Mehmet ARSLAN Eğitim Yönetimi Ve Planlama uzmanı

Mehmet ARSLAN Eğitim Yönetimi Ve Planlama uzmanı

edip.halide@gmail.com

Hicap Duyuyorum

24 Mart 2020 - 17:03

 

Güya Çin Kovit 19 Virüsü tespit için ülkemize 1 milyon kit yollamış Ücretini Atatürk ödedi diyerek de para talep etmemiş..

Bunun sebebi de Atatürk zamanında kurulan Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsünde 1940 yılında Çin’de çıkan kolera salgını nedeniyle 1 milyon aşı göndermesiymiş!

Bunu paylaşım, akıl ve mantıktan mahrum bir paylaşımdır. Çin'in tarih boyunca Türk Milletine uyguladığı ve halen devam eden katliam ve soykırımı Atatürk'ü kullanarak unutturmak ve ya dünyanın en büyük katil devleti olan Çin'i aklamak manasına geldiğinin farkında değil misiniz?

Ey tarih bilmez ve soykırım unutucuları ve ya dünyadan habersiz yaşayanlar biraz araştırın. Ve yakın geçmişinizi öğrenin diyeceğim. Öyle önünüze gelen her şeyi paylaşmayın. Bunun vebali hem millete karşı hem de Allah'a karşı çok büyüktür.

Bu paylaşımın tamamına yakını yanlıştır .

Şöyle ki: 1940 yılında Çin'in büyük bir kısmı Japonya işgali altındadır. Çinliler ise ikiye bölünmüştür. Bir tarafta Çan Kayşek Japonlara karşı mücadele veriyor ve diğer tarafta da komünist ihtilalcilerle karşı mücadele veriyor. Diğer tarafta ise Mao ve ihtilalciler... Ve aynı zamanda güçlü Japonya Çin'i abluka altına almış giriş çıkış onun izniyle oluyor. Yalnızca batı ve dağlık alan ulaşıma açık....Yani Japonya'nın izin vermediği hiç bir şey olmuyor. Ve Çin'de suçsuz insanlara bile katliama tabi tutan Japonya neden aşıya izin versin?  Ulaşıma tek açık taraf olan dağlık yoldan ise oraya o kadar aşıyı ulaştırmak teknik olarak hemen hemen çokta mümkün değil?

Gelelim 1940 ların Türkiye'sine….. Çağın en teknik ve askeri bakımdan güçlü devleti tam donanımlı olarak tepemizde beklemektedir. Seferberlik ilan edilmiş ve eski askerler silah altına alınmış. Büyük bir insan gücünün idamesi sağlanmaya çalışılmış. Makineleşmeye geçilemediğinden İnsan gücüyle yapılmakta olan tarım durma noktasına gelmiş. Çok az olan sanayi ise yavaşlamıştı. Türkiye orduyu besleyebilmek için halkın elindeki bazı maddelerin kullanılmasına kısıtlama getirmişti. Millet kıtlıkla boğuşmaya başlamıştı. Türkiye bulaşıcı ve salgın hastalıklarla bile yeterince mücadele edemiyordu. Askerliğini 1933 yılında bitiren amcam savaş tehlikesi dolayesiyle Trakya’daki askeri birliklere silah altına alınmıştı. Rahmetli amcamın anlattığına;  göre bırakın salgın hastalıklarla mücadeleyi bitlerle bile mücadele edilemiyordu. İlaç yoktu ve ateş yakarak çıkarttığımız elbiselerimizi ateşin üstünde silkeleyerek onları öyle öldürürdük diyordu. Yani Türkiye bağımsız ama her an saldırı tehlikesiyle baş başa kaldığı için bir çok kişiyi silah altına almış  durumdaydı. Ve ekonomik olarak kurtuluş harbine yakın bir durum hakimdi...

Şimdi bir düşünelim…Her şeye rağmen sofralardan çoğu zaman aç kalkmak zorunda kalan o zamandaki Türkiyesi kendisine acil olarak lazım olmayan bir milyon kolera aşını üretsin. Bozulmaması için olmayan teknik muhafaza odalarında bekletsin.haber alınması kolay olmayan Çin'de kolera salgınını duyarak deniz yoluyla gitmesi mümkün olmayan Çin'e dünyanın en dağlık ve bırakın asfalt yolu şose yolu bile olmayan ve savaş sebebiyle kan deryasına dönen yollardan geçerek Çin'e ulaştığını kabul edelim. Peki bu aşıları işgal ordularını olan Japonlara mı, General Çankaysek' mi yoksa ihtilalci Mao taraftarlarına mı teslim etti acaba.....? O zaman Birleşmiş Milletler Teşkilatı yok yerine çok daha güçsüz ve işlevsiz olan Cemiyeti Akvam var. Yani Milletler Cemiyeti. Milletler Cemiyetinin Çin’e ulaştırması çok zor idi. Kolay olduğunu kabul etsek bile Cemiyeti Akvamın bunu başarabilecek bir yapısı ve teşkilatı da yoktu. Ama o zamanki bazı basının beyanına göre tarafsız devletlerin yardımı ile Milletler Cemiyetinin hakemliğince iletişim yolu denenmiş.  Sadece şeklen var olan bir teşkilat için çok zor bir hadiseydi zaten...

