Prof.Dr.Erhan AYDIN’ın “Eski Türklerde Gündelik Hayat” isimli kitaptan hareketle yazıtlarda geçen cenaze töreniyle ilgili bazı sözcüklerden bahsedeceğim:
“Cenaze Törenleri
Çin kaynaklarının ifadesine göre Türklerin, ölmüşlerinin mezarlarını ziyaret etmek ve dolayısıyla kurban sunmak amacıyla atalar mağarası adlı bir yer, yılın belli zamanlarında ziyaret edilmektedir. Ancak atalar mağarasının yeri bilinmemektedir. Çinlilerin anlattığından hareketle, Köktürk kağanının kendisi, atalar mağarasına gittiğine göre, kağanın sürekli yaşadığı Ötüken Yış’a yakın bir yerde olması gerekir. Atalar mağarası Biçurin’e göre Altay Dağları’nda, Klyaştornıy’a göre efsanevi dişi kurdun Türk hanedanlığı kurucularını doğurduğu rivayet edilen ve Turfan’ın kuzeybatısında bulunan dağda idi. Fakat bu yerler Ötüken Yış’tan çok uzaktır. Ayrıca yine Çin kaynaklarının ifadesine göre, beşinci ayın ortasında gök tanrısına kurban sunmak üzere Tamir ırmağı kıyısında toplanılıyordu.
…Chou, Sui ve Tang hanedanlığı yıllıklarında Türklerin efsanevi olarak ortaya çıkışını anlatan olayda geçen kurdun, düşmanları görünce Gaochang tarafındaki dağlara kaçmasının anlatıldığı dağın neresi olabileceği, hatta Çinlilerin, Türklerin tarih sahnesine çıktığı yer olarak gösterdiği bölgenin, aşağı yukarı bugünkü Doğu Türkistan’da olmasından dolayı bu bölge hakkında da uzun uzadıya tartışmalar yapılmıştır… (s.369-370)
Bugün sayısı beş yüzü aşkın olsa da eski Türk yazıtlarının kuşkusuz en değerlilerinden biri Köl Tegin yazıtıdır. Çünkü ağabey Bilge Kağan, Köl Tegin’in ölümünün nasıl gerçekleştiğine dair bilgi vermemişse de ölümünden duyduğu keder ve cenaze törenine katılanların getirdiği armağanların anlatılması kuşkusuz çok değerlidir. Ancak Köl Tegin’in, kağanın kardeşi ve aynı zamanda önemli bir komutan olması dolayısıyla cenaze töreninin daha özenli ve geniş katılımlı olduğu kendiliğinden anlaşılmaktadır. Giraud, Tonyukuk yazıtından hareket ederek Tonyukuk’a göre ölümün önemli olmadığı gibi ilginç bir tespitte bulunur. Bu nedenle de yazıtında ölümden söz etmez. Ancak milletin topyekûn ölümü konu olduğu zaman ölümden söz eder. Aksine Bilge Kağan’ın, kardeşi Köl Tegin anısına yazdırdığı eserinde ölüm ve ölümün verdiği keder büyük bir yer tutar. (s.371)
…törenlerin tam olarak nasıl yapıldığı konusu aydınlığa kavuşturulamamıştır. Özellikle önemli kişilerin defni ile yoğ törenlerinin farklı zamanlarda yapıldığı Köl Tegin yazıtının kuzey-doğu yüzünde bulunan cümleden açıkça anlaşılmaktadır: Köl tegin kon yılka yeti yegirmke uçdı tokuzunç ay yeti otuzka yog ertürtümüz ‘Köl Tegin koyun yılının on yedisinde (sonsuzluğa) uçtu. Dokuzuncu ayın yirmi yedisinde cenaze törenini yaptırdık.’ (s.372)
Türk runik harfli eski Türk yazıtlarında ‘ölmek’ anlamındaki temel fiil öl-’dir. Bu fiilden yapılmış türevler de bulunmaktadır… (s.373)
Balbal: ‘Savaşlarda öldürülen düşmanları temsilen dikilen taş’ olarak anlamlandırılabilecek sözcük… (s.382)
Çin kaynaklarının verdiği bilgiye göre taşların sayısı, sağlığında öldürdüğü insanların sayısına bağlıdır…
…Kimi araştırmacılar, özellikle Çin kaynaklarından esinlenerek balbal ile kişinin yaşamı boyunca öldürdüğü her kişi için dikilen heykeller olarak anlar. Kimi araştırmacılar ise mezarın üzeri ve etrafı ile belli bir uzaklığa kadar uzanan biçimsiz taşların kastedildiğini öne sürer... Öteki öneri ise balbal ile kastedilen insan biçimli heykellerdir…
Balbal kavramı hakkında Çinlilerin verdiği bilginin doğru olduğunda kuşku yoktur. Öyleyse öldürdüğü kişi sayısı kadar dikilen taş, mezarın üzerine ve etrafına konanlar olmalıdır. Uzak mesafeye kadar uzanan taşlar ise, külliyenin yerini işaret etmek ve ziyaretçilerin kolaylıkla bulabilmesi için bir tür anahtar görevinde olup balbal ile ilgisi bulunmamaktadır… (s.384)
