
  • SENDİKA
  • TÜRK DÜNYASI
  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Köşe Yazarları
  • Biyografiler
  • Üye Paneli
  • Günün Haberleri
  • Arşiv
  • Gazete Arşivi
  • Anketler
  • Gazete Manşetleri
sanalbasin.com üyesidir

  • Rss
  • Sitemap
  • Künye
  • İletişim
  • Çerez Politikası
  • Gizlilik İlkeleri

Sitemizde bulunan yazı , video, fotoğraf ve haberlerin her hakkı saklıdır.
İzinsiz veya kaynak gösterilemeden kullanılamaz.

Yazılım: Tumeva Bilişim

Yeni Slow Radyo