 

O zamanın Ülkemizde yayımlanan bazı gazetelerde  Çin'e kolera aşısı yardımı yapılması için çalışmalar yapıldığını yazmasına rağmen çokta sağlıklı bir bilgi olduğu kanaatinde değilim. Çünkü basın üzerinde bir savaş baskısı mevcuttur. Türkiye büyük devletlerle savaşa girip girmeme konusunda görüşmelere zorlanıyordu. Yani İngiltere’nin taraf olduğu blokla Almayanın taraf olduğu blokla da  gizli gizli mecburen görüşülüyor. Her iki tarafı da küstürmemeye gayret ediyordu. Savaş taraftarı olmadığını görüşünün en büyük tanıtısı olan bir fırsat olarak değerlendirilmek üzere Çin’e yardım konusunu seslendirmeyi değerlendirmeye almıştır. Türkiye hiçbir gücü küstürmeden ve aynı zamanda saldırıya uğramamak için insani yanını varlığını ortaya koymaya çalışıyordu. Yine bazı gazetelerin beyanına göre bütün güçsüzlüğüne rağmen Milletler Cemiyeti araya girmesiyle Filipinlerin üzerinden diğer devletlerinde bazı yardımlarını bizim de bir kısım kolera ışı yardımının tarafsız devletler aracılığı ile iletecek mekanizmaya teslim edildiği yazılmıştır.  Bu durum doğru kabul edilse dahi Çin o zaman bir başka rejimin yönettiği Çin’dir. Daha sonra ihtilalle yönetimi ele geçiren Mao eskiye ait hiç bir değere itibar etmemiştir…

Velev ki bir olmayan teknik şartlarımızı ve maddi imkanlarımızı zorlayarak bir milyon kolera aşımızı ürettik ve bir şekilde o zamanki dünyanı  tanıdığı Çin yönetimi olan Çan Kayşek’e teslim ettik. O da kendi hükmettiği bölgelere dağıttı. Mao ve komünistlerle çatışma halinde onlara nasıl kolera aşısı verecek ve ya devlet olarak uygulayacak? Çünkü onlar o zaman isyancı ve devlete karşı…

Türkiye o dönemde çok büyük zorluklar yaşamış yine 1. Cihan Harbinde olduğu gibi İngiltere’ye sipariş ettiği gemilere el konulmuş onları almaya gidecek olan kişileri Mısıra götüren Refah Gemisi Mısır yakınlarında  batırılmış. Yani Türkiye bıçak sırtında durmaktadır. Savaşa girmemek için büyük gayret göstermektedir. Bu sebeple gazetelere dünya kamuoyunda Türkiye’ye prestij sağlayacak yardım konusunda reklam yapacak bir fırsat görmüş değerlendirmiştir.

Çan Kayşek’i yenerek başa gelen Mao ve komünistler eski yönetime ait hiçbir değer ve antlaşmaya sahip çıkmamış ve kabul de etmemiştir. Eski yönetime zamanında onlara göre kapitalist ülkelerin kendilerine değil de eski rejim taraflarının hakim olduğu bölgeye yapılan yardıma yardımı kendilerine yapılmış sayar mı?

Bir başka açıdan Atatürk 10 Kasımda vefat etmiştir. Ama o zamanki gazetelerin haberine göre yardım ise 1938 Aralık ayının sonlarına doğru başlamış. Yani Atatürk zamanında değil… Hadi Komünist Çin yardım nere yapılırsa yapılsın diyerek kabul etmiş olsun… Neden İsmet İnönü değil de Atatürk desin. Yok eğer 1928 Atatürk zamanında kuruldu Dr Refik Saydam Hıfsıhha diye savunursanız. O zamanın başbakanı İnönü idi Yardımın yapıldığı zamanın Cumhurbaşkanı da İnönü olduğu için onu  adının anılması gerekmez mi idi?

Ez cümle olarak Bilge Kağandan sonra Türk Milleti diye hitap ederek değer veren bir lider olan Atatürk’e Türkün ezeli düşmanı Çin’in hiçbir yöneticisi saygı duymaz. Bu mihvalde bir söz söylese dahi bu söz katliamlara karşı cephe alan Türk milletinin Çin hakkında olumsuz yargısını kırmak için söylenmiştir. Bunun yanında ABD,BATI ve Rusya tarafından dışlanan Türkiye’ye sahip çıkıyor  düşüncesini oluşturmak içindir. Samimi değildiri

Çin dünya üzerinde en eski medeniyetlerden birisi olmasına rağmen katil bir devlettir. Orta Asya’da kurulun bütün devletlerimize düşmanlık yapmıştır. Her Türk devletinin yıkılışında faal rol oynamıştır....Tarih boyunca Türk'ün en büyük düşmanı olmuştur....

Bizler anavatanımız olan Orta Asya'yı Çinlilerin uyguladığı baskı ve züllümler yüzünden terk ettik...Kalan kardeşlerimizin dünyada eşi benzeri görülmemiş katliamlara maruz kaldıkları gün gibi ortadadır.

İşin diğer boyutunu ise sağlık bakanı açıklamıştır. Sağlık bakanı  alınan aşıların bedellerinin ödendiğini ve bedava aşı alınmadığını Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanı olarak açıklamıştır.... Ey Milletim  Mao'nun yerli uşaklarının sözlerine ne erken de aldanıyorsunuz!....

Çin tarih boyunca Türkleri düşman bilmiştir ve bu durum zamanımızda daha da güçlü olarak devam etmektedir. Kahrolsun Türk Milletinin düşmanı kızıl Çin ve onun işbirlikçileri....Yaşasın Bilge Kaağ’nın vasiyetini unutmayan ve onun çok iyi anlayan Hakiki Türk Evlatları