Son bir not olarak yazıtların bulunduğu külliyelerdeki heykellerin, özellikle de insan biçimli olanların başlarının kırık olması, genellikle İslâm inancı çerçevesinde değerlendirilmiş ve İslâm taasubunun heykellere sıcak bakmamasıyla ilişkilendirilmişti. Ancak Barthold güzel bir tespit yaparak bunun nedenini, Moğolların eski insan resim ve heykellerinin mevcut hayatttaki insanlara zarar vereceği düşüncesine bağlar. En azından İslâm’ın çok fazla yayılmadığı orta ve kuzey Moğolistan coğrafyasında, neredeyse her heykelin başının kırık olması, daha mantıklı bir çerçeveye oturtulmuş olmaktadır…
Bark: Sözcüğün, özellikle ev-bark ikilemesinde kullanılmasından anlaşıldığı kadarıyla ev, yani çadırın ve etrafındaki yaşam için gerekli tüm öğelerin bulunduğu alan anlamında olması gerekir… (s.385)
Kapırçak: ‘Tabut’ anlamındaki sözcüğün okunuşu ve dolayısıyla anlamlandırılmasında sorunlar bulunmaktadır… (s.387)
Mintisi: Mingjing metninin Çince hazırlandığı ve ölü defnedilirken üzerine konduğu, mingjing uygulaması için bilinen bir şeydir. Daha sonra da bu mingjing metni Türk runik harflerine aktarılmış olmalıdır… (s.389)
Sıgıt: ‘Ağıt, feryat’ anlamındaki sözcük, sıgıtçı ve sıgta- gibi türevleriyle birlikte toplam yedi kez tespit edilmiştir…
Sıgıt sözcüğünden isim yapan +çI ekiyle kurulmuş sıgıtçı biçimi de bir tür meslek adı olarak üç kez tespit edilmiştir… (s.390)
Sın: Sözcük, yalnızca Karı Çor Tegin yazıtının 12.satırında tespit edilmiştir…
…art ünlülü s harfi ile yazılan sözcüğün, Uygur Kağanlığı yazıtlarından Tariat (Terh)’ta sinleg ‘mezarlık’ olarak tespit edildiği,… araştırmacılarca ısrarla öne sürülmektedir…
Kaşgarlı Mahmud’un sın sözcüğü için verdiği bilgi ilginçtir: “Sın ‘boy, bos’. Bu sözden alınarak bodhlug sınlıg kişi ‘boylu boslu adam’ denir. Buradan alınarak mezara da ‘sın’ denir. Çünkü mezar, insanın boyunca olur.” Bu maddenin ardından Kaşgarlı Mahmud, başka bir sın daha yazarak ona ise ‘mezar’ anlamı verir. Kaşgarlı, iki sın sözcüğünün aynı kökenden olmadığını biliyor olmasındandır ki aynı maddede yer vermemiştir. (s.391-392)
Toltun: Sözcük, isim olarak toltun ve fiil olarak toltunla- biçiminde yalnızca Bümbögör yazıtında iki kez tespit edilmiştir…
…güçlü bir olasılıkla Karluk prensesinin defni ve defin töreni ile ilgili küçücük de olsa bir bilgi elde edilebilmekte, toltun sözcüğünü ‘kabir’; toltunla- fiilini ise ‘gömmek, defnetmek’ anlamıyla karşılamak mümkün olmaktadır… (s.393)
Yoğ: Eski Türk yazıtlarının cenaze törenleri ile ilgili en ünlü sözcüğü kuşkusuz yog ve bunun türevleridir. Yog’un türlü eklerle kurulmuş türevleri şunlardır: Yogcı, yogla- ve yoglat-.
…Bilge Kağan doğu 20’de geçen… (Ka)nın ügüzçe yügürti sünüküg tagça yatdı ‘Kanlarınız ırmak gibi aktı, kemikleriniz dağ gibi yığıldı.’ Bu cümledeki duygusallığa değinen Barthold, yazıtlarda öldürülen düşmanların sayısının açıklanmadığını ve fazlalığıyla övünülmediğini, oysa Asur hükümdarlarının belgelerinde, öldürülen düşmanların övünülerek anlatıldığını belirtir.
Ölüm, eski günlere özlem gibi konular da kimi zaman adına yazıt dikilen kişilerin kimi zaman da yazıtı diken kimselerin ağzından tüm çıplaklığıyla anlatılır. Ancak Yenisey bölgesi yazıtları, üzüntü ifade eden duyguların aktarımı konusunda kesinlikle ayrı bir yere konmalıdır. Belki de eski Türk yazıtları döneminde, hüznün en çok işlendiği metinler, Yenisey bölgesinde ele geçen iki yüz civarındaki yazıttır. Yenisey yazıtlarında kahramanlık içeren cümleler, özellikle Moğolistan’daki kağanlık ve beylik yazıtlarına göre daha az olup savaşlara neredeyse hiç yer verilmemiştir. Belki de bunun en önemli nedeni, bu yazıtların büyük bölümünün mezar taşı olmasında saklıdır. Doğal olarak ölen kişi adına dikilen mezar taşında hüzün egemen olacaktır ve bunu garipsememek gerekir. (s.448)
Devam edeceğiz…











